‘Suriyeli mülteciler’ Avrupa Birliği - 2. Bölüm


Almanya, Avrupa’da en fazla mülteci alan ülkelerin başında geliyor. Ayrıca ülke, Avrupa’nın genel mülteci politikasının da en önemli belirleyeni.

Almanya’nın 16 eyaletinde, 2015’in ilk altı ayında 170 bin 37 kişi iltica başvurusunda bulundu. Bu sayı eyaletlere şöyle dağılıyor:

Nordrhein-Westfalen: 35 bin 232

Bayern: 28 bin 83

Baden-Württemberg: 17 bin 444

Niedersachsen: 14 bin 694

Hessen: 12 bin 594

Berlin: 12 bin 359

Sachsen: 11 bin 519

Rheindland-Pfalz: 7 bin 976

Schleswig-Holstein: 6 bin 829

Sachsen-Anhalt: 6 bin 89

Brandenburg: 6 bin 11

Thüringen: 5 bin 908

Hamburg: 4 bin 710

Meclenburg Vorpommern: 4 bin 707

Saarland: 2 bin 654

Bremen: 2 bin 223

Almanya’ya gelen mülteciler, iltica kabul merkezinde kısa bir süre tutulduktan sonra kamplara yerleştiriliyor. Bundan sonra mültecileri, aylarca, bazen yıllarca süren zorlu yaşam koşulları bekliyor. 


‘Mülteciler evlere yerleştirilmeli’

Mültecilerin iltica başvurusu sırasında ve sonrasında yaşadıklarını ve kamp koşullarını, Pro Asyl sözcülerinden Daniel Steinmaier’le konuştuk. Steinmaier, Karlsruhe kentinde çalışmalarını sürdürüyor ve kent, Baden-Württemberg Eyaleti için bir nevi “mülteci dağıtım merkezi” işlevi görüyor.

Steinmaier, kamplardan bahsetmeden önce, bir noktanın altını çiziyor: “Mültecilerin mümkün mertebe evlere, dairelere yerleştirilmesinin hem sağlık hem entegrasyon açısından kolaylık sağlayacağını düşünüyoruz.”

Ardından kamplardaki güvenlik önlemlerine dikkat çeken Steinmaier, “Barınaklarda polis önlem almalı; çok dilli acil çağrı servisi, duman alarmı ve yangın söndürücü sistemi kurulmalı” diyor.


Mağduriyet görüntüsü

Almanya’nın çok sayıda kişinin ülkeye mülteci olarak gelmesinden dolayı mağdur izlenimi yaratmaya çabaladığı belirten Steinmaier, bu tavrın “siyasi bir arkaplanı” olduğunu düşünüyor ve şunları söylüyor: “Mesela Sachsen Eyaleti’nde boş barınaklar da bulunmasına rağmen mülteciler, çadırlara yerleştiriliyor. Bu şekilde, sorunun altında kalkamadıkları izlenimi vermeye çalışıyorlar. Bu, siyasi bir tavır.”

Almanya’nın kabul ettiği mülteci sayısının ülke nüfusuna oranının, diğer ülkelerle kıyaslandığında “ortalama” olduğunu belirten Pro Asyl sözcüsü, buna rağmen gelişen mağduriyet söylemine itibar edilmemesi gerektiğini söylüyor.

Mültecilerin barınma koşullarının iltica davasının akıbetine ve eyalete göre değişkenlik gösterdiğini aktaran Steinmaier, insanlık dışı barınma koşullarına Almanların da karşı çıkması, hatta mültecileri evlerine almak gibi ses getirecek eylemler yapması gerektiğini belirterek, Şansöyle Merkel’e çağrıda bulundu: “Irkçı teröre karşı kesin bir tavır sergile.”


2015 yılında 202 saldırı

Karlsruhe’de mültecilere dair çalışma yürüten bir başka kurum, “Mülteciler Ağı” (Flüchtlingsnetzwerk). Ağ Sorumlusu Christa Caspari, kentle ilgili şu bilgileri veriyor: “Karlsruhe’de ilk yerleşim kampının dışında, 9 barınak bulunuyor. Mülteciler genelde, başvuruları ardından sekiz gün içinde kamplara veya sığınma evlerine yerleştiriliyor. Fakat son aylarda kapasitenin dolmasından dolayı bu süre, bir ayı aşabiliyor.”

2015 yılının başından bu yana mültecilere yönelik 202 ırkçı saldırı gerçekleştirildiğini kaydeden Caspari, bunların genelinde hedef alınanın siyahi mülteciler olduğunu da ekliyor.

Baden-Württember Eyaleti Mülteci Danışma Kurulu da Caspari’yi doğruluyor. Kurul, kısa süreli barınaklarda mültecilerin öngörülen kalma sürelerinin bir iki gün olduğunu; fakat son aylarda bu sürenin dört beş aya ulaştığını kaydediyor. Eyaletin başkenti Stuttgart, son günlerde mültecilerin büyük salonlarda bir arada tutulmasına dahi sahne oldu. Karlsruhe’deki iltica merkezine başvuru yapan 190 kişi Arena Messe Halle, 500 kişiyse Martin Schleyer Halle’ye geçici olarak yerleştirildi.


Mülteciler anlatıyor

Mültecilerin kamp yaşantısına ilişkin Karlsruhe’deki Feld Caddesi’nde bulunan kampın yetkililerinden de bilgi almak istedik. Fakat yetkililer, basına demeç vermelerinin yasak olduğunu söylüyor.

Kampta kalan mülteciler ise, farklı kaygılarla, isimlerinin ve fotoğraflarının gazeteye yansımasını istemiyor. Bu nedenle görüş bildiren mültecilerin isimlerinin yalnızca baş harfleri var; fotoğrafları ise yok.

A.D., Suriye’nin Halep kentinden gelen bir Arap. Ailesiyle birlikte önce Türkiye’ye, ardından İstanbul’a geçmişler. İstanbul’dan Almanya’ya gelebilmek içinse, 16 kişilik gruplar halinde, 27 gün boyunca aralıksız yürümek zorunda kalmışlar.

Mühendis A.D.’nin yolculuğu

Halep’te mühendislik öğrencisi olduğunu söyleyen A.D., anlatıyor: “Çok zor şartlarda okudum. Dileğim, mesleğimi Avrupa’da icra edebilmek. Memleketimde buna izin verilmedi. Bir yandan Esad rejiminin, diğer yandan DAİŞ‘in zorbalığına maruz kaldık. İlk önce, aslında Türkiye’yi bir şans olarak düşünmüştüm. Fakat İstanbul’da gördüm ki, bize verilen iş imkanı kısıtlı. Türkiye’de mühendis olmamın da bir anlamı yok. Çareyi Avrupa’ya sığınmakta buldum.”

A.D. ile birlikte gelen M.K. ise, 27 günlük yolculuklarını şöyle özetliyor: “Bize yollarda çok kötü davrandılar. Yardım etmek ve dayanışma içinde olmaktansa, acizliğimizi kullanıp yararlanmak istediler. Gittiğimiz oteller, yemek yediğimiz lokantalar... Her yer bizden normalden çok daha fazla para aldı. Çaresizliğimizi fırsat bildiler.”


Makedonya, Sırbistan, Macaristan...

Makedonya’da yoğun kötü muameleye maruz kaldıklarını anlatan M.K., sözlerini şöyle sürdürüyor: “Makedonya sınırda askerler tarafından tutuklandık. Özellikle Suriyelilere kötü davranıyorlardı. Sigara, bilet veya yemeği beş kat fazlaya satıyorlardı. Makedonya’dan Sırbistan’a geçiş yaptıktan sonra iki gün parkta yatmak zorunda kaldık. Bize otel bile vermiyorlardı. Bazı yerlerde yüksek fiyat teklif etmemize rağmen almadılar.”

Macaristan’ın Szegec kentinde ise tutuklandıklarını söyleyen M.K., devam ediyor: “3 gün boyunca bize yemek vermediler. Tuvalet de, banyo da yoktu. Yanımızda getirdiğimiz özel eşyalarımızı da çalmışalrdı. Bir su içmek için bile çok yalvardım. Yanımda şeker hastası arkadaşım vardı, ona bile merhamet etmediler.”


DAİŞ zulmü gibi

Szegec’te yaşadıklarını DAİŞ’in zulümlerine benzeten M.K., “Özel eşyalarımızla birlikte kıyafetlerimizi de elimizden aldılar. Bütün arkadaşlar, çırılçıplak kaldık. Gitmek istediğimde, imza atmamı istediler. Orada kalmak istemediğim için imza atmadım. Parmak izi vermemi ve ailemi arayıp para istememi istediler. Kabul etmedim hiçbirini. Hapse attılar. Zorla domuz eti yedirmeye çalıştılar. Yemeyince aç kaldık. On gün boyunca yemek yiyemedim. Suyu da tuvalet lavabosundan içtik” diye anlatıyor.

Tutukluluklarının on gün sürdüğünü, fakat ardından da polis ve asker zulmünden kurtulamadıklarını anlatan M.K., devam ediyor: “Bıraktıklarında parmak izi vermemizi şart koştular. Üç arkadaşla birlikte kaçtık. Bir gün yine sokakta kaldık, taksiye binip devam etmek istedik. Taksicinin biri, toplam yol parasını kişi başından almak istedi. Kabul etmezsek, polisi arayıp şikayet edeceğini söyledi. Kalacak bir otel bulduk. Adam önce polis kontrolleri oluyor diye kabul etmedi. Sonra, üç saatte bir olan her polis kontrolü için 50 Euro aldı. Mecbur kaldık, verdik.”


Avukat Volck: Mantıksız

İltica davalarına bakan Avukat Müller Volck, iltica başvurularındaki sorunların önemli kısmının, alandaki memur eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyor. Volck, “Alman devleti daha fazla memur çalıştırmalı ki, mültecilerin iltica başvuruları hızlansın. Dublin Yönetmeliği’ne göre, bu işlem üç günde yapılabilir. Fakat kurumlarda evrak işlemlerinin aylarca sürmesinin sebebi, yetersizlikler. Bu eksiklik ortada dururken bir de mültecilere ‘duldung’ verilmesi ve sınırdışı edilmeleri mantıksız.”


Almanya ve mülteciler


Almanya, mültecilerin ve göçmenlerin en yoğun geldiği ülke olarak biliniyor. Bu, şimdinin de değil, uzun yılların verisi... Gerek Balkan Savaşları, gerekse de Kürdistan’da devlet terörü ardından mültecilerin ilk duraklarından biri, hep Almanya oldu.

Almanya’ya mülteci göçünün en yoğun yaşandığı yıl, 1992 yılıydı. Bu yıl içinde ülkeye, 450 bin mülteci geldi. 

Son 25 yılın en düşük göçü ise, 19 bin 164 kişiyle 2007 yılında kaydedildi.

2015 yılının ilk altı ayında ülkeye, 180 bin kişinin iltica ettiği belirtiliyor. Fakat bu rakama rağmen resmi merciler, yıl sonuna kadar iltica sayısının 800 bine ulaşacağını söylüyor. Bu veri, birçok yayın organında da haberleştirildi. Fakat bu rakam, hiç de gerçekçi değil. Pro Asyl Sözcüsü Steinmaier’in söylediği “mağduriyet söylemi”, burada da ortaya çıkıyor olabilir. Alman devleti büyük ihtimalle, “800 bin mülteci” rakamıyla sorunun baş edilemez noktaya ulaştığı imajı yaratmaya çalışıyor.

İlticacıların işlemleri, özellikle son iki yıldır oldukça yavaşlamış durumda. 2015’in Ocak ayına kadar, bakılmayı bekleyen 237 bin 877 iltica dosyası bulunuyordu. 

Alman devleti, iltica işlemlerini hızlandırmanın yolunu ise “güvenli ülke” tanımını Avrupa Birliği nezdinde değiştirmekte arıyor. Normalde ülkelerin iç hukuku ve durumuna göre değerlendirilmesi gereken “güvenli ülke” statüsü, hukuka açıkça aykırı biçimde mülteciler bağlamında değerlendiriliyor. Sözgelimi Balkan ülkeleri, bu gerekçeyle “güvenli ülke” statüsüne alındı; Almanya’da Balkan göçmenleri de bu bağlamda hızla geri gönderilmeye başlandı.


DÎLAN BİÇER/ÖZCAN BOZOÐLU/HABER MERKEZİ