
AKP Hükümeti’nin Kürtlere dönük son saldırılarından olan ‘Terörün Finansmanı Yasası’nı ve ‘Sevgi Evleri Projesi’ni BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile konuştuk. Önder, AKP baskılarının bu yasalarla birlikte tüm boyutlarıyla somutlaşacağını söyledi ve artık neredeyse her Kürt’ün ‘teröre destek vermek’ gibi iddialarla suçlanabileceğini belirtti. Önder, Kürt ailelerin çocuklarını devletten korumasını ve çocukların reflekslerini engellemek yerine, desteklemek gerektiğini belirtti.
‘Terörün Finansmanı Yasası’nın iktidar tarafından kamusal alanda uygulanan baskının, sermayeye de yansıyıp artık tüm boyutlarıyla somutlaşması anlamına geleceğini kaydeden BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, „Zaten yasanın kendisi ‘terör’ kavramını böylesine genişleten ve her muhalif eylemi terörize eden bir hükümet ve güç odakları tarafından uygulanacağı için tam bir baskı aracına dönüşecek“ dedi.
Önder, sözkonusu yasayla birlikte suçun oluşmasına bile gerek görülmeyeceğine dikkat çekerek, devam etti: „Örneğin siz bir organizasyonu bütçe yönünden desteklediğinize dair saçma da olsa herhangi bir ‘kanıt’la bile, ‘terör örgütüne’ destek veren kimse konumuna düşebilirsiniz. Dahası, hangi koşullarda, ne tip organizasyonların terörize edilebileceği belli değil. Herhangi bir yardım kuruluşu bile her an bu operasyonun hedefi olabilir. Burada yapılmak istenen şey, muhalefetin tüm varoluş organizmalarının, destekçilerinden başlayarak maddi ve manevi köklerini kazımaya çalışmak. Tasarının hedefi maddi manevi bir moralsizlik yaratarak, tüm yapıları bitirmek.“
Kürt ekonomisini dönüştürmek
Kürtlerin ekonomisini, „AKP’nin bugüne dek dönüştürmeyi beceremediği bir ekonomi“ şeklinde tanımlayan Sırrı Süreyya Önder, ekledi: „Elbette ki bu bilincini dönüştüremedikleri bir halkı dönüştüremeyecek olmaları gerçeğinden kaynaklanıyor. Çünkü Kürtlerde tüm sınıflara yayılmış bir mücadele bilinci ve hareket haysiyeti var. AKP açıkçası böyle bir haysiyeti karşısında görmenin şaşkınlığıyla yasa yoluyla saldırganlaşmanın yolunu açmak istiyor.“
AKP’nin bir yandan Kürtlerin ekonomisine göz dikerken, öte yandan da ‘Sevgi Evleri’ ismiyle „çocukları rehin alma“ projesi geliştirdiğini kaydeden Önder, şu tespiti yaptı: „Sanırım devlet 90’lardan bugüne getirdiği olağanlaşmış şiddet politikalarını Kürt çocuklarına şimdi de ‘sevgi’ adında göstermeye karar vermiş. Çocukların rehin alınması süreci, planlı, programlı, birçok açıdan çocuğu hakikatinden koparmaya yönelik bir bakış açısı taşıyor. Öyle ki, bizim kanımızı donduran tüm ‘devlet ritüelleri’ çocuklar için bu tip kurumlarda ‘iyi birer insan olmanın nişaneleri’ olarak işleniyor.“
Mağduriyet üzerine kurgulu
Önder, ‘Sevgi Evleri’ projesini ‘1930’lardan bu yana devletin temel mantığı olan asimilasyonun yeni bir versiyonu’ olarak tanımladıktan sonra, şu hususlara değiniyor: „Bu projenin içindeki en acımasız yan da bunu çocukların mağduriyeti üstüne kurgulayan bir devlettir. Kısacası devlet sözüm ona şefkatli kollarıyla çocukların beyinlerine girecek, onlara yeni bir benlik ‘aşılayacaktır’. AKP sermayenin vahşetiyle düşlerinin dehşetini birleştirerek, çocuklara hayatı dar edecekler“ diye ekliyor.
Devlete karşı koruma
Türk devletinin Kürt çocuklara bu tür asimilasyon politikalarıyla yaklaşmasının sonuç vermeyeceğini ama projelerin ciddiye alınması gerektiğini düşünen Sırrı Süreyya Önder, Kürt ailelerin çocuklarını devletin bu projesine karşı korumasının büyük önem taşıdığını belirtti. Önder, çocukların önüne geçmenin değil, arkasında durmanın gerektiğine dikkat çekti: „Taş atan çocuklar’ denince benim aklıma, polis panzerinin altında ezilen, polis memurlarınca kameralar önünde kolları kırılan, annelerinin elinden ‘bir daha zor görürsün’ denerek alınan çocuklar geliyor. Kürt aileleri, politik bir ortamın içine doğan çocuklarını en iyi biçimde yetiştirmeye devam etmelidirler. Çocukların gösterdiği siyasal reflekslerin önüne geçmek değil arkasında durmak gerekir; hem okulda, hem sokakta, bir çocuğun hayatla tanışmasına engel olunmamalı. Kürt aileler bu tür bir kapsamda asimilasyon amaçlı rehin alınacak çocuklara kendileri sahip çıkmalıdırlar. Bu en çok da birliktelik bilincinin gereğidir.“
Devlet Kürtlerden rahatsız
Türk devletinin Kürtlerden bir bütün olarak ‘rahatsız’ olduğunu kaydeden Önder, ancak devletin her defasında yenilgiye uğradığını söyledi. Kürtlerin gerek ekonomik gasplarla gerekse de çocukların rehin alınması gibi planlarla da sindirilemeyeceğini vurgulayan BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sözlerini şöyle bitirdi: „Dinmeyen bir isyanın karşısında aciz kalmış birilerinin çırpınışları bunlar. Kürtleri birer birer de topyekün de ortadan kaldırmayı denediler. Bir isyanın ateşi ancak ve ancak başarıya ulaştığında diner. Bugün sokaklarda yürüyen tüm Kürt çocuklarının yüzünde ben hep aynı heyecanı görüyorum. Devlet hangi gün böyle bir heyecana, böyle bir varlık mücadelesine hazır oldu. Demokratik siyaset yollarını kapatmaya çalışıyorlar, sokağı kapatmaya çalışıyorlar, yetmiyor iş yerlerine göz dikiyorlar, ‘ölün’ deyip rahatlasalar, herkes de niyetlerini bilse sanırım en iyisi olacak!“
ALİ BARIŞ KURT/ANKARA