Ağır sonuçlara varmadan çözün

- PKKve PAJK’lı tutsakların, tecride karşı sürdürdüğü açlık grevi, 56. gününde. Amed’de DBP öncülüğünde yapılan basın açıklamasında, talebinyerine getirilerek bu koşullarda ağır sonuçlara yol açılmaması istendi. Tutsak yakınları da haklı olan çocuklarının yanında olduklarını söyledi.
HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, tecridin kaldırılması için açlık grevinde olan tutsakların taleplerinin demokratik ve insani olduğunu belirterek, "Bunların yerine getirilmesi zor değil" dedi. HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ise eylemin önemi ve hedefine işaret ederek, 8 aydır Öcalan’dan haber alamadıklarını; uluslararası insan hakları kurumlarının da sessiz kaldığını söyledi.
Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle 27 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi, 56. gününde devam ediyor. Aynı amaçla Mexmûr Şehit Aileleri Derneği’nde 35 gündür, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda ise 18 gündür açlık grevi yapılıyor.
Görmezden gelip yok sayıyor
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Amed İl Örgütü, açlık grevlerine ilişkin dün Koşuyolu Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, HDP İl ve İlçe yöneticileri, HDP Amed Milletvekili Remziye Tosun, Tevgera Jînen Azad (Özgür Kadın Hareketi-TJA) Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybedenlerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), Tutuklu Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER) aktivistleri ve yurttaşlar katıldı. İl Eşbaşkanı Seval Gülmez, “Yıllardır siyasal sorunlardan kaynaklı kangrenleşen cezaevi sorunları, başta tutuklular olmak üzere bütün toplumu etkilemektedir. İktidar, sorunları görmezden gelmekte ve yok saymaktadırlar. Oysa devlet kontrolünde olan cezaevlerinde temel hak ve hukuk güvence altında olması gerekirken bilakis görevliler eliyle ortak yaşam standartları hiçe sayılmakta, keyfi cezalar, işkenceler, hasta tutsakların tedavilerinin geciktirilerek ölümlerine neden olan sonuçlarla karşı karşıya kalınmaktadır” dedi.
Gülmez, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin yanında 1999’dan beri İmralı Adası’nda tek kişilik hücrede tutulan Öcalan’ın üzerinde uygulanan mutlak tecrit koşullarının düzenlenmesi ve CPT raporlarıyla da tescillenmiş olan, diğer tutsaklara da yasal olarak tanınan aile ve avukat görüşü ile iletişim haklarının yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Gülmez “DBP olarak diyoruz ki; bir an önce Sayın Öcalan üzerindeki tecrit sonlandırılmalı. Salgın ve kötü koşullar göz önüne alınarak bir an önce diyalogla sorunlar çözülmeli ve açlık grevlerinin sonlandırılması sağlanmalıdır” şeklinde konuştu.n AMED
Çocuklarımız haklı
Tutsak yakınları, eylemin amacına ulaşacağına inanıyor. vurgusunda bulundu.
Yaklaşık dört yıldır tutsak olan ve şu an Tarsus Cezaevi'ndeki Leyla Teymur’un annesi Gülistan Teymur, kızının önceki yıl açlık grevinde 4 buçuk ay kaldığını belirterek, taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini söyledi. Teymur, "Bizim çocuklarımız bu kadar haksızlıkla karşı karşıya kalmalarının yanında bir de açlık grevine girdi. Cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluğa karşı bir heyetin oluşturulması ve tutsakların taleplerinin halka ulaştırılması gerekir. Bizler çadırda yaşamaya da razıyız yeter ki ülkeye barış ve özgürlük gelsin. Açlık grevine giren bir tek benim çocuğum değil, yüzlerce kişi şu an açlık grevinde. Artık ne diyebiliriz ki” şeklinde konuştu.
Kızımla gurur duyuyorum
Cezaevinde tutsak olan Abdurrahim ve Mele İbrahim Aşkara’nın annesi Kudret Aşkara ise tutsakların taleplerinin hayati olduğunu vurgulayarak, bir kızının ise PKK'ye katıldığını ve iki kardeşinin de katledildiğini söyledi. Aşkara, “Kızım Revşen Aşkara (Sema Koçer) devletin abilerine yaptığı haksızlık karşısında yönünü dağlara verdi ve daha sonra şehit düştü. Kızım şu an dünyanın her yerinde anılıyor. Kızım gittiğinde benim dört oğlum da cezaevindeydi. Kızım şehit düştüğü gün bir oğlum tahliye oldu. Ben kızımla gurur duyuyorum. Benim cezaevinde olan çocuklarım bir önceki yıl açlık grevine girdi. Ben her cezaevine onları görmeye gittiğimde çocuklarımın biraz daha eridiğini görüyordum” şeklinde konuştu.
Benim gibi binlerce var
Kürt halkına yaşatılan bu zulmü hiçbir zaman unutmayacağını dile getiren Aşkara, şunları ekledi: "Damarlarımda bir tek damla kan kalsa dahi ben mücadelemden vazgeçmeyeceğim ve her daim hukuksuzluklar karşısında sesimi yükseltmeye çalışacağım. Sadece ben cezaevi kapısına gitmiyorum. Benim gibi binlerce insan var. Sema’nın arkadaşlarının başı sağ olsun. Onların yolu bizim yolumuzdur.”
Kardeşim siyasi bir rehine
Karayazı Belediyesi Eşbaşkanı Melike Göksu, 17 Eylül 2019’dan beri tutsak. Göksu, “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 10 Temmuz 2017'de tutuklandı ve 5 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldu. Yargılandığı Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 22 Aralık 2017'de 7 yıl 6 ay hapis cezası alan Göksu, cezasının onaylanması ardından tutuklandı. Göksu’nun 31 Mart seçimlerinde yüzde 61,83 oy alarak belediye eşbaşkanı seçildiği hatırlatan ağabeyi Ümit Göksu, kardeşinin siyasi bir rehine olduğunu ifade etti.
Tutsakların haklı talepleri karşısında açlık grevine girmek zorunda kalmasının üzücü olduğunu söyleyen Göksu, şunları ifade etti: “Melike de açlık grevinde. Şimdilik grevler dönüşümlü ancak ilerleyen zamanda ne olur, ölüm orucuna dönüşür mü bilmiyoruz. Salgını bahane eden iktidar cezaevlerinden tecrit uyguluyor. Tutukluların talepleri İmralı’daki tecridin kalmasıdır. Kardeşimin kapalı görüşüne gittiğim de tecrit edildiklerini anlatıyor. Salgın gerekçesiyle sosyal hakları kısıtlanmış durumda, hastaneye gidip gelmelerde yaşanan sorunlar nedeniyle sağlık haklarından mahrumlar. Tutuklular üzerinde yaşatılan tecridin kalkması lazım. Hukuksuz yere tutuklanan herkes biran önce serbest bırakılmalı, seçilmiş insanlar siyasi rehine olarak artık cezaevlerini girmemeli.”
Oluç: Karşılamak zor değil
HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, tecridin kaldırılması için açlık grevinde olan tutsakların taleplerinin demokratik ve insani olduğunu belirterek, "Bunların yerine getirilmesi zor değil" dedi.
Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısı ile gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Oluç, açlık grevlerini devam etmesi ve büyütülmesinin hiç istenmeyen sonuçlar doğuracağını; Türkiye’nin yakın tarihinde çok örnek olduğunu belirterek, bir kez daha iktidara seslendi: "Açlık grevi yapanların talepleri hukuki ve insani taleplerdir. Önce kendi bulundukları yerlerdeki hak ihlalleri, kötü muamele, işkenceyi sona erdirilmesini talep etmekteler. Aynı zamanda İmralı’da var olan ağır tecrit koşullarının ortadan kalkmasını talep etmektedirler. İkisi de insan hakları açısından baktığımızda tutuklu hakları ve uluslararası sözleşmeler açısından da haklı ve demokratik taleplerdir. Bunların yerine getirilmesi zor değil. Cezaevinde yaşayan insanların hakları vardır ve devletin güvencesi altındadırlar.”
Öcalan: 8 aydır haber alamıyoruz
HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, uluslararası insan hakları kurumlarının ve CPT’nin, ağırlaştırılmış tecride karşı kör, sağır ve dilsiz olduklarını söyledi.
Öcalan'ın yeğeni ve HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, tutsakların talebinin çok açık olduğunu belirterek, “Sayın Öcalan üzerinde ağır bir tecrit var. Yine aynı cezaevinde bulunan diğer tutuklular üzerinde de aynı şekilde tecrit devam ediyor. Cezaevlerinde aile, avukat görüşmeleri yapılmıyor. Aile olarak yaşamları hakkında bilgimiz yok. 8 aydır Sayın Öcalan’dan haber alamıyoruz. Yine kendisi ile birlikte kalan diğer tutsakların sağlık durumu ve yaşamlarının ne aşamada olduğunu bilmiyoruz. Devlet bu noktada keskin bir tavır sergiliyor. Bu konuda ne ölçü ne de ahlak var” dedi.
Tecridin ve antidemokratik uygulamaların cezaevlerinin tamamına uygulandığını belirten Öcalan, "İmralı’daki tecrit, tüm Türkiye ve Kürdistan’a yayılmış durumda. Bir nevi her yerde kayyum yönetimi mevcuttur. Farklı sesleri sürekli bastırmak istiyorlar. Tecride karşı sadece tutsakların tepkisi yeterli değil. Önemli olan insanların dışarıdan bu eyleme destek olması. Yapılan eylem çok onurlu bir eylemdir. Yine açlık grevi, salgınla birlikte daha da zorlaşmış durumda. Tutukluların sağlığı ciddi anlamda tehlike altındadır” şeklinde konuştu.
Her hafta ailenin avukatları aracılığı ile görüşme başvurusunda bulunduklarını hatırlatan Öcalan, şunları ifade etti: “Başvurularımıza karış gülünç bir durumlarla karşılaşıyoruz. Sayın Öcalan 22 yıldır cezaevinde ve ailesiyle sadece bir kez 20 dakikalık bir telefon görüşmesi yapabildi. Hemen arkasında 6 aylık telefon görüş yasağı getirdiler. Devletin bir ağırlığı ve ciddiyetinin kalmadığını görüyoruz. Kanun diye bir şey kalmadı. Ailesi olarak meşru ve yasal olan görüşme hakkımızı kullanmak istiyoruz. Özel bir talebimiz yok. Var olan kanunların uygulanmasıdır. Bu açıdan tüm bu kanunsuzluklara karşı tepki göstermek gerekiyor.”
Uluslararası İşkenceyi İzleme ve Önleme Komitesi'nin (CPT) tecrit, işkence ve psikolojik baskının nasıl uygulandığını kamuoyu ile paylaştığını anımsatan Öcalan, şunları söyledi: “Rapora göre Türkiye’nin kendini gözden geçirmesi gerekiyor. Ama uluslararası insan hakları kurumları ve CPT kör, sağır ve dilsiz. Açıkladıkları rapor ile tecridi yazıyorlar ama bir pratik sergilenmiyor. CPT’nin de üzerine düşen rolü oynaması gerekiyor. Sadece ziyaret ve raporlar ile olmaz.”
Tutsakları desteklemeliyiz
Siyasi tutsakların bu süreçte büyük bir rol üstlendiğini, bedenlerini açlığa yatırdıklarını kaydeden Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: “Her yurtsever Kürt rol ve misyon sahibidir. Kanunsuzluğa karşı tepki göstermemiz gerekiyor. Kürtlerin geleceği ve tarih için tutsaklara sahip çıkıp, destek olmalıyız. Tarih bu günleri yazacaktır. Tarih, irademize, haklarımıza, çocuklarımıza, halkımıza sahip çıkmamızı emrediyor. Üzerimize düşen görevleri yerine getirirsek hem Sayın Öcalan üzerindeki tecridi hem de cezaevleri kapılarını kırarız. Acı haberler duymadan gerekenleri yapmalıyız.”







