Türkiye daha önce benzeri görülmemiş faşist bir darbe yaşıyor. Önceki darbeler ve faşist restorasyonlar daha çok askerler eliyle oluyordu. 1960, 12 Mart 1970 ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbeleri biliniyor. Bu darbelerin en kapsamlısı 12 Eylül askeri darbesidir. NATO Gladiosunun Ortdadoğu çapında devrimci demokratik hareketleri ezme hedefleri doğrultusunda hareket edildi. İçeride de sol-demokratik güçleri ezme ve en önemlisi de yükselen Kürt uyanışını bir daha dirilmemecesine bastırmayı önüne koymuştu.

12 Eylül faşist darbesi sivil faşist güçler ve devlet baskısıyla bastırılamayan muhalefeti, devrimci demokratik hareketi bastırmayı hedefledi. Sağ sol çatışmalarını zemin yaparak kendisini meşrulaştırmaya çalıştı. Türkiye yönetilemiyor, olaylar önlenemiyor diye kendilerine bir haklılık ortamı yaratma yoluna gittiler. 1 Mayıs 1977 Katliamından başlayarak Maraş Katliamına kadar seri provokasyonlar devlet eliyle sahneye kondu. Türkiye bu şekilde sıkıyönetimler kıskacına alındı ve darbe adım adım örüldü.

12 Eylül darbesi günümüze kadar varlığını sürdürdü. Sol-demokratik güçler tasfiye edildi. 12 Eylül'ün anayasası halen yürürlükte. Türk Gladiosu her zamankinden daha fazla etkili ve yaygın bir örgütlemeye kavuştu. Seçim yasaları halen Türkiye'nin boynuna asılmış bir kaya gibi. Yüzde on gibi ucube bir seçim barajı bile kaldırılmadı. Bütün bunlara rağmen bu faşist rejim Türkiye'de istediği suskunluğu ve teslimiyeti egemen kılamadı. Bunu boşa çıkaran PKK öncülüğünde gelişen direniş oldu. O yıllardan günümüze kadar onbinlerce insanın canına mal olan acımasız bir savaş yürütüldü ama Kürt halkının direnişi kırılamadı.

Türkiye'nin ırkçı sistemi Kürdistan'da iflasla karşı karşıya kaldı. CHP ve MHP gibi partiler sıfırı tükettiler. Devlet çıplak zor aygıtlarıyla orta yerde kaldı. Varolan partiler savaşta kullanılmış ve halk nezdinde gözden düşmüş ve sistemi ayakta tutacak pozisyonlarını yitirmişlerdi. İşte bu ortamda AKP ortaya çıktı. Bu siyasi boşluğu onlar doldurmaya çalıştılar. Dini de kullanarak Kürtleri sisteme yeniden bağlamaya çalıştılar. Bu temelde ordu da bir noktadan sonra önlerini açtı. „Kürt sorunu var, sorunu çözeceğiz“ söylemlerini taktik amaçlı kullandılar ve yıllarca halkı bir beklentiye sokmaya çalıştılar. Soruna hep taktiksel yaklaştılar. Hiçbir zaman stratejik bir çözüm projeleri ve amaçları olmadı. Halka sunulmuş hiç bir çözüm modelleri yok.

Bütün bunlara rağmen Başkan Apo çözüm stratejileri geliştirerek, projeler sunarak hükümeti çözüme çekmeye ve bir yol açmaya çalıştı. Olabildiği kadar sabır gösterdi. Halklar arası güven ve barış atmosferi oluşturmaya baktı. Bu açıdan AKP, Başkan Apo'ya çok şey borçludur. Bunca yıl iktidarda kalmalarını da sağlayan önderliğimizin bu demokratik çözüm arayışlarıdır. Onlar ise buna karşılık olarak Önder Apo'yu dünyadan izole ederek karşılık verdiler.

7 Haziran seçimleri ve sonrası gelişmeler çok önemlidir. Doğru bir analize ve değerlendirmeye ihtiyaç var. Seçim öncesi de çok önemliydi. AKP işi bir seçimden çıkarıp bir ölüm kalım sorunu haline getirmişti. Israrla HDP barajın altında kalmalı, dediler. Bunun için HDP hedef yapıldı. Öldürmeler, bina baskınları, linç girişimleri, Diyarbakır'daki 5 Haziran katliamı peş peşe geldi. Buna rağmen AKP seçimi kaybetti. Hükümet düştü. Normal demokratik prosedüre göre bir koalisyonun kurulması gerekiyordu. Ancak Erdoğan daha başından müdahale ederek seçim sonuçlarını geçersiz saydı. Yeniden seçim kararı aldırttı.  

20 Temmuz'da bilinen Suruç Katliamı, ardından 24 Temmuz'da otuz yıllık savaşın en büyük hava saldırılarıyla PKK'ye, Kürt halkına karşı topyekün savaş ilanı gündeme geldi. 10 Ekim'de de Ankara Katliamı. Katilamın hesabını vereceklerine yine HDP ve demokratik güçleri hedefi haline getirdiler. Bununla yetinmeyip şimdi de Rojava'yi savaş tehdidiyle Türkiye'yi sınırdışında bir savaşa sokma çabaları var. Seçime 5 gün kala Koza-İpek grubuna ait basın organları susturuldu ve yönetimlerine el konuldu. Açıktan „Cemaat, PKK ve Doğan medyasının“ hedef alınacağın ilan edildi. Muhalif olan tüm seslerin ve örgütlenmelerin bastırılma çabaları. Bütün bunları meşruluğu olmayan, sadece seçimleri yapmakla memur bir hükümet eliyle yapılması açık ki, normal bir durumla yüz yüze olmadığımızı gösteriyor.

Askeri darbeler döneminde bile basına böyle el koyma girişimleri görülmemişti. 1990'larda Kürt gazetecileri öldürülüyor, gazeteleri bombalanıyor ve dağıtımı engelleniyordu ama bu kapsamda el koymalar ve düşman ilan etmeler yaşanmamıştı. Bütün bunlar daha açık bir saldırganlığın ve savaşı yaygınlaştırmanın göstergeleridir. Açıktan Suriye Kürtlerinin, PYD ve YPG'nin hedef alınıp tehdit edilmesi sınırları aşan bir savaş hazırlığıdır. Kandil ve Güney Kürdistan'ın sürekli bombalanması artık olağanlaşmıştı. Şimdi Kürt düşmanlığını daha da genişleterek yaygınlaştırarak sürdürmeye başladılar. AKP Hükümeti IŞİD eliyle Rojava'da savaşı yürüttü. Ancak IŞİD başarılı olamadı. Dünyadan izole oldu. Savaşta da yenilgiye doğru gidiyor. Bu temel ittifakını kaybeden AKP şimdi doğrudan sahneye inmeye çalışıyor.

Türkiye çok kritik ve tehlikeli bir kavşağa gelmiş durumda. Ayrıca Erdoğan bu saldırı ve savaş kararlarının 1 Kasım'dan sonra devam edeceğini de saklamıyor. Açıktan söylüyorlar. PKK'nin ilan ettiği eylemsizlik kararını duymamazlıktan geldiler. Ancak Türkiye'de birçok çevre halen gidişatın ne kadar tehlikeli olduğunu kavramış değil. Bunlar sadece dönemsel ve seçimlere dönük söylemler değildir. AKP ve Erdoğan'ın gerçek yüzü ve düşünceleridir. Türkiye dört başı mamur faşist bir yönetime gidiyor. Büyük oranda bunu inşa ettiler. Önlerinde direnecek fazla güç de kalmadı. Kalanları da ezmeyi sürdürüyorlar. Ve ne pahasına olursa olursa olsun iktidarı bırakmamakta da kararlılar.

Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu büyük tehlike görülmeli ve tüm demokrasi güçleri birlik içinde harekete geçmelidir. Faşizmi ancak halkların birleşik direnişci güçleri durdurabilir. İplerini koparmış faşist saldırganlığı durdurmakta gecikirsek herkes bunun ağır faturasını ödeyeceğini unutmamalıdır. 1 Kasım seçimlerinde HDP'nin daha güçlü çıkması birçok şeyi değiştirecektir. Bu açıdan HDP'nin sahiplenilmesi demokrasinin sahiplenmesi anlamına gelmektedir!