İnsan aklıyla insandır. Ancak aklın da vicdan ve ahlakla donanmış olması gerekir. İslam felsefesine göre mutlak akıl Allah’a mahsustur. Hata yapmayacak yegâne varlık Allah’tır. Vicdan ve ahlak İslam dininde inananların en büyük meziyetlerinden sayılmaktadır. İnsanın hata yapabileceği Kuran’da belirtilmiştir. Hata yapan insan en çok duygularına yenilen insandır. Duygularına yenilen insan ise bir şeyi ya yanlış tanıdığı için ya da yaşanmamışlıkların duygu dünyasında yol açtığı açlıktan ötürü bu duruma düşer.
Çok uzatmadan konuyu hemen Türk Kürt ilişkilerine oradan da Türk başbakanının aklına ve duygularına getirmek istiyorum. Türk egemenlerinin ezici bir kesimi Kürtleri yanlış tanımakta, emperyal açlıklarını Kürtleri inkar ve imha ederek doyurmak istemektedir. Az sayıdaki Türk solu ve samimi Müslüman dışında Türk olan ya da kendisine Türk diyen elitlerin Kürtler hakkındaki akılları ve duyguları yanlıştır, eksiktir, sorunludur. Türkiye’deki her türlü olanağa sahip bu kesimlerin böyle bir akıl ve duygu ile Kürt sorununu tartışmaları Kürt sorunu kadar çözüme muhtaçtır. Bu akla sahip olanlar için Kürtler “akılsız, duygusuz, hiçbir hakkı olmayan yaratıklardır” dogması ortak paydadır. Türk anayasasınca kanunlaşmış Kürt inkarının özü de budur. Eveleyip gevelemeye de gerek yok; bu akla göre Kürt “insan değildir.” Türk hükümetinin ve söz konusu elitlerin açlık grevlerine yaklaşımlarında bunu görmedik mi? Kürt halkının kendi ana dilinde eğitim hakkını 21.yy.da tartışmaya açarak engelleyenlere ne denir?
Bu akla göre Türk vatanı için ölür ve şehit olur. Kürt vatansız olduğu için ölüsü “etkisiz hale getirilmiş teröristtir.” Türk yüce ülküleri olan insan olduğu için büyük dava güden insandır. Kürt “hep kandırılmış, başkaları için piyon rolünde maşa gibi kullanılan amaçsız insandır.” Türk Çin seddinden Avrupa’ya ‘at avrat silah’ diyerek fetihler yapmış büyük bir millet: Kürt hep “başkalarının himayesinde yaşamış ve köyünü bile koruyamamış bir zavallıdır.” Türk büyük imparatorluklar kurmuş devletine bağlı bir kimlik: Kürt hep “hain, bölücü ve parçalayıcıdır.” Türk ulus devlet sahibi ve milli hassasiyetleri olan nazik bir kimlik: Kürt “dinlenmeye konuşmaya değmez kırodur.” Türk her şeyin temel ölçüsü: Kürt “canı ruhu olmayan ölüdür.” Türkçe olmazsa güneş doğmaz: Kürtçe “anlaşılmayan bilinmeyen, medeniyet dışı bir dildir.” Türk yetmiş iki milletten peyda olunmuş modern bir kimlik: Kürtler “Kurmanc’ı, Zaza’sı, Soran’ı, Goran’ı ile ne olduğu belli olmayan aslında bir türlü Türkleşememiş dağlıdır.” Türk her devletle “insanlık için bölge barışı ve demokrasi için” diplomatik ilişki kuran bir güç: Kürt hep “kendini pazarlayan başkalarıyla sadece ve sadece anti Türk ilişkiler kuran maşadır.”
Bu elitlere göre akıl Türk de “kıroluk” Kürt’tedir. Duygu ve milli hassasiyet Türk’te, “bönlük, gafillik” Kürt’tedir. Hakim Türk aklına ve vicdanına göre Kürt karşıtı konuşma ve eylem yapan tek bir kişi de olsa bu haklı, bilimsel, demokratik bir tespit: milyonlarca Kürdün söyledikleri ise “anlamsız kalabalıkların boş laflarıdır.” Türk’e ‘toz kondurmak’ büyük felaketlere yol açacak milli hassasiyetleri uyandırırken: dünyanın “tüm çöplerini” Kürtlerin üstüne atmak esastır. Özcesi bu akıl ve vicdan, Bağcılarda bir genç kız otobüste ölünce kıyameti kopartır: Roboski’de 34 Kürt genci katledildiğinde canı cehenneme ilkesine göre işler.
Bu listeyi insanı insan yapan her konuda daha da uzatmak mümkündür. Elit Türk ve Türk olduğuna inandırılmışların yazdıklarına çizdiklerine ve konuştuklarına sosyolojik, psikolojik, siyasi arka plandan bakınca bunu net görebilir. Böyle olmadığını iddia eden ya cahildir ya da yukarıda yazılan hastalıklı akıl ve duyguların sahibidir. (Kürtlere karşı sömürgeci Türk aklı ve duygusu üniversite tezi konusu yapılmalıdır)
Örneğin Kürt halkının adlarına yemin ettiği şehitlerine “terörist insan değildir” diyenlerin insanlığı yani aklı ve vicdanları hasta değil midir?
Kürtler için “Allah’ım soylarını kurut” diyen biri vicdansız ve ahlaksız değil midir?
Kürt halkının varlığını ve halk olmaktan kaynaklı doğal haklarını kendi ölümü olarak görenler patolojik bir vaka değil midir?
Bunları konuşturanlar da bu hastalıklı hali normal bir durum görecek kadar daha ağır hastalar değil midir?
Bu konuşmalara alkış tutan toplum hasta bir toplum değil midir? Hasta bir toplumda sağlıklı bireyler çıkar mı?
Kürt halkına karşı Türk toplumu, elitleri tarafından yaydırılan mikroplarla komalık bir hastadır. Bu itiraf edilmeden çözüm konusu doğru tartışılamaz.
Böyle bir toplumdan çıkmış Türk başbakanı iktidar hırsından ötürü en hasta adamdır. Erdoğan’ın en çok öfkelendiği “bu muhtar bile olamaz” mealindeki haberler ve yorumlardır. Bu Erdoğan’daki iktidar hırsının dışa vurumudur. Genelde İktidarın iki dışavurum biçimi vardır. Birincisi; insanlarla ve diğer varlıklarla ilişkisini ifade ederken “benim, malım, mülküm” tabirlerini kullanma ve acıma duygusu ama zulüm pratiği, ikincisi ise kadına yaklaşımdır.
Erdoğan’ın “benim bakanım” ile başlayıp “benim vatandaşım” ile biten kendisini ifade etme tarzını biliyoruz. Erdoğan kadına ve cinsel hayata en çok müdahale eden başbakandır: Kadın hakkında çıkarılmış yasaların ruhu, kadın katliamlarındaki artış, kürtaj yasası, “üç çocuk yapın” nutukları, “kadın mıdır kız mıdır?” patavatsızlığı, tutukluların eşleri ile buluşması vb… hep iktidar duygusu ve aklının dışa vurumudur.  Böyle hasta bir başbakanın her sözünü (teşbihte hata olmaz) Kuran ayetleri gibi günlerce yorumlayan bir medya da en az başbakan kadar hastadır. Velhasıl Kürtler hakkında Türkiye’de anormallik normalleşmiştir.
Bir Kürt olarak yaratandan ötürü ruhsal ve düşünsel dünyalarını anlatmaya çalıştığım Türküm diyen bu kardeşlerime akıllı ve vicdanlı olmalarını temenni ediyorum. Akıl sorunu olan insan, eksik insandır. İnsanlığı eksik olan birinin sevgisi de eksiktir. Sevme duygusu cehennemlik günahları sevme duygusudur. Bunun için “yaratandan ötürü yaratılanı seviyorum” demek yetmez. Çünkü o zaman eksik ve büyük kusurlar işleyen bir varlığı sevmiş oluruz. Bunun için yaratandan ötürü yaratılmış olanların akıllı ve vicdanlı olmasını da gözetmeliyiz.