Barış umutları ne zaman filizlense birileri hemen tırpanlıyor. Operasyonlara hız veriliyor, gencecik insanlar ölüme sürülüyor Ne zaman barışa bir yol açılsa vites küçültülüyor, süreç sabote ediliyor. Yine silahlar konuşuyor, yine ırkçı saldırılar, linç girişimleri, yine öfke ve nefret naraları…
Yıllardır yalan yanlış bilgilerle, manipülasyonlarla donatılmış geniş halk kitleleri kendilerine biçilen yeni rollerin farkında değil ne yazık ki... Bizi, beynimizi ve yüreğimizi kasıp kavuran acılı manzaraların önünü arkasını araştıramadığımız gibi, bize karşı başlatılan taaruzun haksızlığını tartışmaya da yanaştırılmıyoruz.
***
İnsan türünün bir birikimi olan ‘sanat’, ‘insan olmanın’ da birikimidir... Sanatın tarihi, aslında insanca yücelişin tarihidir. Sanatın hangi alanına bakarsak bakalım merkezinde ‘insan’ı görüyoruz. Sanat daha iyi yaşama tutkusunun da kurgulandığı bir alan. Bu yüzden ‘barış’ düşüncesi çağdaş sanatın ve sanatçının kafa yorması gereken bir olgu olarak gündemden hiç düşmedi... İnsanların savaştan, yokluktan, açlıktan kırıldığı bir dünyaya herhangi bir ‘insan’ın kayıtsız kalması düşünülemez zaten... Sanat-edebiyat insanının ‘kötü’ye karşı tavrını, bu açıklığıyla kavramsallaştırılmış olarak ilk Homeros’un kaleminden okumuş olsak da, bu tavır çok daha eskilere uzanıyor olmalı...
Sanat ve edebiyatın bize bıraktığı miras ve birikim, sanatçının ve yazarın ‘kötü’ye karşı tavrını çok net olarak koyan örneklerle doludur.
Solohov, bir yazarın kendisini karşıt güçlerin çarpışmasının üstünde, Olimpos Tepeleri’ne yükselmiş ve insan ızdıraplarına kayıtsız kalan bir tür ilah olarak değil, kendi halkının evladı, insanlığın ufacık bir parçası olarak görmesi gerektiğini, bir görevinin de dünyada barış için savaşmak ve barış savaşçılarını sözlerinin ulaşabildiği her yerde yüreklendirmek olduğunu belirtir.
Adına ‘modern’ denilen bir çağın sahnesinde ‘sağırlar diyalogu’ operasını dinliyoruz sanki. Dinleyenin ve anlatanın olmadığı garip bir hal bu. Anlam ve anlatım birer ifadesizlik olarak yansıyor aynamıza... Nereden başlanması gerektiği konusunda utangaç birer çocuk gibiyiz.
***
Neyse ki sayıları az da olsa elini taşın altına koyan, aydın- sanatçı duyarlılığını ve sorumluluğunu yitirmeyen “Barış İçin Sanat” diyen duyarlı insanlarımız da var. Evet. “Barış İçin Sanat Girişimi” bu sorumluluğu gösteren girişimlerden biri. Girişim son olarak da sanatçı Aynur Doğan’a ve dolayısıyla barışa karşı yapılan bir saldırıyı; ”Türküleri değil, silahları susturalım” başlığıyla kaleme alarak bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu ve kınadı. Bildiri şöyle;
“İKSV’nin organize ettiği İstanbul Caz Festivali kapsamında gerçekleştirilen ‘Suyun Kadınları-Mujeres de Agua’ adlı konserde sahneye çıkan Aynur Doğan, Kürtçe şarkılarını söylerken bir grup seyirci tarafından sloganlarla, sahneye atılan minderler ve pet şişelerle susturulmaya çalışıldı.
 Aynur, sanatına, müziğine ve kimliğine yapılan hakaret üzerine sahneden indi. Ancak, sahneye yeniden dönerek de hem diline, kimliğine, hem de bu topraklarda yeşerecek barışa sahip çıktı…
 Son 30 yılımız bu gel gitlerle geçti; ama barış çabalarının sesi, umudun gücü hiç kesilmedi. Aynur Doğan’ın 15 Temmuz’da Açıkhava Tiyatrosu’nda yaşadıkları, Türkiye’de son dönemin bir özetini oluşturuyor. Tahammülsüzlüğü ve ölümleri kışkırtan bu anlayışı kınıyoruz. Herkesi ölümlerin önünü almak ve Kürt halkının demokratik taleplerini dikkate alarak barışın adımlarını atmak yönünde sorumlu davranmaya davet ediyoruz.
Tıpkı sahneden ve seyirci koltuklarından Aynur’a destek verenler gibi Aynur’a desteğimizi sunmak, barış talebimizi haykırmak üzere 18 Temmuz’da basın toplantımızla, 21 Temmuz’da ‘Barışalım Yeter’ yürüyüşümüzle sokaklarda olacağız.
Bunca acının ardından bizi barıştıracak olan şarkılarımız ve danslarımızdır…
Birlikte şarkılarımızı her dilde söyleyelim…. Birlikte dans edelim…”