2019 yılı içinde 4 seçim var. 31 Mart 2019’da yerel seçimler ile Muhtarlık seçimleri; 3 Kasım 2019’da ise Cumhurbaşkanlığı ile Milletvekili Genel Seçimleri yapılacak. 2023’e kadar bir daha seçim yapılmayacağı için, 2019 seçimlerini kazanmak AKP’nin 2023 hedefini oluşturuyor. Bu seçimler, rejim değişikliğinin son dönemeci oluşturması, siyasal ayrışma ve saflaşma yaratacak düzeyde potansiyel içermesi bakımından önem kazanıyor. Bu nedenle 694 sayılı OHAL KHK’si ile Kasım 2019’da yürürlüğe girmesi öngörülen Anayasa değişikliklerinin yürürlük tarihini öne çeken AKP, TBMM’yi fiilen işlevsiz hala getirerek ve muhalefet milletvekillerini dokunulmazlık tehdidi ile kontrol altına alarak başkanlık rejimini tahkim etmeyi sürdürüyor.

AKP’nin kendi konumun güçlendirecek bazı yeni adımlar atarak bu süreci hızlandırma ve erken seçime gitme hesapları da var. MHP ile kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarda konuşulan, Büyükşehir ve İl sayısını artırma, seçim sisteminde bazı değişikler yapma operasyonları erken seçim planlarıyla örtüşüyor. Ana muhalefet partisi CHP ise, Adalet Kurultay’ı ile parti tabanını ve kendisine umut bağlayan kitleleri oyalayarak 2019 sürecini meşrulaştırıcı adımlar atmaya devam ediyor. AKP’nin, biri iktidarda iken diğerinin sadık muhalefet görevi üstlendiği iki partili ve yetkisiz meclis hesaplarına dahil olan CHP yönetimi, totaliter sistem değişikliğine ve TBMM’nin devre dışı tutularak OHAL ve KHK uygulamalarının kalıcılaştırılmasına ses çıkarmıyor.

15 yıllık iktidarı döneminde yapılan her seçime şaibe bulaştıran, sistemli olarak demokratik siyaseti tasfiye etmeye çalışan ve şimdi her şeyi 2019 başkanlık seçimine endeksleyen AKP, muhalefeti peşinden sürükleyerek yeni bir oyun sahneliyor. Bu bağlamda, bir yandan HDP yöneticilerini ve milletvekillerini hapse atarak, siyaset yasakları getirerek veya partiyi kapatmayı planlayarak tasfiye etmeye çalışırken, bir yandan da CHP’yi parlamentoya hapsederek, HDP’den uzak tutarak ve yöneticilerini kumpaslarla tehdit ederek siyasi operasyonlarını kolay yoldan gerçekleştirmek istiyor.

İster erken ister yasal süresinde olsun, eşit ve demokratik koşullarda yapılmayacak olan 2019 seçimlerinin, şaibesiz ve kumpassız olmayacağının hiçbir garantisi yok. AKP’nin antidemokratik yaptırımlarını kabullenerek sadece 2019’a seçimlerine seçimleri kazanma amacı üzerinden kurgulanamaz. AKP’nin çizdiği yoldan ilerlemek, büyük bedeller ödenerek elde edilen kazanımların yok sayılması ve demokratik siyasetin tasfiye edilmesine göz yumulması anlamına gelir. Bu nedenle AKP’nin 2019 seçimlerine endeksli siyasal stratejisinden ve özellikle de AKP’nin illüzyonlarından ve halisünasyonlarından uzak durulmalıdır.

Bu bağlamda şu soruya yanıt aramalıyız. Tek parti iktidarını yitirdiği 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden sonraki siyasi operasyonlarını; yani, muhalefet üzerinde baskı ve terör ortamı yaratarak gerçekleştirdiği 1 Kasım 2015 erken seçimini, 15 Temmuz darbe girişimindeki rolünü, 16 Nisan Referandumu hilesini ve OHAL KHK’sı ile Türkiye’yi bugün getirdiği aşamayı sorgulamadan çizdiği bu yolda ilerleyecek miyiz? Yoksa AKP’nin 2019’u beklemeden adım ardım gerçekleştirdiği totaliter rejim değişikliğine karşı, 7 Haziran ve 16 Nisan’da oluşan demokratik muhalefetin kazanımları üzerinden bir karşı duruş mu sergileyeceğiz?

OHAL ve KHK baskısıyla 2019’a giden yolda AKP ve MHP’nin birlikte kurguladığı bu oyun, iktidarın meşruluk sorununu sürekli gündemde tutarak, antidemokratik yaptırımlara karşı siyasi kampanyalar düzenleyerek, demokratik halk muhalefeti örgütleyerek ve kitle çizgisi izleyerek önlenebilir. Her şeye karşın CHP ile HDP’nin öncülük görevini üstleneceği demokratik halk muhalefeti, tüm demokratik güçlerin tek bir kulvara yığılarak yan yana gelmesi veya herkesin bulunduğu mevzi de ilkeli olarak birlik ve dayanışma yapmasını gerektiriyor.