Başbakan Erdoğan ve bakanları ikide bir “masadan kalkan biz olmayacağız” diyorlar. Bunun sık sık söylenmesi bir maksadı ifade ediyor. Şu anda uzlaşma komisyonu denilen “masanın” sonunda dağılacağını itiraf ediyor. Daha doğrusu kendi tutumlarıyla uzlaşma komisyonunun dağılacağını bildiğinden şimdiden kendi suçunu başkalarına yüklemeye çalışıyor. Esas olarak da BDP’nin uzlaşmaz olduğunu söylemek için “masadan kalkan biz olmayacağız” tekerlemesini tekrarlıyor. Biz de şimdiden ilan ediyoruz “masayı” dağıtan AKP olacaktır. Daha doğrusu masadakileri kaçırtacaktır.  Herkes de biliyor ki yeni bir anayasa Kürt sorununu çözebilirse yeni ve demokratik olacaktır. Bunun dışındaki her anayasa ve yazım biçimi 12 Eylül anayasasının yeni bir versiyonu olacaktır.
Kürt sorunu çerçevesinde Meclis’teki partilerin konumuna bakarsak esas olarak BDP talep eden parti olacaktır. Çünkü Kürtlerin taleplerini yansıtan tek parti BDP’dir. BDP kendi dışındaki Kürt siyasi çevrelerinin görüşünü de yansıtacaktır. İmzaya açılan dört maddeyi farklı görüşten Kürt çevrelerinin kabul ettikleri bilinmektedir. Bu nedenle BDP’nin talepleri tüm Kürtleri bağlamaz denilemez. Ulusal demokratik talepli Kürtlerden söz ediyorsak BDP’nin talepleri Kürt çoğunluğunun talepleri olarak yansıyacaktır.
MHP ise milliyetçi ve şoven bir partidir. Bu karakterdeki partiler dünyanın her tarafında farklı kimliklerin taleplerini reddederler. Ulusal sorunlarda hep karşı çıkan pozisyonda olmuşlardır. Dolayısıyla MHP’nin Kürt sorununu ilgilendiren konuların tümüne olumsuz bakacağı açıktır. Bu yönüyle Türk devletinin Kürtlere karşı yürüttüğü psikolojik savaşın en temel aktörlerinden biridir. Demokratikleşme sorunları söz konusu olduğunda MHP her zaman devlet ve hükümet için ölümü gösterip sıtmaya razı etme aktörüdür. Özcesi MHP en aza razı etmenin oyuncusudur. Bu yönüyle zımni ya da açık devletin psikolojik savaş rolü verdiği bir partidir. Kürt sorunu söz konusu olduğunda AKP’nin elini güçlendiren bir oyuncu konumundadır. Nitekim AKP “bakın MHP hiçbir şeyi kabul etmiyor, buna rağmen biz şunları yapıyoruz” diyerek Kürtlere kendi politikalarını kabul ettirmeye çalışıyor.
Bu çerçeveden bakıldığında Kürt sorunu söz konusu olduğunda MHP’den olumlu ya da olumsuz hiçbir şey beklememek gerekiyor. O, tarihsel rolünü oynuyor. Gönümüzde ise Kürtleri en aza razı etmenin aktörüdür. Bu açıdan MHP için masadan kalktı ya da masadadır denilemez. MHP ölçülerine göre Kürt sorunu çözülemez. Ya da BDP şunu istiyor, MHP şunu istiyor bu nedenle ortayı bulalım denilemez.
CHP mevcut durumda Kürt sorunu konusunda AKP ile aynı noktadadır. Hatta muhalefet olduğu için bir adım daha ötede olumlu pozisyon takınabilir. CHP 1990’lı yıllarda sol ve çeşitli aydın kesimlerin Kürtlerle ittifakını önlemek ve bu kesimleri devletin inkarcı politikalarına yedekleme görevini üstlenmiş bir partiydi. Deniz Baykal CHP’yi yıllarca bu konumda tuttu. Ancak gelinen aşamada klasik Kürt politikası iflas edip devlet Kürtleri yeni biçimde egemenlik ve kültürel soykırım politikası içine sokma stratejisini izleyince CHP de bu yönlü bir yola girdi. Çünkü Kürt halkının mücadelesi karşısında klasik Kürt politikasını savunmak devlet açısından yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle devletin en fazla sıkıştığı dil ve kültür alanında kimi yumuşamalar sağlayarak yürütmek istediği yeni politikayı sahiplendi. Zaten kendini sosyal demokrat olarak tanımladığı için şimdi bu yönlü politikaları daha fazla sahiplenir gözükmektedir. CHP mevcut durumda devletin kabul edebileceği sınırlarda bir Kürt politikasına sahiptir. Bu da en az AKP’nin kabul edebileceği düzeyde bir Kürt politikasına sahip olacağını göstermektedir.
AKP ise mevcut Kürt politikasını devletin tüm kurumlarıyla birlikte oluşturmuş bir partidir. Hükümet partisi olduğu için devletin yeni Kürt politikasının tüm inceliklerine ve taktiklerine hakim bulunmaktadır. Dış güçlerin durumu nedir, içeride hangi politikaları nasıl ve hangi yöntemlerle izleyebilirler; bunlarını hepsi AKP Hükümetinin bilgisi dahilindedir. Çünkü yürütücüsü şu anda bizzat kendisidir.
AKP devletin yeni Kürt politikasını Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde hazırlamıştır. Bu politikanın ne olduğunu İlker Başbuğ 2009 29 Mart seçimleri sonrası 14 Nisan’da açıklamıştı. 14 Nisan aynı zaman  KCK operasyonları denen siyasi soykırım saldırılarının başladığı gündür. İlker Başbuğ bu yeni devlet politikasını emekli oluktan sonra yaptığı bir röportajda “liberal demokratik çözüm” olarak tanımlamıştır. Yani Kürtleri ayrı bir halk ve toplum olarak tanımayan, bireysel bazı hakların tanındığı yeni egemenlik ve kültürel soykırım politikası ve siyasi düzeni.
AKP’nin de içinde yer alarak oluşturulan bu yeni Kürt politikasını CHP de benimsemiş bulunmaktadır. CHP zaten “bu bizim 1989 Kürt raporunun özünü ifade ediyor” demektedir. Doğrudur CHP önceleri böyle bir rapor hazırlamış, ancak 1990’lı yılların kirli tasfiye konsepti benimsenince CHP bu raporu unutmuştur. Kürtlerin taleplerinin ezilmeyeceğinin anlaşılıp devlet yeni politikalar benimseyince CHP de eski raporunu hatırlamıştır.
Tüm bu gerçekler gösteriyor ki CHP ile AKP’nin Kürt sorununu ilgilendiren konularda biçim farklılıkları dışında anlaşmaları mümkündür. Dolayısıyla AKP ve CHP masada sonuna kadar kalabilirler. Ya da kendi düşüncelerini ortaya koyup “masa budur” diyecek iki partidir. Belki Kürt sorunu dışında bazı konularda AKP ile CHP anlaşamayabilirler. Bu gibi durumlarda eski anayasa maddelerinin rötuşlanması konusunda bir uzlaşmaya gidebilirler.
Yeni anayasa esas olarak da Kürt sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle ihtiyaç haline gelmişse ya da yeni olması için Kürt sorununa çözüm bulması gerekiyorsa o zaman BDP’nin taleplerinin dikkate alınması gerekir. Ancak AKP daha şimdiden Kürtlerin taleplerinin karşılanmayacağını ilan etmiştir. Her gün tek tek tek demesi zaten anayasanın sınırlarını çizmek anlamına gelmektir.
Başbakan sürekli “herkes kendi ajandasındakini kabul ettiremez” derken esas olarak BDP’yi kastetmektedir. Yani sizin taleplerinizi kabul edemeyiz diyor. Meclis çoğunluğu bizim, azınlık kendi dediğini kabul ettiremez anlayışıyla hareket ediyor. Zaten anayasa söz konusu olduğunda “çoğunluk benim, BDP’nin kaç milletvekili var” denilerek yeni bir anayasa yapılamayacağı açıktır. Çünkü yeni bir anayasa esas olarak da başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere nüfus olarak çoğunluğu oluşturmayanların haklarını tanırsa demokratik olacaktır.
AKP, kimse kendi taleplerini kabul ettirmek için masaya gelemez diyerek daha şimdiden “masayı” dağıtma anlayışıyla hareket etmektedir. Kendi dayatması kabul edilmediğinde de “masadan kaçıyorlar” diyerek yine kendi bildiğini okuyacaktır. Asla masadan kalkan biz olmayacağız sözlerinin kafadaki kurgusu işte böyledir. Başta BDP’liler olmak üzere birçok çevre bu senaryoyu biliyor. Ama biz yine de değinmek istedik.