Mısır’daki durum iyice karıştı ve tam bir çıkmaz içine girdi. “Müslüman Kardeşler” örgütü zorla kazandığı iktidarı kolay terk etmek istemiyor. Yeni ordu yönetimi ise Mursi yanlılarını bastırmakta ısrarlı. Bunun için kitlelere yönelik şiddet kullanmaktan çekinmiyor. Mısır meydanları kan gölüne dönüşmüş durumda. Öyleki askeri yönetimin arkasında olan ABD bile kınamak zorunda kaldı.

Mısır’daki sonuçlar ABD’nin “Arap baharı”ndan yararlanma ve bu temelde Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirme planının başarısız kaldığını gösteriyor. Son yaşananlar ABD’nin politik hamlelerinin tutmadığını ve insanları ikna etmeye yetmediğini ortaya koyuyor.
Şimdi gelinen noktada ABD planı iyice netleşmiş bulunuyor. Önce Hüsnü Mübarek yönetiminin değişmesini isteyerek, otuz yıl kullandığı bu yönetimin kirlerinin sorumluluğundan kurtulmak. Bunun için Müslüman Kardeşler örgütünün yönetimine bile kısa süreli razı olmak. Ardından ise yumuşak bir ordu darbesiyle Müslüman Kardeşleri yönetimden uzaklaştırıp yeniden orduya dayalı bir yönetim inşa etmek!
İşte son olaylar ABD’nin bu planını bozmuş bulunuyor. Aslında son günlere kadar plan iyi işliyordu veya öyle görünüyordu. Çok kirli Hüsnü Mübarek diktatörlüğü fazla çatışma yaşanmadan aşılmıştı. Yine bir ara dönem yönetimi olarak düşünülen Mursi yönetimi bir yıl sonra yumuşak bir darbeyle görevden uzaklaştırılmıştı.
ABD yönetimi, biraz itiraz olsa bile, giderek Müslüman Kardeşler örgütünün protestolarının sona erip sükunetin sağlanacağını hesap ediyordu. Böylece ABD’nin yeni model olarak düşündüğü biraz yumuşak modernist rejim yaratılmış olacaktı.
Fakat son olaylar ABD yönetiminin bu hesabını iyice bozdu. Müslüman Kardeşler örgütünün iktidarı bırakmamaktaki ısrarı, kansız darbeyi çok kanlı hale getirdi. Artık Mısır’ın kısa sürede durulması mümkün değil. Dolayısıyla ABD’nin geliştirmeye çalıştığı “Mısır modeli”nin örnek oluşturması artık imkansız.
Bu durum ABD’nin Mısır planının bozulduğunu ve Ortadoğu’da yeni bir çıkmaz içine girdiğini gösteriyor. ABD’nin Arap baharını kendi çıkarına kanalize etme çabasının başarısız kaldığını ortaya koyuyor.
ABD başarısızlığı sadece Mısır’da mı? Hayır, Libya ve Yemen’de de ortaya çıkan sonuçların ABD açısından başarısızlık olduğu belirtiliyor. Bir de Suriye gerçeği var ki, ABD burada da tam bir çıkmazı yaşıyor.
Suriye’de de önce Esad yönetimini hızla devirme siyaseti izledi. Fakat bunun hem kolay olmadığını, hem de alternatif olan Müslüman Kardeşler muhalefetinin kendisi için daha da olumsuzluk arz ettiğini görünce Rusya ile anlaşma siyasetine yönelmek istedi.
Şimdi ABD’ni bu politikalarının da başarısız kaldığı anlaşılıyor. Esad yönetimini devirmek ve Müslüman Kardeşler örgütünü aşmak isterken, Suriye muhalefetinin en güçlü grubu haline El Kaide’yi getirmiş bulunuyor. Son günlerde yaşanan ABD-Rusya gerginliğinin en önemli nedeninin de Suriye olduğu ortaya çıkıyor. Yani ABD-Rusya anlaştı ve Suriye’ye ortak siyasal çözüm bulacaklar sanılırken, gerçekte iki devletin en sert bir mücadele içinde olduğu görülüyor.
Kısaca ABD’nin Suriye politikaları da en azından şimdilik başarısız kalmış ve çıkmaza girmiş durumda. Şimdi bunları aşmak için Suriye’deki şiddeti Rojava’ya yöneltmek istiyor. Rojava’daki 19 Temmuz Devrimi’ni boğmak ve Suriye’nin en istikrarlı bu alanındaki demokratik yapılanmayı tasfiye etmek için çalışıyor.
Çünkü ABD’nin Rojava planları da tutmadı. Ne Rojava’da KDP etkinliği gelişebildi, ne de Rojava bir ABD üssü olmayı kabul etti. Rojava’daki demokratik toplum gelişimi ve Suriye devrimi için ciddi bir model oluşturması ABD planlarının daha çok bozulmasına yol açtı. Şimdi ABD burada da bir çıkmazı yaşıyor. Bunun için de Rojava Devrimi’nin tasfiyesi için çaba harcıyor.
Kuşkusuz El Kaideci çetelerin Rojava’ya saldırısı ve sivil halka yönelik vahşi katliamlar yapması arkasında sadece ABD yönetimi yok. AKP yönetimi de söz konusu çete saldırılarını aktif destekliyor. İran-Suriye ittifakı da bu saldırıların arkasında duruyor. Tüm bu güçlerin ortak aktörleri ise KDP oluyor. Rojava’da PYD etkinliğini zayıflatarak KDP’yi güçlendirmek istiyor.
Elbette böyle bir istekle hareket ettikleri için suçlanamazlar. Her siyasal gücün istediğini yapma ve kendine yakın olanlarla ittifaka girme hakkı var. KDP’yi de birçok güç destekleyebilir. Fakat dünya ve bölgede bu kadar birbirine karşıt olan güçlerin birlikte desteklemeleri dikkat çekici. Diğer yandansa bu destek meşru siyasal yöntemlerle olmalı. Çetelerin eline silah verip sivil Kürt halkını katletmek üzere Rojava’ya saldırtmanın hiçbir meşruiyeti yoktur.
Belliki Mısır, Suriye ve Rojava’da ABD planlarının tutmaması bölgeyi iyice gerginleştirmiş bulunuyor. ABD-Rusya gerginliği Ortadoğu bölgesine çok şiddetli yansıyor. Şimdi bölge yeni saldırılara ve savaşın tırmanmasına her zamankinden daha açık hale gelmiş durumda. Dolayısıyla tüm demokratik güçlerin çok duyarlı ve dikkatli olması gerekiyor.
ABD yönetimi yaşadığı başarısızlıkları ve çıkmazı aşmak için yeni saldırıları gündeme getirebilir ve Ortadoğu savaşını daha da şiddetlendirebilir. Şimdiye kadar bu savaşın askeri boyutu çok önde değildi, diğer boyutlarla birlikte yürüyordu. Hiçbir güç savaşı tırmandırma adımı atamıyordu.
Fakat şimdi durum değişebilir. ABD yönetimi savaşın tırmanmasından korksa bile, yaşadığı çıkmaz ve çözümsüzlük onu savaşa yöneltebilir. Tırmanan savaşı çıkmaza çare olarak görebilir. Elbette bir olasılık olan bu durumun Türkiye’ye yansıması ve Kürtleri etkilemesi çok ağır ve tehlikeli olur.
Ortadoğu’da yaşanan olayların yol açtığı sonuçları dikkatle izlemek ve değerlendirmek gerekiyor. Ciddi tehlikelere yol açmasına izin vermeyecek tedbirleri daha şimdiden öngörmek ve geliştirmek büyük önem taşıyor.