Fakat Avrupa bölgesinde ekonomik krizin finans sektöründe meydana getirdiği hasar o kadar derin ki, gerilemenin bir türlü önüne geçilemiyor. Neden mi? Dünya Bankasının verilerine göre; borçlanma oranlarının Avrupa bölgesinde tahmin edilenin çok daha üstünde gerçekleşmiş olmasından. Diğer bir neden ise gelişmekte olan ve gelişmiş olan ülkelerdeki, örneğin Çin, Hindistan ve Brezilya’da ekonomide beklenen ilerlemenin gerçekleşememiş olması.
Bu durum karşısında uzmanlar 2008/09 yıllarında yaşanan ekonomik krizden çok daha büyük bir krizin, 2012 yılında yaşanacağı kanaatinde. Amerikan kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Euro Bölgesi kurtarma fonu olarak bilinen Avrupa Mali İstikrar Fonu’nun (EFSF) ‘AAA’ olan kredi notunu bir kademe indirerek ‘AA+’ya düşürmesinin ardında adeta bu görüş doğrulanır gibi oldu.
Tabi sadece genel olarak Avrupa bölgesi ülkelerinde ekonomik bir gerileme yaşanmıyor. Gerilemenin halihazırda yaşandığı ve daha da yaşanacağı beklenen ülkeler arasında ABD ve Japonya’da yer olmaktadır.
Ancak Avrupa‘da yaşanan bu gelişmeler, komuoyu nezdinde daha çok Kredi derecelendirme kurumunun Amerikan devleti ile olan sıcak ilişkilerinden dolayı, Avrupa’ya karşı haksız ve yersiz davrandığı şeklinde tartışılıyor. Çünkü S&P bir Amerikan şirketi.
Ancak bilindiği üzere ekonomik krizin hemen ardından yaşanan bu borçlanma krizinin en popüler ülkesi Yunanistan’dı. Bu nedenledir ki, Avrupa Birliği karşıtı gösterilerin de en şiddetli yaşandığı ülkede yine burası olmuştu. Fakat doğu Avrupa ülkelerinin bazılarında meydana gelen gelişmeler, bu konuda Yunanistan’ın AB-karşıtı tavrının aşılabileceğini gösteriyor.
Avrupa bölgesinde meydana gelen bu AB karşıtı gösteri ve tavırlar konusunda Yunanistan’dan sonra, İngiltere krizin çözümü konusunda AB ile ortak hareket etmeyeceğini açıklamıştı. Yine Romanya ve İspanya’da AB-karşıtı gösteriler meydana gelmişti. Şimdilerde İrlanda ve Portekiz’in Yunanistan’a benzer bir durum ile karşı karşıya olduğu ve her an bu ülkelerde de, AB-karşıtı gösterilerin daha da artması beklenmekte. Tabi bir de Macaristan iflasın eşiğine gelmiş bulunmakta.
Bu kadar ülkenin ortak olarak yaşadıkları bu sorunlar atmosferinde en karlı çıkanlar ırkçı ve faşist görüşler oluyor. AB projesinin ona dahil ülkelerin halklarında yarattığı, demokrasi, eşitlik, refah ve kalkınma gibi beklentileri karşılayamamış olması, büyük hayal kırıklıklarına yol açıyor. Başından beri aslında güzel bir ninni ile uyutulmaya çalışılan AB halkları, şimdilerde gerçeğin acı yüzü ile karşı karşıya.
Dolayısı ile güzel uykularında uyandıklarında, üç generation (kuşak) sonra bile ödeyip ödeyemeyecekleri belli olmayan borçlar ile karşı karşıya olan Avrupa halkları, yaşadıkları kaosun acısını yerli olmayan halk kesimlerinden çıkarmaya çalışmakta. Örneğin bu tür durumlarda ilk olarak işlerinden çıkarılanlar, genellikle yabancı kökenli vatandaşlar oluyor. Ancak yabancı olarak nitelendirilen halk kesimlerinin demokrasi, refah, adalet ve mutluluk notlarını ölçen, uluslararası bir derecelendirme kurumu olmadığı için bu konuda istatistiksel veriler ile açıklama yapamıyoruz.
Nitekim bu tür kurum ve kuruluşların oluşturulması açısından bir girişimde bulunulabilir. Örneğin, Kürt halkının yaşadığı -birçok Avrupa ülkesinde örgütlü bir yapıya sahip olmasına rağmen- bu tür konularda yani işsizlik oranı, eğitim seviyeleri, kriz dönemlerinde artan sorunları vb. konulardan bihaberiz. Halkın bu bağlamda yaşadığı sorunlarını çözüme kavuşturabileceği mekanizmalar konusunda da eksiklikler hat safhada. Sonuç olarak, hangi sebeple olursa olsun, Kürt halkının belli bir kesimi AB ülkelerinde yaşamakta ve bu ülkelerde yaşanan gelişmeler de birinci dereceden bizi etkilemekte. Bundan dolayı hem olası durumlar karşısında görüş sahibi olmalı hem de tedbir olmak durumundayız.