IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi Ortadoğu’da yeni bir denklem oluşturdu. Şimdi bu denkleme ABD’nin “IŞİD stratejisi” denilen ama özünde Irak ve Suriye’ye yeni müdahale biçimi katılmış oluyor.
Bu müdahale biçimini El Kaide’nin İkiz Kuleler’e yaptığı saldırının yıl dönümü olan 11 Eylül’de bizzat Obama açıkladı.
Dediği şu: “Daha önceki benzeri örneklerdekine benzer askeri bir müdahale olmayacak. Müdahale edilecek alandaki müttefikler silah, eğitim ve psikolojik olarak desteklenecek. Yine Yemen ve Somali’de olduğu gibi ‘Düşman’ gücün sivil toplum desteği zayıflatılarak karşısında konumlandırılacak.
Yerel müttefikler güçlendirilecek ve ‘Düşman’ güç önce zayıflatılacak sonra geriletilecek, en sonunda da yok edilecek.”
ABD bu yeni denkleme uygun yeni müttefikler ve işbirlikleri arayışlarında. Bu yeni arayışın nedeni yakın bölgesel ittifaklar olarak Türkiye, Katar ve Suudi’ye dayalı Sünni eksenin başarısızlığı ve ABD çıkarlarını baltalar duruma gelmiş olması.
İran Şia, Suriye Nusayri karşıtlığı üzerinden kurulan Suudi, Katar ve Türkiye destekli Sünni ittifak doğura doğura IŞİD’i doğurdu. Sünni itifakın doğurduğu IŞİD canavarı bugün ABD’nin bölgesel çıkarlarına hizmet etmiyor.
Ortadoğu Kürt, Sünni Arap ve Şii Araplar olmak üzere üçlü bir etnik ve mezhep denklemine oturmuş durumda. Uluslararası güç olarak ABD’nin bu üçlü denklemi gözeteceği anlaşılıyor.
Dolayısıyla Türkiye, Katar ve Suudi etrafında oluşturulan, içinde Müslüman Kardeşlerin ve Hamas’ın da olduğu ittifakın zayıflatılması ve dengelenmesi gündemde.
Çünkü bu üçlü İsrail’in güvenliğini tehdit ediyor ve ABD’nin Irak ve olası Suriye varlığını imkansız kılıyor.
Bu ittifak ABD’nin uzun süredir üzerince çalıştığı ve oluşturduğu yeni stratejinin karşısında durdu. Bu karşıtlığı uzun süre sürdürme imkanları yok. ABD’nin oluşturmaya çalıştığı koalisyonun dışında kalamazlar çünkü başından beri Maliki’nin Irak’ta iktidardan uzaklaştırılmasını savunuyorlardı. Şimdi Irak’ta Haydar El-İbadi hükümeti var ve Maliki etkisiz. Dolayısıyla koalisyonun dışında kalmak için bir bahaneleri kalmadı.
Yine bu üçlü IŞİD benzeri muhalefeti silahlandırıp güçlendirerek Suriye’de Esad’ı devireceklerini iddia ediyorlardı. IŞİD’in bırakın Esad’ı devirmesini aksine iktidarını kalıcılaştırdı.
Bu üçlünün ABD’ye fazla direnme şansları yok. Koalisyona katılmak durumundalar. Bunlar kendi çocukları olan IŞİD’i ya dağılmaya ikna edecekler ya da bu “çocuk” bir bumerang gibi kendilerini vuracaktır. IŞİD’in Katar, Suudi ve Türkiye’yi vurma gücü var çünkü bu ülkelerde iki yıldır kurduğu hücre örgütleri ve merkezleri var. Bu durumda ellerinde tek bir seçenek kalıyor; IŞİD’i dağıtmak ve Irak ile Suriye’de Sünni Araplar içinde eritmek. Daha doğrusu gizlemek. Bunu ne kadar başaracakları ise belirsiz.
IŞİD tehdidi ABD’yi yeni bir strateji ve yeni ittifaklara zorlarken, Irak ve Suriye’de Şii-Sünni, Arap-Kürt ve Güney-Rojava ilişkilerini de yeniden tanzim ediyor.
Ve bugün itibari ile Rojava’nın Irak’ta Kürdistan Federal Bölgesi ile Türkiye dışında nefes alacağı, Şiilerin Sünni Araplar olmadan Irak’ta iktidar olmalarının ve ABD’nin İran ve Esad’ı dışlayarak Türkiye, Suudi ve Katar eksenli Sünni ittifak ile bölgesel çıkarlarını koruma imkanı yok.
Türkiye’nin ise Mısır’da kaybetmiş Müslüman Kardeşler, Suriye’de IŞİD ve Esad’e yenilmiş Selefi gruplar, Filistin’de Baas dışında başka müttefiki yok. Tek güçlü müttefiki Barzani’ydi ve IŞİD desteğini çekmezse onu da kaybedeceği anlaşılıyor.
Bu denklemde Katar, Suudi ve Türkiye’nin çekirdek koalisyon dışında kalma şansları yok. Yine ABD’nin stratejik yeni ittifaklar arayışında olduğu da bir başka gerçektir. Bu ittifak durumu PKK eksenindeki Kürtleri de kapsamına alır mı bilinmez, ancak onları gözardı ederse stratejinin başarı şansı olmaz.
IŞİD ve Baas fanatizminin yenilgisi güçlü yerel yönetimler ve demokratikleşme ile ilgilidir. Bunun için de Irak ve Suriye’de Kürt, Arap, Sünni-Şii ve tüm diğer dini ve etnik kimliklerin katılımına ve temsiline imkan veren bir demokrasi oluşturulmalıdır.
Bu stratejinin başarısı caydırıcı ve güçlü bir yerel güvenlik ağı, güçlü bir demokrasi ve Kürt-Arap, Şii-Sünni ve tüm diğer dini ve etnik kimliklerin katılımına ve temsiline imkan veren bir demokrasiyle ilgilidir.
Bunların nasıl şekilleneceği ise bir kaç haftada netlik kazanacaktır!
ABD’nin IŞİD stratejisi ve başarı olanakları