“Bizim kuşak kendi acılarını ti’ye aldı. Bu anlamda kendi acıları yerine başkalarının acısını yansıttılar mektuplarında- yazılarında. ‘Biz iyiyiz’ dediler hep, ‘Biz iyiyiz’ dedik. Hücrede de olsak, savaşın içinde her an bir havan topuyla ölebileceğimizi de bilsek, dilsiz, pasaportsuz, parasız, çırılçıplak ortada-arafta da kalsak, ‘iyiyiz’ dedik. Yaralı yanımızı gizleyip, gülerek pozlar verdik. Yazdığımız mektuplara da, yolladığımız fotoğrafların arkasına da, ‘Biz iyiyiz, siz kendinize dikkat edin’ diye not düştük.”

12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra yurt dışına çıkan onbinlerce mültecinin bir bölümü kaçak olarak deniz ve kara yoluyla Suriye’ye, oradan Lübnan’a Filistin kamplarına geçti. Kamplarda kalmayıp Suriye’de yaşayan birkaç kişinin dışında, tüm Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler Filistin kamplarında kaldıkları süre boyunca İsrail’e, Falanjistlere ve Said Haddat kuvvetlerine karşı kahramanca savaştılar.

1982 Haziranı'nda İsrail Lübnan’ı işgal edince, sağ kalan Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin bir bölümü Avrupa’ya geçti. İşte bunlardan biri de bendim. Uzun yıllar sonra 78 kuşağının “Filistin kolunu” “12 Eylül ve Filistin günlüğü” adlı kitabımda anlattım. Savaş esnasında günlük tutmuş olmam ve elimde belge ve fotoğraflar olması, kitabımın edebi olmasının yanı sıra belgesel olmasını sağladı. İsrail saldırıları sonucu öldürülen Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin listesini yayınladım. (Ama liste eksik kaldı. 1982’de Nebatiye Arnon Kalesi direnişinde İsrail’in katlettiği PKK’li savaşçıların asıl adlarına ulaşamadım. Bu liste tamamlanmayı bekliyor. Yeni Özgür Politika aracılığıyla elinde bilgi, belge ve fotoğraf olan arkadaşlara çağrı yapıyorum.)


12 Eylül ve Filistin Günlüğü

Sözünü ettiğim 12 Eylül ve Filistin Günlüğü adlı kitabımdan bir bölüm paylaşıp, 1981’de Filistin kamplarındaki ruh halimiz konusunda okuyuculara fikir vermek istiyorum. Günlüğün 34 yıl önce savaş esnasında tutulduğu unutulmamalı. (Örneğin o dönem PKK’liler değil, Apo’cular derdik.)


30 Mayıs 1981

Sabah İbo’yu ve Argop’tan Malik’i alıp Beyrut’a doğru yola çıkıyorum. Saat 10.00’da Beyrut’a vardığımızda Büro’da Devrim Savaşçıları sempatizanı gençlerle karşılaşıyoruz. (…) FHKC Dış İşler Sorumlusu Hani ile görüşüp eleştirilerimizi sunuyor ve Argop’taki yoldaşlarımızın yanımıza veya yakınımıza gelmelerini istiyoruz. Öğleye doğru büroya Apo’cular geliyor. Mezra ve Beyrut’taki on Apo’cunun süresi dolmuş, gidiyorlar. Vedalaşıyoruz. Birbirimizi hem tanımıyor, hem tanıyoruz. Bildiğimiz Kürt oldukları, onların gözünde de biz Türk solundan devrimcileriz. Belki bir daha hiç karşılaşmayacağız. Birbirimizin asıl adlarını da bilmiyoruz, sormak da ilkelerimize aykırı.

Öğleden sonra Iraklı Nazmi ve Dev-Yol’dan Murat ile karşılaşıyoruz. Onların da süresi dolmuş, gidiyorlar. Nazmi, bizimle ilişkilerini sürdürecek. Murat, arkadaşları ile ilişki sağlayabilmiş, onları arayacak. Nazmi, Reşadiye ve Raselayn’daki yoldaşlarımızın, Apo’cuların yerine, Mezra (Güney Lübnan) ve Beyat’a gönderildiğini (...) söylüyor. Dönüşte biz de oraya gideceğiz.

 

24 Nisan 1981

Sabah Mezra’dan yanımıza, doktora görünmek için gelen iki Apocu tarafından uyandırıldık. Hasan’la Cevat’ın daha önceden Mezra’da tanıştığı Apocular gerçekten efendi ve emekçi insanlar. Biraz sohbet ve kahvaltıdan sonra Robenson’dan izin alarak doktora ve banyoya doğru gidiyoruz. Banyo, bizim daha önce gittiğimiz dernekte imiş. Yoldan doktora uğruyoruz. Apocular ve ben muayene oluyorum. Bacağımın, elimin durumunu anlatıyorum ve midem için ilaç istiyorum. Doktor, elimin, ayağımın durumunu, kurşun deliklerini, ameliyat izlerini görünce şaşırıyor, ilgileniyor. (…) Pakistanlı ve Filistinli doktorlara teşekkür edip ayrılıyor, oradan banyo yapmak için derneğe gidiyoruz. Apocular izin isteyip ayrılıyorlar.

Saat 20.00. Robenson (Filistinli kamp komutanı), birazdan İsrail’e roket atılacağını, İsrail’in hemen cevap verebileceğini, o nedenle hemen sığınağa girmemiz gerektiğini bildiriyor. (…)

Yemekten sonra Filistinlilerin çoğu yakındaki köye düğüne gittiler. Ben dışarıda oturmuş güneşlenirken birden koşuşmalar oldu. İnsanlar denize doğru koşuştular. Yoldaşlarla birlikte denize doğru yürüdük. Birinin boğulduğu anlaşılıyordu. Yolda kadınların konuşmalarından boğulanın Türkiyeli, Nidal Cephesi’nden olduğunu öğrenince hızlandık. Deniz kenarı insandan geçilmiyor. Gözlerimizle Nidal Cephesi’nden Kurtuluşçular'ı aradık. Filistinlilere kimin boğulduğunu sorduğumuzda Nidal’dan bir Türk olduğunu öğrendik. Şaşkına döndük. Moralimiz altüst oldu…”

Günlükte sözü edilen ve denizde boğulan Kurtuluşçu arkadaşın asıl adının Kemal Ergin olduğunu yıllar sonra öğrendim.(…)


Kobanê’ye destek, turnusol kağıdıdır

12 Eylül Utanç müzesinde düzenlenen “sürgün” temalı panelde, 12 Eylül darbesinden sonra Filistin kamplarına gidişimizin nedenlerini anlatmış ve “solun parametrelerinden biri de ezilen halkların yanında yer almaktır, aynı koşulları bugün yaşasaydık hem Filistin’e hem Kobanê’ye giderdik” demiştim. Bugün IŞİD’in dört koldan saldırdığı, her an bir katliam haberinin gelebileceği Kobanê’ye destek olmak “solcu” olup olmamanın turnusol kâğıdıdır.

Zira bizim Filistin kamplarında enternasyonalist dayanışmada yer almamızın nedeni “din kardeşliği” değildi. Solun parametrelerinden birinin “mazlum halkların yanında yer almak” olduğunu bilmemiz ve bunu içselleştirmemizdi.

Bir solcu, sonuç ne olursa olsun, kendi sahip olduğu tüm hakların ‘ötekiler’de de olması için mücadele etmesi gerekir. Bu egemen dillerin, dinlerin, mezheplerin ve cinslerin egemenliğine karşı ötekilerin hakkı için mücadele anlamına gelir. “Kürtlere (veya Araplara, Çerkeslere) anadilde eğitim hakkı vermeyelim; bu bölünmeye kadar gider” demek, kadınlara boşanma hakkı vermeyelim; aksi halde boşanmalar çoğalır, işçilere grev hakkı vermeyelim; aksi takdire grev yaparlar, siyahilere eşit yurttaşlık hakkı vermeyelim, köleliği kaldırmayalım; aksi takdirde şehir otobüslerinde ayakta durmak zorunda kalırız, bedava işgücünü kaybederiz demekle eşdeğerdir; yani değersizliktir. İşte burada söylenen, ‘tamam ama’ların kıymet-i harbiyesi yoktur. Artık Kürtler, Araplar, Ermeniler, Çerkesler, Aleviler, kadınlar, eşcinseller ve tüm ötekileştirilenler, ‘en azından "Türk, erkek ve Sünni" kökenli yurttaşların var olan tüm haklarına sahip olmak istiyorlar. Ve bu mücadelede kendini 'solcu' olarak tanımlayanları 'ama'sız yanlarında görmek istiyorlar.


Sonsöz

Bugün insanlık özellikle Kobanê ve Filistin meselesinde imtihandan geçmektedir. Sadece Filistin'den ve /veya sadece Kobanê’den söz edilerek bölge gerçekleri anlatılamaz. Bugün, Rojava’dan Filistin'e, Filistin'den Rojava’ya "yaşasın halkların özgürlük mücadelesi" diye haykırmak ve İŞID ile İsrail'e karşı direnen halkların yanında olmak zamanıdır.


filistinli 

çocuklar


dilsiz kalabalıklarda büyür yalnızlığım

postal sesleri boğar türkülerimizi

bir gecede büyüyen filistinli çocuklar

intifada biçer mayın tarlalarında

kutsal topraklar utanır

ben utanırım çaresizliğimden

sınırları zorlarım

taş doldurup ceplerime 


berivan



çekirgenin telaşını almıştı

ceylanın gözlerini

adı da anadan miras

berivan

 

amcalar gelirdi geceleri

ellerinde keder

gözlerinde umut

ekmek isterlerdi katıksız

sevinirdi berivan

 ıı

düşlerinde berivanın


düğün dernek kurulur

halay çekerdi amcalar

ekmek katıklı

dağlar seyran yeri

berivan beyazlar içinde

 ııı

berivan büyüdü

baltalarını gömüp gitti 

amcalar

türküler kaldı miras

ekmek hala katıksız

ekmek hala katıksız



okayadil@hotmail.com