ABD Kongresi: Şara güven vermiyor
Dünya Haberleri —

ABD Kongresi
- HTŞ’nin YPJ’li kadın savaşçıya karşı işlediği suçu Meclis’e izlettiren Cumhuriyetçi temsilci Scott Perry: “Şara, azınlıkları korumak istemiyor. Sakalını kesip onlara takım elbise giydirip dünyayı dolaştırabilirsiniz ama bu onun gerçekte ne olduğunu değiştirmez.”
- Komite Başkanı Cumhuriyetçi Brian Mast: “Şara’nın 'bir gelecek inşa etme' vaadi güven vermiyor. ABD artık boş laf değil, sahada karşılığı olan somut eylemler bekliyor. Kürt müttefiklerimize yönelik her hamle bizim için kırmızı çizgidir.”
- ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey: “Kürtlerin kültürel hakları ve öz yönetim modelleri anayasal güvenceye alınmalı. Kobanê üzerindeki kuşatma derhal kaldırılmalı, Sêmalka tam kapasite açılmalı ve Efrînliler evlerine güvenle dönmeli.”
Türk devleti, HTŞ ve DAİŞ çetelerinin, 6 Ocak 2026’da Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerinden başlayıp Dêr Hafir, Reqa, Dêrazor ve Kobanê’de Kürtlere ve Kürt savaşçılara karşı işlediği suçlar, gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Kürt halkı ve dostlarının, soykırım ve işgal saldırılarına karşı 300’den fazla ülke ve merkezde gerçekleştirdiği eylemler ile Rojava halkının direnişi, HTŞ rejiminin savaş suçlarını ABD Temsilciler Meclisi’ne taşıdı.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, “Yol Ayrımındaki Suriye: Esad Sonrası ABD Politikasının Zorlukları” başlığıyla özel bir oturum gerçekleştirdi. 10 Şubat’ta düzenlenen oturumda söz alan Kongre üyeleri, diplomatlar ve insan hakları savunucular, Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ve HTŞ arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmadan, Kürtlerin haklarına, Colani’nin rejim politikasına ve çetelerin savaş suçlarına kadar birçok mesaj verdi.
Boş laf değil, somut adım at
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Brian Mast, Suriye’deki geçiş sürecine dair Washington’ın sabrının taşmak üzere olduğu uyarısında bulundu. Dürzilere, Kürtlere ve Alevilere yönelik saldırılarına değinen Mast, “Süveyda’da Dürzilere karşı işlenen şiddet ve Kürt bölgelerindeki baskılar, Ahmed Şara’nın 'bir gelecek inşa etme' vaadi konusunda ABD’ye güven vermiyor. Bunlar yanlış yönde atılmış adımlardır” dedi.
Washington’ın Şam’dan beklentilerini net bir şekilde sıraladı: “Askeri güçlerin (QSD ve ulusal ordu) entegrasyonu, dini ve etnik azınlıkların korunması ve yönetime dâhil edilmesi, IŞİD ve diğer radikal gruplara karşı ABD ile tam iş birliği.”
QSD-HTŞ arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmaya değinen Mast, şunlara işaret etti: “Kongre bu entegrasyon anlaşmasından memnuniyet duydu fakat unutulmamalı ki bu, türünün imzalanan üçüncü örneği. ABD artık boş laf değil, sahada karşılığı olan somut eylemler bekliyor. Suriye eğer yanlış yolu seçmeye devam ederse, bu durum ABD ulusal güvenlik çıkarları üzerinde doğrudan bir tehdit oluşturacaktır” dedi.
Mast, QSD’nin ABD’nin uzun vadeli stratejik ortağı olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: "Ahmed Şara ile Kasım ayında Washington’da görüştüğümde kendisine neden artık düşman olmadığımızı sordum. Bana geçmişten kurtulmak ve halkı için onurlu bir gelecek inşa etmek istediğini söyledi. Hatta Başkan Trump ile yaptığı görüşmede Suriye’nin IŞİD karşıtı koalisyona katılması kararlaştırıldı. Ancak bugün görüyoruz ki, sahadaki pratikler bu sözlerle uyuşmuyor. QSD’ye yönelik saldırılar nedeniyle CENTCOM, 7 bin IŞİD tutuklusunu güvenlik gerekçesiyle Suriye’den Irak’a nakletmek zorunda kaldı. Bu durum kabul edilemez. Şara yönetimi bilmelidir ki, Kürt müttefiklerimize yönelik her hamle bizim için kırmızı çizgidir.”
Mast ayrıca, 18 Aralık 2025’te Sezar Yaptırımları’nın askıya alınmasının bir "açık çek" olmadığını, askeri güçlerin entegrasyonu ve azınlıkların korunması şartına bağlı olduğunu hatırlattı.
‘Herkesin başkanı’ değil
Kürtlerin karşı karşıya olduğu risklere dikkat çeken Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Gregory Meeks, “Suriye’deki Kürt toplumu için gerçekten endişeliyim” dedi. Kürtlerin özellikle son bir ayda HTŞ çeteleri tarafından yeniden saldırı ve tehditlerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Colani’nin “tüm Suriyelilerin başkanı olma” vaadinin Rojava, Süveyda ve Şam’daki Hristiyan mahallelerinde karşılık bulmadığını belirtti. “QSD güvenilir bir güç olduğunu kanıtladı ancak Şam güçleri onları hala tehdit ediyor. Kilise saldırıları ve etnik şiddet haberleri endişe verici” dedi.
Kobanê ve Efrîn vurgusu
Oturumda söz alan isimlerden ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığının birinci döneminde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olarak 2018-2020 arasında görev yapan James Jeffrey de 30 Ocak’ta Kürtlerin kültürel hakları, yönetime katılımı ve kapsayıcılık üzerine olan anlaşmanın uygulanmasını, Kobanê üzerindeki kuşatmanın kaldırılmasını istedi.
Suriye’nin yeni dönemde istikrar kazanması için ABD’nin “ahlaki bir garantör” olarak sahada kalması gerektiğini söyledi ve şu önerilerde bulundu: “Kürtlerin kültürel hakları ve öz yönetim modelleri anayasal güvenceye alınmalı. Kobanê üzerindeki kuşatma derhal kaldırılmalı, Irak sınır kapıları (Sêmalka) tam kapasite açılmalı ve en önemlisi Efrîn’den göç ettirilen tüm Kürtlerin evlerine güvenli dönüşü sağlanmalı. Bugün, Rojava yönetimi ile Kürdistan Bölgesi arasında olumlu bir yakınlaşma var. PKK’nin bölgedeki etkisi zayıflarken, QSD ve Şam yönetimi arasında koordinasyon başlamış durumda. Washington bu süreci yönetmeli, İran ve Rusya’nın boşluğunu doldurmalıdır.”
HTŞ’nin savaş suçunu izletti
Yaklaşık 4-5 saat sürdüğü belirtilen özel oturumuna ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Scott Perry’nin izlettirdiği 40 saniyelik görüntü damgasını vurdu. Görüntüde, çetelerin YPJ’li kadın savaşçıya karşı işlediği suçu “barbarca saldırı” olarak niteleyen Scott Perry, “Sözde ‘barış dini’ olarak adlandırılan din yönetimi altında yaşamış tüm insanlar için hayat adeta bir cehenneme dönüştü” dedi.
Kendisine ulaştırılan videoların itiraz olmaksızın tutanaklara geçirilmesini talep eden Perry’in konuşması şöyle: “Sayın El-Şara’nın azınlıkları koruyamadığı sıkça dile getiriliyor ve ben de bu konuda bir argüman ortaya koymak istiyorum; El-Şara, ‘koruyamıyor’ değil, yapmak istemiyor. Eski HTŞ kadroları hâlâ ortalıkta dolaşıyor ve Şara’nın yeni etiketiyle yapılandırdıkları, El-Kaide’den çok da farklı değil. Hatta açık konuşalım; IŞİD ile El-Kaide arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydınız, gerçekten hangisini seçerdiniz? Aralarında çok büyük bir fark var mı? Evet, HTŞ küresel cihattan vazgeçtiğini söyledi, ancak Suriye’deki cihattan vazgeçtiğini ilan etmedi. Bunu daha önce de açıkça duyurmadılar. Burada şiddet meselesinden söz ediliyor ama bunun sahada nasıl göründüğünü herkes bilmiyor.”
Görüntüler ardından tepkisini sürdüren Scott, “Sakalını kesip onlara takım elbise giydirip dünyayı dolaştırabilirsiniz ama bu onun gerçekte ne olduğunu değiştirmez. Açıkçası onun bir İslamcıdan başka bir şey olduğuna gerçekten inanmanız için ortada hiçbir neden görmüyorum” diye konuştu.
Yeni bir soykırım yaşanabilir!
ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun eski başkanı Nadine Maenza de “Suriye ordusu” adı altında birleşen çete gruplarından bazılarının Êzîdî kadınlara karşı suç işlediğine ve ABD’nin yaptırım listesinde yer aldığına dikkat çekti ve ekledi: “Eğer bu radikal unsurlar temizlenmezse, önümüzdeki dört yıl içinde Suriye’de yeni bir soykırım yaşanması kaçınılmazdır. Kongre, ABD yardımlarını Kürt bölgelerinin güvenliğine bağlayan ‘Kürtleri Kurtarma Yasası’nı (Save the Kurds Act) acilen geçirmelidir. İslami milisler, Kürt ve Êzîdî köylerinden derhal çekilmelidir.”
Kürtlerin hakları güvenceye alınmalı
Johns Hopkins Üniversitesi’nde hukuk profesörü ve Brookings Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olan Dr. Mara Karlin, HTŞ’nin merkeziyetçi, QSD’nin ise aksine adem-i merkeziyetçi bir yönetim modeli istediğini vurguladı. Kürtler için Suriye devletine gerçek anlamda entegrasyonun, siyasi ve kültürel geleceklerinin güvence altına alındığı bir güvenlik duygusu gerektirdiğini belirten Karlin, Kürtçenin ulusal dil olarak tanınmasının önemli bir işaret olduğunu ancak ABD ve uluslararası toplumun yeni saldırılara izin vermemesi gerektiğini belirterek, Kürtlerin korunması gerektiği konusunda uyardı.
HABER MERKEZİ







