- Kızıldeniz’de güç mücadelesi kızışırken Afrika’nın seyirci kalması, kıtanın büyük bir ekonomik fırsatı kaçırmasına yol açabilir. Bu nedenle, güvenlik kadar limanlar, enerji, lojistik, turizm ve kaynakları üzerinde kendi stratejik çıkarlarını koruyacak ortak bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor.
- Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %12’sinin geçtiği stratejik bir koridor. Suudi Arabistan öncülüğündeki yeni deniz güvenliği koalisyonunda Mısır, Sudan, Cibuti, Eritre ve Somali gibi Afrika ülkeleri de yer alıyor. Bölgedeki liman, lojistik, enerji ve turizm yatırımları hızlanırken Körfez ülkeleri ve küresel güçler Kızıldeniz’de nüfuz yarışını sürdürüyor.
- Afrika, Kızıldeniz’i yalnızca dış güçlerin rekabet ettiği bir alan olarak izlemek yerine, bölgenin kaynak ve ekonomik potansiyelini kendi kalkınması için değerlendirecek ortak bir strateji geliştirmeli. Ancak bunun önündeki en büyük engel, süren çatışmalar, deniz güvenliği sorunları ve büyük güçler arasındaki rekabet.
Kester Kenn Klomegah* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Jeopolitik dengelerin değiştiği bir dönemde Kızıldeniz’de güvenlik alanında yeni gelişmeler yaşanıyor. Bu durum denizlerdeki gerilimi artırırken, Körfez ülkeleri de bölgedeki nüfuzlarını ve kontrol alanlarını genişletmek için adeta yarışıyor.
Coğrafi açıdan Kızıldeniz, Afrika ile Asya arasında uzanan ve Hint Okyanusu’nun bir uzantısını oluşturan bir denizdir. Oldukça geniş bir yüzölçümüne sahip olan Kızıldeniz, Arap Yarımadası’nın Afrika Boynuzu’ndan ayrılmasıyla oluşmuş ve bugün hâlâ büyük ölçüde kullanılmamış zengin deniz kaynakları barındırmaktadır. Dünyanın en kuzeyde yer alan tropikal denizi olan Kızıldeniz, aynı zamanda Global 200 ekolojik bölgesinden biri olarak kabul edilmektedir.
Kızıldeniz’deki zengin ve çeşitlilik gösteren ekosistemin bulunduğu münhasır ekonomik bölgeler; Suudi Arabistan, Sudan, Mısır, Eritre, Yemen ve Cibuti’nin kıyıları boyunca uzanır. Bölge bugün küresel ekonomi açısından kritik bir konuma sahiptir. Her yıl çok sayıda yük gemisi Hint Okyanusu ile Akdeniz arasında Kızıldeniz üzerinden geçmektedir. Bu güzergâh, Asya ile Avrupa arasındaki deniz yolunu, Afrika’nın çevresinden Atlas Okyanusu üzerinden dolaşmaya kıyasla neredeyse yarı yarıya kısaltmaktadır.
Dünya ticaretinin yaklaşık %12’sinin Kızıldeniz’den geçtiği, bunun içinde küresel konteyner taşımacılığının da yaklaşık %30’unun bulunduğu tahmin edilmektedir.
Ekonomik ve güvenlik boyutu
Kızıldeniz, Avrupa, Basra Körfezi ve Doğu Asya arasındaki önemli deniz ticaret yollarının bir parçasıdır. Bu nedenle bölgede yoğun bir gemi trafiği bulunmaktadır. Kızıldeniz’in güvenliği ve deniz taşımacılığının denetiminden sorumlu başlıca devlet kurumları arasında Mısır’daki Port Said Liman İdaresi, Süveyş Kanalı İdaresi ve Kızıldeniz Limanları İdaresi; Ürdün Denizcilik Otoritesi; İsrail Liman İdaresi; Suudi Arabistan Limanlar İdaresi ve Sudan Deniz Limanları Kurumu yer almaktadır.
Ancak bölgenin güvenlik sorunları yalnızca devletler arasındaki çatışmalardan ibaret değil. Korsanlık, kaçakçılık ve “mavi suç” olarak tanımlanan faaliyetler de Kızıldeniz’in güvenlik ortamını şekillendiriyor. Mavi suç kavramı; yönetişim boşluklarının bulunduğu alanlarda silah kaçakçılığı, yasa dışı balıkçılık ve deniz terörizmi gibi faaliyetlerin birbirine eklemlenmesini ifade ediyor.
Son dönemde yayımlanan akademik çalışmalar, “gölge filoların” da bölgedeki rolüne dikkat çekiyor. Genellikle kayıt dışı faaliyet gösteren veya sahipliği ve operasyonları gizlenen bu gemilerin bir bölümünün İran ya da Rusya bağlantılı olduğu öne sürülüyor. Bu filoların yaptırımlardan kaçınmak ve petrol, silah ve uyuşturucu gibi yasa dışı ürünleri taşımak amacıyla Kızıldeniz’de faaliyet gösterdiği belirtiliyor.
Uluslararası kamuoyunun dikkati büyük ölçüde füze ve insansız hava aracı saldırılarına yoğunlaşmış olsa da araştırmacılar, bölgedeki kritik altyapının da ciddi risk altında olduğuna işaret ediyor. Özellikle deniz tabanında yapılan trol balıkçılığı veya sabotaj sonucunda denizaltı iletişim kablolarının zarar görmesi, küresel iletişim ve ticaret açısından önemli bir kırılganlık oluşturuyor.
Kızıldeniz’in coğrafi yapısı
Kızıldeniz genel olarak üç bölümde ele alınabilir: ana Kızıldeniz havzası ile kuzeydeki Akabe Körfezi ve Süveyş Körfezi.
Ana Kızıldeniz’in doğu kıyısında Suudi Arabistan ve Yemen, batı kıyısında ise Mısır, Sudan, Eritre ve Cibuti bulunur.
Süveyş Körfezi bütünüyle Mısır sınırları içerisindedir. Akabe Körfezi ise Mısır, İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan arasında paylaşılmaktadır.
Bununla birlikte, Kızıldeniz’e kıyısı bulunan altı ülkenin klasik coğrafi tanımının ötesinde, Somali gibi ülkeler de zaman zaman Kızıldeniz bölgesinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bunun temel nedeni, bu ülkelerin Kızıldeniz’e kıyısı bulunan devletlere coğrafi yakınlığı, jeolojik benzerlikleri ve/veya söz konusu ülkelerle sahip oldukları siyasi ve ekonomik bağlardır.
Kızıldeniz bölgesinin önemi
Kızıldeniz, yıllar içinde küresel güçlerin giderek daha fazla ilgisini çeken stratejik bir bölgeye dönüştü. Ancak bu ilginin kaynağı Afrika değil. Afrika Birliği bölgeye görece sınırlı ilgi gösterirken, ekonomik ve güvenlik çıkarları doğrultusunda hareket eden küresel aktörler Kızıldeniz’e yoğun biçimde yöneliyor. Özellikle deniz kaynaklarından yararlanmak ve bunları ekonomik gelire dönüştürmek, bölgeye yönelik ilgiyi artırıyor.
Artan rekabet ve nüfuz mücadelesine rağmen Kızıldeniz, bölgedeki ülkeler açısından önemli bir stratejik araç niteliğini koruyor. Bu çerçevede öne çıkan ülkeler Suudi Arabistan, Ürdün, Yemen, Mısır, Sudan, Cibuti, Eritre ve Somali.
Suudi Arabistan, Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni kapsayacak çok uluslu bir deniz savunma koalisyonu oluşturma planını açıkladı. Beş Afrika ülkesinin de dahil olduğu sekiz kıyıdaş ülkeden oluşması planlanan bu girişim, jeopolitik gerilimlerin ve deniz taşımacılığındaki aksamaların arttığı bir dönemde bölgenin stratejik öneminin giderek yükseldiğini gösteriyor.
Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği yeni koalisyonun temel amacı, dünya ticaretinin yaklaşık %12’sini taşıyan kritik uluslararası deniz yollarının güvenliğini sağlamak.
Girişim, bölgesel çatışmaların genişlemesi ve ticari gemilere yönelik saldırıların artmasıyla birlikte deniz güvenliğine yönelik tehditlerin ve taşımacılık sorunlarının yoğunlaştığı bir dönemde gündeme geldi. Suudi Savunma Bakanlığı tarafından açıklanan plana göre koalisyon, Kızıldeniz’e kıyısı bulunan ülkeler arasındaki koordinasyonu güçlendirmeyi ve dünyanın en yoğun deniz ticareti koridorlarından birinin güvenliğini sağlamayı hedefliyor.
Söz konusu güzergâh, küresel ticaretin yaklaşık %12’sini taşımasının yanı sıra petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve konteyner taşımacılığı açısından Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki en önemli bağlantılardan biri. Koalisyonda Suudi Arabistan, Ürdün ve Yemen’in yanı sıra Afrika’dan Mısır, Sudan, Cibuti, Eritre ve Somali yer alıyor.
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, koalisyonun Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi boyunca “uluslararası deniz yollarını korumayı, ticaret ve enerji güzergâhlarının güvenliğini sağlamayı ve ortak deniz savunması alanındaki iş birliğini güçlendirmeyi” amaçladığını belirtti.
Girişim, ABD, İran, İsrail ve Tahran destekli silahlı grupların dahil olduğu daha geniş bölgesel çatışmaların yarattığı gerilimin Kızıldeniz’de deniz güvenliği endişelerini artırdığı bir dönemde geliyor. Ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle çok sayıda uluslararası denizcilik şirketi, Kızıldeniz güzergâhını kullanmak yerine Ümit Burnu üzerinden Afrika’nın güneyini dolaşmaya başladı. Bu durum taşıma maliyetlerini yükseltirken Afrika ve Avrupa pazarlarına ulaşması gereken yüklerin teslimatını da geciktiriyor.
Yeni koalisyon Afrika açısından neden önemli?
Afrika açısından bakıldığında bu yeni koalisyon yalnızca bir askeri iş birliği girişimi değil. Koalisyona katılan ülkelerden Mısır, Cibuti, Eritre ve Somali, Afrika’nın stratejik açıdan en kritik deniz geçiş noktalarının bazılarını kontrol ediyor. Sudan’ın uzun Kızıldeniz kıyı şeridi de Kuzey Afrika ile Doğu Afrika arasındaki bağlantının önemli bir parçasını oluşturuyor.
Babülmendep Boğazı, Cibuti, Eritre ve Yemen arasında yer alıyor ve dünyanın en kritik deniz ticareti darboğazlarından biri olarak kabul ediliyor. Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu geçiş noktasında yaşanabilecek herhangi bir aksama, Afrika’nın ithalat ve ihracatını, enerji arzını ve gıda güvenliğini doğrudan etkileyebilir.
Mısır ise Süveyş Kanalı sayesinde küresel deniz ticaretinin merkezindeki konumunu koruyor. Kanal, ülkenin en önemli döviz gelir kaynaklarından biri. Ancak Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları nedeniyle gemilerin alternatif güzergâhlara yönelmesi, Süveyş Kanalı gelirlerinde ciddi düşüşlere yol açtı. Dolayısıyla Kızıldeniz’deki güvenlik krizi yalnızca bölgedeki deniz taşımacılığını değil, Afrika ülkelerinin ticaret gelirlerini, enerji maliyetlerini ve gıda tedarik zincirlerini de doğrudan etkileyen bir mesele haline geliyor.
Koalisyonun kurulması, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın bölgesel bir güvenlik aktörü olarak giderek artan rolünü de ortaya koyuyor. Riyad yalnızca deniz ticaret yollarının güvenliğini sağlamakla yetinmiyor; Kızıldeniz’de limanlara, altyapıya ve lojistik kapasiteye büyük yatırımlar yaparken, komşu Afrika ülkeleriyle savunma alanındaki iş birliğini de güçlendiriyor. Cibuti ve Somali gibi ülkeler açısından daha yakın deniz güvenliği koordinasyonu; korsanlık, silah kaçakçılığı, yasa dışı balıkçılık ve insan kaçakçılığıyla mücadeleyi güçlendirebilir. Bunlar, Afrika Boynuzu’nda güvenliği ve ekonomik kalkınmayı uzun süredir sekteye uğratan sorunlar.
Yeni tehditler ve geleceğe yönelik perspektifler
Önümüzdeki dönemde bölgeyi bekleyen başlıca sorunların başında güvenlik ve jeopolitik rekabet geliyor.
Deniz güvenliği: Ticari gemilere yönelik Husî saldırılarının sürmesi, Babülmendep Boğazı ve Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleşen ticareti aksatmaya devam ediyor. Bu durum deniz gücüne dayalı caydırıcılık önlemlerinin sürdürülmesini ve gemilerin Afrika çevresindeki alternatif rotalara yönlendirilmesini zorunlu kılıyor. Bölgesel istikrarın yeniden sağlanması halinde ise artan ticaret hacmini karşılayabilmek için Cidde, Yanbu ve Eilat gibi bölgesel limanların kapasitesinin geliştirilmesi önemli bir öncelik olarak görülüyor.
Bölgesel güvenlik ittifakları: Mısır, Suudi Arabistan ve diğer kıyıdaş ülkeler; kritik denizaltı kablolarını, limanları ve enerji boru hatlarını devlet dışı aktörlerden ve dış rakiplerden koruyacak bölgesel güvenlik mekanizmaları oluşturmaya çalışıyor. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz projesi ve planlanan kıyı yatırımları da ülkenin kuzey kıyılarını küresel ölçekte bir lüks turizm, yatırım ve ekonomik merkezine dönüştürmeyi hedefliyor.
Teknolojik gözetim: Ticari deniz yollarının güvenliğini artırmak amacıyla yapay zekâ destekli deniz trafiği takip sistemlerinin, insansız hava araçlarının ve diğer insansız sistemlerin kullanımının önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması bekleniyor. Bunun yanında ‘Red Sea Global’ gibi kuruluşlar, bölgedeki devasa altyapı yatırımlarının çevresel etkilerini sınırlamak amacıyla yenilenebilir enerji temelli projelere ağırlık veriyor.
Afrika açısından, özellikle Körfez ülkeleri ile Mısır’ın Kuzey ve Doğu Afrika’yla olan ilişkileri bakımından, ortaya çıkan en önemli mesaj şu: Afrika, Kızıldeniz’in ekonomik potansiyelini göz ardı etmemeli ve kendi doğal kaynakları üzerindeki egemenliğini korumalıdır.
Afrika’nın Kızıldeniz’de yaşanan gelişmeleri yalnızca dış güçlerin mücadele ettiği bir jeopolitik sahne olarak izlemekle yetinmesi, kıta açısından çok büyük bir ekonomik fırsatın kaçırılmasına yol açabilir. Asıl fırsat, Kızıldeniz’in sunduğu kaynakları ve ekonomik potansiyeli Afrika’nın kalkınmasına yönlendirecek kurumsal bir temel ve ortak bir çerçeve oluşturmaktır.
Kızıldeniz, giderek daha fazla üzerinde nüfuz mücadelesi verilen bir coğrafi alan haline geliyor. Küresel ve bölgesel güçler bölgede etkinliklerini artırmaya çalışırken, Afrika Birliği ise ortaya çıkan gelişmelerin sonuçlarını büyük ölçüde dışarıdan izlemekle yetiniyor.
Gelecekte Kızıldeniz’i ne bekliyor?
Bölgenin geleceği, bir yandan ağır jeopolitik ve güvenlik sorunlarının, diğer yandan milyarlarca dolarlık ekonomik ve turizm yatırımı potansiyelinin iç içe geçtiği bir tablo ortaya koyuyor.
Kızıldeniz koridoru devam eden bölgesel çatışmalar ve deniz taşımacılığındaki kesintiler nedeniyle ciddi risklerle karşı karşıya. Buna rağmen kıyıdaş ülkeler limanlarını ve kıyı altyapılarını modernleştirmeye, aynı zamanda deniz ekosistemini korumaya yönelik projelerini hızlandırıyor.
Coğrafi karmaşıklığı ve jeopolitik riskleri ne kadar yüksek olursa olsun, Kızıldeniz hâlâ olağanüstü ekonomik avantajlar barındıran bir bölge olarak görülüyor. Bu nedenle uzun vadeli geleceği, bölgesel dönüşüm ile devam eden güvenlik krizleri arasında kurulacak hassas bir dengeye bağlı.
Enerji altyapısının geliştirilmesi, yenilenebilir enerji projeleri ve sürdürülebilir yerel pazarların büyütülmesi bu dönüşümün önemli unsurları olabilir. Öte yandan küresel güçler, bölgedeki stratejik limanlara erişim ve önemli ticaret yollarını kontrol etme amacıyla Kızıldeniz’e yönelik ilgilerini sürdürüyor. Bu durum kıyı şeridini giderek daha yoğun bir nüfuz ve rekabet alanına dönüştürüyor.
Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgesel orta güçlerin birbiriyle yarışan hedefleri de Kızıldeniz’in siyasi ve askeri dengelerini yeniden şekillendiriyor.
Sonuç olarak Kızıldeniz’in geleceği, tek bir gücün belirleyeceği bir denklem olmayacak. Afrika’daki bölgesel örgütlerin, küresel güçlerin ve Körfez ülkelerinin ortaklaşa şekillendireceği bir geleceğe doğru ilerliyor.
* Kester Kenn Klomegah, Avrasya bölgesinde ve eski Sovyet cumhuriyetlerindeki Afrika meseleleri üzerine çalışan bağımsız bir araştırmacı ve yazardır. Kendisi, uluslararası düşünce kuruluşu Modern Diplomacy’nin editörlerinden biri ve Pressenza Media’nın yazarıdır.
Kaynak: Pressenza - International News Agency
Kaynak Link: https://www.pressenza.com/2026/08/what-investing-in-the-red-sea-means-for-africa/