Türkiye’de gündem tümüyle seçim ekseninde. Bütün partiler olanakları ölçüsünde seçim kampanyasını yürütüyor. Kampanyanın eşit ve adil ölçülerde yürümediği de herkesin malumu. Bilindiği gibi HDP hazine yardımından mahrum ve yüzde on barajıyla boğuşmak zorunda. Ayrıca hükümet ve emrindeki devlet güçlerinin hedefinde. Düşmanca ve yalana dayalı karşı propagandanın dışında fiziki saldırılara da maruz kaldı. Bugüne kadar 60’ı aşan saldırıya uğradı. Ne hükümet ne de basın böyle birşey yokmuş gibi davranıyor.

Yapılan anketlerde halkın seçim güvenliğine dair inancı kalmamış. Adil olmayan şartlarda yapılan seçim bir yana, AKP kaynaklı açık hileler de gündemde. Yerel yönetim seçimlerinde yapılan hileler ve baskılar ayyuka çıktı. Bu seçimi de AKP neredeyse varlık yokluk sorunu haline getirdi. Devlet aygıtı ve basını elinde olduğu için seçim güvenliği çok açık bir tehdit altında. Erdoğan meydana inerek seçime ayrı bir anlam yükledi. Normal seçim dışında bir de başkanlık sistemini kampanyaya ekledi. Bu durumda seçimlerin güvenli bir ortamda geçeceğine kimsenin inancı kalmadı.

AKP, Dolmabahçe sarayında açıklanan mutabakatın beklediği gibi kendisine seçimlerde oy getirmeyeceğini görerek barış sürecini tümden tehlikeye atacak bir tutuma girdi. Bunun başını Erdoğan çekti. “İzleme heyeti de olmaz, masa da yok, Kürt sorunu da yok” dedi. Bu çıkışlar açık ki, süreci bitirmek ve ateşkesi anlamsızlaştırmak anlamına gelir. Hükümet de sürece sahip çıkamadı. Sonunda Erdoğan’a katılmak, arkasından sürüklenmek zorunda kaldılar. Eğer bugün ateşkes hala sürüyorsa, bu tamamen Kürt tarafının sorumluluk anlayışından kaynaklanıyor. AKP fiilen ateşkesi sonlandırmış durumda. Söylenenlere bakıldığında, İmralı tecrit altınayken, ordunun hazırlıkları ve hareketliliği artmışken ateşkese son verildiği açık.

Türkiye’nin gerçek gündemleri barış, demokrasi ve 12 Eylül anayasasına son vermektir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, yolsuzluk ve hırsızlıklar dizboyu. AKP kaynaklı ve bilinçli olarak ülkeyi gerilime, karşıtlığa ve çatışmalı ortama sürükleme gündemdeyken sahte tartışmalarla oyalama girişimlerine demokrasi güçlerinin prim vermemesi gerekiyor. AKP her zaman yaptığı gibi sanki mağdur olan kendisi veya dine yönelik bir saldırı varmış gibi propagandaya ağırlık veriyor. 13 yıldır bu ülkeyi yönetiyorlar. Devleti ele geçirdiler. Her kademede kadrolaştılar. Muhalefeti ve basını susturarak daha otoriter bir yönetim oluşturmaya çalışıyorlar. Mağdur olanlar emekçi yığınlar ve ezilenlerdir. Ezen ve mağduriyetlere neden olan AKP’den başkası değildir. Türkiye’yi ve devleti başkaları yönetmiyor. 

AKP eski ve her zaman kullanacağını varsaydığı dine sarılıyor. Karşıtlarını dinle vurarak, zayıf düşürmeye çalışıyor. Türkiye’nin gerçek gündemini saptırıyor. Buna izin vermemek önemlidir. AKP’nin oyunlarına ve tuzağına düşmemek gerek. Din konusunda da AKP’nin söyleyeceği fazla bir şey yok. Din hakkında bir tek onların mı inancı ve bilgileri var? İslamda yalan ve iftira var mı? AKP bugün meydanlarda HDP’ye az mı iftira ediyor? İslamda hırsızlık serbest midir? AKP’nin hırsızlık ve yolsuzlukları tüm zamanları ve hükümetleri kat kat aştı. İsraf İslamda serbest midir? Yaptıkları saraylar, gizli öndenekler, Suriye’yi silaha boğma, savaş kışkırtıcılığı dine uygun mudur? Görüldüğü gibi sicili oldukça bozuk ve her yönüyle İslama aykırı uygulama ve pratiklerin sahibi olan AKP, dini halka ve HDP’ye karşı kullanamaz.

HDP ve demokratik güçler Türkiye’nin gerçek gündemine yoğunlaşmalı ve halkı aydınlatmada seçim kampanyasını etkili kullanmalıdırlar. Bir önceki yazımızda da çalışma ve hazırlıklarda eksikliklere dikkat çekmiş, kısmen de eleştirmiştik. Bu seçimlerin AKP ve Erdoğan’ın hesapları yüzünden çok önemli ve kritik hale geldiğini anlatmıştık. Türkiye ve Kürdistan’da önemli gelişmelere ve sonuçlara yol açacak seçimlere doğru yüklenmek ve bilinçli, örgütlü çalışmak açık ki, çok önemli. Genel propaganda ve tekdüze çalışmalarla istenen sonuçlar alınamaz. Kürdistan’daki örgütler de çalışanlar da kısmı bir rahatlık ve rehavet görülüyor. Nasıl olsa halkın durumu iyi, fazla zorlanmayız anlayışıyla hareket ediliyor. Bu yaklaşım yanlıştır. Her zamankinden daha fazla etkili ve örgütlü çalışmak gerekiyor. AKP’yi Kürdistan’da geriletmek, halkın birliğini yaratmak devrimsel bir sorundur. Devlet, AKP dışında Kürdistan’da halk içinde dayanak bulamıyor. AKP halkı devlete bağlayan en etkili aygıt durumunda. Bugün asimilasyonun ve sömürgeciliğin yegane temsilciliğini yapan güçten sözediyoruz. 

Sömürgeciliğe ve asimilasyona karşıysak AKP’ye meydanı bırakamayız. Türkiye’de barış ve demokrasi egemen olsun isteniyorsa örgütlenmek ve çalışmaktan başka araca başvurulamaz. Demokrasiden yana tüm güçlerin ortaklaşması  ve dayanışması acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır. AKP tüm devlet olanaklarını da yedeğine alarak seferber olmuşken, devrimci ve demokratik güçlerin alışagelen alışkanlık ve çalışma tarzıyla sonuç alması olanaksızdır. Bu açıdan tüm ezilenlerin, inanç gruplarının, halkların, devrimci güçlerin tam bir seferberlik ruhuyla örgütlenmesi ve kampanyayı yürütmesi gerekir.