
Abdulkadir Çelik (Rızgar Kanî), Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edildiği 1999 yılında dünyaya gözlerini açtı. Dört çocuklu Çelik ailesinin üçüncü çocuğu olan Kanî’nin çocukluğu Amed’in (Diyarbakır) Pasûr (Kulp) ilçesindeki Dorşin Dağı eteklerinde bulunan köyleri Masirto ve yaylalarında geçti. Kanî, daha doğmadan ailesi Kürt özgürlük mücadelesinde ağır bedeller verdi. 1991 yılında PKK’ye katılan amcası Behzat Çelik (Rizgar) aynı yıl Farqîn’de (Silvan) şehit düştü. 1992 yılında PKK’ye katılan ve aynı yıl Garzan’da çıkan çatışmada diğer amcası Mehmet Çelik şehit düştü. Aile, yaptığı bütün girişimlere rağmen Mehmet’in cenazesinin nerede olduğunu öğrenemedi. Aile, 1993 yılında PKK’ye katılan Kanî’nin amcası Ulaş Çelik’in (Rızgar Andok) akıbeti hakkında ise bugüne kadar bir bilgi alamadı. 1994 yılında Kanî’nin doğduğu köy devlet tarafından yakıldı, babası ve amcası gözaltında işkence gördükten sonra tutuklandı. Kanî’nin dayısı Orhan Eren ile eşi Zozan Eren, 1997 yılında Amed’den Pasur’a dönerken “kayboldu”. Araçları Mermer Jandarma kontrol noktası yakınlarında terk edilmiş şekilde bulunan Eren çifti, arkalarında 2 yetim çocuk bıraktı.
Kürt oldukları ve insanca bir yaşam istedikleri için aile üyelerinin katledilmesine ve zulme maruz kalmasını kabul etmeyen Kanî’nin ağabeyi Nurullah Çelik, 2014 yılında PKK’ye katıldı. Ardından Kanî, 2016 yılının Ocak ayının sonlarında YPS’ye katılarak Gever’deki öz yönetim direnişinde yer aldı. Küçücük bedenine koca bir dünyayı, umudu ve mücadelesine olan sarsılmaz inancını sığdıran Kanî, hiç göremediği amcası Rizgar’ın ismini alarak binlerce askerin tank, toplarlarla saldırdığı Gever’deki öz yönetim direnişinde ölümsüzleşti.
Yıllarca zulüm altında
Pasûr’da yaşayan baba Vedat Çelik, oğlunun hayatını ve aile olarak yaşadıklarını DİHA’ya anlattı. Askerlerin 1994 yılında köydeki evlerini yaktığını hatırlatan Çelik, “Yakılan evimizden bir çay kaşığını kurtarmamıza bile izin vermediler. Evimizi ve içindeki her şeyi yaktılar. Ekili ve dikili bütün arazilerimizi yaktılar. Arazide hayvanlarımızı mermi yağdırarak telef ettiler. Bize hiçbir şey bırakmadılar. Ben ve kardeşim günlerce gözaltında kaldık, işkence gördük. Büyük bir vahşet ve zulüm yaşadık. Pasur’a yerleştik. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra tekrar köyümüze döndük. Yıllarca zorbalık ve zulüm altında yaşadık. Çocuklarımız bu yaşananları kabullenemeyip dağların yolunu tutuyor. Onları unutmayacağız” dedi.
Köye döndükten sonra 1999 yılında oğlu Kanî’nin doğduğunu belirten Baba Çelik, oğlunu şöyle anlattı: “Kanî çok zeki ve meraklı bir insandı. Çocuklarım gözlerini açıp hayatı anlamaya başladığında, buralarda yaşanan savaşın ve vahşetin izlerini gördüler. Bunları sürekli soruyorlardı. Kanî yürümeye, konuşmaya ve dünyayı anlamaya başladığında köyde yakılan ağaçları ve evleri görüp merak ediyordu. Yaşananları anlamaya, zihninde anlamlandırma çalışıyordu. Köyüne halkına ve ailesine yapılan zulmü kabullenemedi ve bunları unutmadı.”
Amcalarının mezarı bile yok

Oğlu Kanî’nin, PKK’ye katıldıktan sonra şehit düşen 3 amcası ile zorla kaybettirilen dayısı Orhan Eren ve eşi Zozan Eren’den çok etkilendiğini aktaran Baba Çelik, şöyle devam etti: “Kanî, amcalarının evde asılı fotoğraflarına bakarak, nerede şehit düştüklerini, niye mezarlarının olmadığını soruyordu. Onların kemiklerini bulamadık, mezarlarını yapamadık bu bizim içimizde büyük ve ağır hasret olarak kaldı. Onu etkileyen diğer durumlardan biri de ağabeyinin 2014 yılında PKK’ye katılması oldu. Görmeyi, onunla konuşmayı, ondan bir haber alabilmeyi çok istiyordu. Bu onda hasret olarak kaldı.”
Amcasının yanına defnedildi
Köyde okul olmadığı için oğlu Kanî’yi Pasur’daki Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’nda (YİBO) göndermek zorunda kaldığını belirten baba Çelik, “Çalışkandı, derslerinde çok başarılıydı. YİBO’yu bitirdikten sonra, Anadolu Lisesi’ni kazandı. Burada liseyi 4 yıl okudu. Mezun olmasına 5 ay gibi kısa bir süre kala 2016 yılının Ocak ayında YPS’ye katıldı. Sonra ondan hiçbir haber alamadık” dedi. Oğlunun öz yönetim direnişlerinin yaşandığı kentlerde olabileceği düşüncesiyle birçok yere gittiğini ancak akıbeti konusunda bilgi alamadığını ifade eden baba Çelik, oğlunun sağ olup olmadığını öğrenmek için gezmediği morg kalmadığını söyledi. Gever’teki operasyon ile ilgili 28 Mart’ta basına servis edilen görüntülerde oğlunu gördüğünü belirten Çelik, “Haberde oğlumun yaşamını yitirdiğini öğrendim. Bunun üzerine cenazeyi almak için 4 Mayıs’ta Erzurum’a gittim. Cenazesine aynı gece Pasûr’a getirerek, 1991 yılında şehit düşen amcasının yanında defnettik” diye konuştu.
Kürt halkı bitmez
Baba Çelik, son olarak şunları söyledi: “Bizim yüreğimiz yandı, artık başka annelerin, babaların ve ailelerin yüreği yanmasın. Artık yeter. Kürt halkı eskisinden çok güçlü ve bilinçli. Kürt halkı, öldürmekle, tutuklanmakla, işkenceyle, zulümle bitmez ve baş eğmez. Bundan sonra da baş eğmeyecektir. Bunu herkes de bilsin. Kardeşini ve oğlunu kaybeden bir baba olarak, benim ciğerim yandı artık başka kimsenin yanmasın. Kimse ölmesin. Barış olsun. Biz öldürmenin değil, barışın, kardeşliğin, eşitliğin yanındayız.”
DİHA / AMED