Ölümün bir anlamının olabilmesi için hayata bir anlam kazandırmaya çalışan gerillaların ve depremde hayatını kaybeden yoksul insanların acısı bayramı zehir etti.
Çukurca vahşeti ile Van depremi geride kalmayı başaramamış acılarımıza yeni acılar ekledi.
Acılar nedeniyle matem ortak bir duygu haline geldi ve Kürdistan’ı bir boydan ötekine ‘yas evine’ çevirdi.
Özgür olmak ve böylece insan olmanın tadına varmak istedikleri için ateşe koşan kelebekler misali ölüme koşan gerillaların yakılmış, parçalanmış ve dört bir yana dağılmış cesetleri uykuları bıçak gibi kesti.
Vahşet insanı sözün derinliğinde boğulacak hale getirdi ve kim ne söylediyse de yetmedi.
Söz yine acıya kifayet etmedi.
11’inci yüzyılda Japonya’da bir savaşçı savaşta yendiği düşmanının kafasını keser, ailesine gönderirdi.
Kendisiyle ölümüne döğüşen, yenildiği için de başı kesilen düşmanının savaşta sergilediği kahramanlığı anlatan, saygı ve övgü dolu bir mektubu da birlikte gönderirdi.
Zira, savaşçı birinin herşeyden önce erdemli olması ve her koşulda saygınlığını koruması gerekirdi. Saygınlığı korumanın yolu ise düşmana gösterilen saygıdan geçerdi. Geride saygın bir isim bırakmak bir savaşçı için hayatta kalmaktan daha değerliydi.
Bu anlayış Samuray kültürüne örnek teşkil etti ve onursuz yaşamaktansa intiharı etmeyi bir gelenek haline getirdi.
Çukurca’da ise ne bir savaşa girildi; ne de zorlu bir meydan muharebesi verildi. Orada sadece insanlığa karşı azılı bir düşmanlık sergilendi ve insanlık karşıtı ağır bir suç işlendi.
Bir yazar, Erdoğan’ın orduya operasyon izni vermeden önce, ‘Müslüman olduğumuzu unutmayın’ dediğini yazıyor.
Türk başbakanları, ‘insan olduğumuzu unutmayın’ demedikleri; diyemedikleri içindir ki o topraklarda on yıllardır bu türden travmatik acılar yaşanıyor.
Türk ordusu ve AKP Hükümeti bayramı halka zehir etti.
Fakat baskı geri tepti.
Vahşet Kürt halkını birbirine kenetledi. Bayramın iptal edilmesi ve yediden yetmişe herkesin ‘bayram yeri’ yerine mezarlıklara akın etmesi bunu gösterdi.
Kürt halkı mezar başlarını ‘bayram yeri’ haline getirerek, taziye mekanlarını da miting alanına çevirerek, devlete ve hükümete ‘altında kalırsınız’ mesajı gönderdi.
Halkımız bu bayramda, ‘çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir; hepimizin ortak bir vücudu yoktur ama, ortak bir büyümesi vardır’ diyen
Kafka’nın izinden gitti ve dosta ve düşmana birlik içinde olduğunu gösterdi. Tabii, Türk medyası ve siyaseti yaşan vahşeti görmezden geldi. Uluslararası toplum da bu kez suskunluğu seçti. Bu durumda iş yine Kürtlere kaldı.
Çukurca vahşetinin dünyanın gündemine taşınması ve sorumluların yargılanması amacıyla Kürt kurumlarının seferber olması gerekiyor.
Aynı şekilde Van halkıyla da etkin bir dayanışma içine girmek gerekiyor. Daha birkaç gün öncesine kadar bir ailesi, yuvası, çocukları, evi barkı olan on binlerce insan şimdi naylon çadırlarda kalıyor. Naylon çadır bulamayanlarsa teneke ve tahtalardan çatma barakalarda yaşam mücadelesi veriyor.
Van’da yaşanan dram da insanın yüreğini burkuyor. AKP Hükümeti bol bol propaganda yapıyor, ama felaketi iyileştirici herhangi bir adım da atmıyor.
Bölgeyi ‘afet bölgesi’ olarak ilan dahi etmiyor.
Van halkının yaralarının sarılması için iç dayanışmanın yükseltilmesi, kış bastırmdan çadır, gıda ve ilaç ihtiyacının karşılanması gerekiyor.
Hayatla ölüm arasında sıkışıp kalmış ve saksısı kırılmış bir çiçek gibi de parçalanıp dağılmış Van’da bu kış zor, tahminlerinde ötesinde zor geçeceğe benziyor.
Bu nedenle uzun soluklu bir kampanya başlatmak gerekiyor.
Özellikle Avrupa’da yaşayan Kürtlere çok iş düşüyor. Buradaki kitle fedakarlık yapıyor ancak, bunun bilinçli ve verimli yapılması, ayrıca profesyonelce organize edilmesi gerekiyor.
Avrupa’da bir milyon Kürt yaşıyor.
Kişi başına ayda 10 Euro yardım yapılsa 10 Milyon Euro eder. Bu da birçok temel sorunu çözer. Devletin Van’a gönderdiği acil yardım miktarı ne kadar biliyor musunuz? 17 Milyon Türk lirası.
Yani 8,5 Milyon Euro. Bunun önemli bir bölümü de hasar görmüş devlet binalarına gidiyor.
Bir yıl boyunca Avrupa’dan kişi başına her ay 10 Euro gönderebiliriz. Bir yılda 100 Milyon Euro eder! İyi organize edilmesi halinde bu mümkün görünüyor.
Bu amaçla bu ayın 18’inde Köln’de bir gece düzenleniyor.
Geceyi, Heyva-Sor, Tev-Çand, Avrupa Barış Meclisi, Köln Halk Meclisi, Kadınlar, Gençler, Öğrenciler ve Akademisyenler Birliği ile Mala Êzîdîler gibi birçok kurumun içinde yeraldığı Van’la Dayanışma İnisiyatifi düzenliyor.
Kürt sanatçıların, gazeteci- yazarların ve kurum temsilcilerin katılacağı gecede sorunları tartışacak ve birlikte çözümler arayacağız.
Ayrıca, ölümün bir anlamının olabilmesi için hayata bir anlam kazandırmaya çalışan gerillaların ve depremde hayatını kaybeden yoksul insanların yasını da tutacak, ağıtlar yakacağız...