
Türkiye cumhuriyeti kuruluşundan bu yana en krizli dönemini yaşıyor. Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin uzun yıllara dayanan direniş tarihi en başta Kürtler olmak üzere Türkiye'nin tüm halklarında çok büyük bir demokrasi ve özgürlük bilinci yaratmıştır. Bunun ortaya çıkardığı derin yarılma gittikçe artmaktadır.
Türkiye’de ulus-devlet temelli kurulan cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük yanlısı güçler tarafından sürekli aşındırılmıştır. Özellikle 2000’li yıllar sonrası Başkan Apo öncülüğünde Kürt Özgürlük Hareketi'nin yaşadığı değişim ve dönüşüm sistem karşıtı hareketlerin öncülüğünü yapmasını da beraberinde getirdi. Kapitalist sisteme karşı gelişen hareketlerin yaşadığı paradigmasal ve sistemsel tıkanıklar Başkan Apo’nun özgürlük paradigmasında tamamı ile aşılmıştır. Demokratik ulus, eko endüstriyalizm, ahlaki ve politik ilkeler temelinde oluşan demokratik modernite sisteminin bütünlüklü, alternatif geliştirilmesinin zeminleri ilk kez Kürt devrim gerçeğinde bu denli canlı ortaya çıkmıştır.
21. yüzyıl özgürlük mücadelesinde Kürt halkının demokratik bir ulus yaratma perspektifi tüm Ortadoğu halklarını ve dünyayı etkilemektedir.
Türkiye'deki akademisyenlerin “bu suça ortak olmak istemiyoruz” temelinde imzaya açtığı ve verilen desteklerle binleri aşan bildiriye bir de bu açıdan bakmak gerekiyor. Akademisyenler artık Kürt halkının son derece insani hak ve taleplerini kazanmasını Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve özgürleşmesinin temel problemi olarak görüyorlar. Bu aynı zaman da TC’nin kuruluşundan bu yana sürekli geliştirilip büyütülmeye ve süreklileştirilmeye çalışılan milliyetçi-şoven zihniyetin ve bunun politikalarının tamamen kırılması ve parçalanması anlamına geliyor.
AKP'nin vahşice ve pervasızca saldırarak, ''sözde'' olarak tanımladığı hakiki akademisyenlerin duruşunda işte bu gerçeklik yatıyor. Akademisyenlerin barış, demokrasi, adalet temelindeki vicdani tutumları tüm Türkiye toplumunun da gerçekleri görmesinde rol oynuyor, aydınlık bir yol olma niteliğini taşıyor. Bir toplumda öğretmenler ve akademisyenler en saygın kişiliklerdir. Çünkü toplumun geleceği olan çocuk ve gençleri eğitip hazırlarlar. Akademisyenlerin emeklerinin hiçbir maddi değer karşılığı yoktur. Özellikle özgürlük bilinci ile devletin, iktidarın köleleştirici yanlarını çözümleyen aydınlar için maddi yanlardan ziyade insan, sevgi, maneviyat, özgürlük, demokrasi gibi kavramlar daha fazla öne çıkıyor. Elbette bu akademisyenlerin bilimi, bilgiyi toplumun özgürleşmesi temelinde üretmesi başlı başına iktidar düzeneklerine çomak sokmak anlamına da gelmektedir.
Demokrat akademisyenlerin özgürlük tarihindeki toplumu aydınlatma rolleri herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye'de bu bildirgeye imza veren akademisyenler Türkiye toplumunun gerçeklere en sadık, dürüst ve onurlu kesimini temsil ediyor. Hakikate saygılı bu akademisyenler mazlumlardan, ezilenlerden yana tavır koyarak giderek tırmandırılan faşizm ve kapitalist modernite içinde toplumun kaybetmeye yüz tutmuş derin vicdanını temsil ediyor.
Türkiye tarihinde ilk kez Kürtlere yönelik yapılan katliamlara akademisyenlerin bu denli açık ve net tavır alarak, bu kadar gür sesle gerçekleri haykırdığını görüyoruz. Bu insanlığın özgürce yaşamak istemesinin, özgür aklın, ahlakının, vicdanın büyüleyici sesidir. Özgürleşmek isteyen insanların sesidir.