Bir şeyler oluyor, galiba. TC’de de yaprak kıpırdamaya başladı:

Orta Doğu Teknik Ünversitesi (ODTÜ) yönetimi, Başbakan RT Erdoğan’ın gelişine tepki gösterildi diye, üniversiteye gaz bombaları ve su fışkırtan tanklarla saldıran, biri ağır pek çok öğrenciyi yaralayan polisi halka şikayet etti. Bu yıllardan sonra bir ilkti. İkinci bir ilk olarak Boğaziçi Üniversitesi de ses verdi.
Ama gönül isterdi ki, Kürtlere topyekün saldırı başladığında üniversiteler ses verseydi. Her kesimden Türk’e dokunduklarında değil…
Rahmetli Mustafa Ekmekçi’nin deyiş şekliyle Faşizme karşı uyanma mı var ne?
Ajanslar toplama kamplarındaki 11 bin 400 kişiye ek olarak, son iki günde 47 Kürt’ün daha tutuklandığını, bu arada Başbakan TR Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın 10 milyon Dolar ödeyerek, deniz filosuna yeni bir gemi eklediğini Türk halkına müjdeliyor, bir yazar satır aralarında, ülkede 11 milyon kişinin yoksulluk sınırları altında yaşadığını haber veriyordu.
Öte yandan, düşmüş insanın ihanetinden haberli biri, herhalde dün, AKP Kürtlerini konu alan yazısına, “her toplumda çirkefe düşmüş, orada ayak altında çiğnenen, ezilen çürümüş kişilikler yok mudur ki?" diye başlardı.
Ahmet Altan, günlük yazı yazsaydı, o da sanırım, babasının “kertenkeleler, kayalıklara tırmanmada kartallarla yarışamaz, dibe düşerler" diyecekti.
Kürdistan bebeği, ihtiyarıyla tepesinde sallanan kılıçın tehdidinden kurtulma, kendisi olarak var olma savaşı veriyor. Zalimin, Faşist özü baki, maskesi döneme uygun şekilde değişkendir.
Bazan, insan motiflidir maskeleri.
Sanki, Faşistin dini, imanı, insanı insan yapan vicdanı oluyormuş gibi günümüzün işbirlikçileri dindar peçelidirler.
Bu arada, gelip geçenlerin hepsi, halkına ihanet eden, “makbuller" aradılar. “Ben de Kürdüm, ama onlardan değilim" diyenlerin önüne ekmek attılar.
Ancak bu durum, yalnızca Kürdistan’a has değildir. Bütün ulusal kurtuluş haraketlerinde muhbirliği, tetikçilik, rehberlik ve propagandacılığı kazanç yolu yapan vardı. Cezayir, Vietnam, Afrika kurtuluş savaşlarının bir cephesi de, bu düşmüşlerle mücadeleydi.
TC rejiminin 1920’ler evresinde, “Lozan"a, “başmızda Türk olmadan, biz yaşamayı bilmez, asla beceremeyiz" telgrafı çeken Kürtler makbuldü. Sonra kırım günlerinde muhbirlik yapan, yol gösteren ve kardeşine silah doğrultanlar…
Bu düşmüşlerden bazılarını yerden kaldırıp, milletvekili, bakan yaptılar. Onlar bu payeleri kazanç sandılar ama kazançları, kayıpları oldu.
Kürdistan’ın, tutunan itibarsızlarıydı, onlar. Haysiyetlerini kaybetmişlerdi. Onursuzluk, torunlarına miras kaldı.
Günümüz muktedirlerinin payına, kala kala ayak altı olmuş ayak takımı “makbuller" kaldı. Onların kişilik künyesine bakıyorum, kimileri sülale boyu rejim “xulam"ı…
Bazıları, ticaret adamı söylemli silah kaçakçısı, ihalelerde tabanca gösteren Mafya çetesinin başıydı. 
Utanç ama, “cami külhanı ve mahalle kahvesi filozofları" medyada, AKP tarzı ırkçılığın propaganda adı, adresiydiler. Öne çıkmak, ırkçılık adına cinayet işlemişleri de geride bırakarak, göze girmek için Kürtlere birincisi olma yarşındaydı, bunlardan kimileri.
Kürtlerin sözcüsü Pervin Buldan, parlamento kürsüsünden AKP Kürdü Mehmet Metiner’e seslenirken, bir zamanlar Kürdistan’ın ekmeğini yeyip, suyunu içtiğini hatırlatıyor ve “sana haram, zehir, zıkım olsun" diyordu.
Metiner, Erbakan’ın çantacılığından sonra RT Erdoğan’a koşan adamdı. Ama aradığını bulamayınca Kürt hareketi saflarına biat etmiş, eli cebi boş kaldığı için geri dönüp, Emine Erdoğan önünde takla atar gibi iki büklüm olmuştu. Annesi, babasının Türk bilip bilmediğini Buldan da bilmiyor, ama Metiner AKP’nin en ön saflarında Türk milliyetçiliği yapıyor, “apart" seslenişi üzerine Kürtlere sövüyordu.