Almanya’nın Thüringen eyaletinde 5 Şubat’ta başbakanlık için mecliste yapılan oylamada ırkçı-milliyetçi Almanya için Alternatif (AfD) partisinin desteğiyle liberal Thomas Kemmerich’in başbakanlık koltuğuna oturması, 24 saat dolmadan istifa etmesi yeni siyasi tartışmalara yol açtı. Muhafazakarlarla naziler arasındaki ilişkinin 100 yıl öncesine kadar uzandığı ülkede geçmişten ders çıkarılabilecek mi? Hıristiyan Demokratlarda (CDU) başlayan tartışmanın gideceği yön aynı zamanda bu soruya yanıtı da beraberinde getirecek.
Yücel ÖZDEMİR
5 Şubat’ta Almanya’nın en küçük eyaletlerinde biri olan Thüringen’de yapılan başbakanlık seçimi ülke siyasetinde önemli sarsıntılara yol açmakla kalmadı, aynı zamanda gelecek planlarını da etkilemeye başladı. 27 Ekim 2019’da yapılan eyalet parlamentosu seçimlerinde, beş yıldır eyaleti yöneten sol hükümetin (Sol Parti-SPD-Yeşiller) 90 sandalyeli mecliste üç oy farkla salt çoğunluğu kaybetmesi, bundan sonra nasıl yola devam edileceği konusunda ciddi soru işaretlerini de beraberinde getirmişti. Irkçı-faşist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin, Sol Parti’den sonra 22 sandalyeyle ikinci güç olması, hükümet kurma planlarını altüst etmişti.
Yapılan tartışma ve pazarlıkların ardından beş yıl boyunca eyalet başbakanlığı yapan Sol Partili Bodo Ramelow öncülüğünde bu kez “azınlık sol hükümeti”nin kurulması için yapılan görüşmeler tamamlandı ve her üç parti de azınlıklık hükümeti konusunda anlaşmaya vardığını kamuoyuna duyurdu. Ancak bunun hayata geçmesi için hükümetin başı olacak Ramelow’un meclis tarafından seçilmesi gerekiyordu.
Eyalet Anayasası’nda göre ilk iki oylamada başbakanlığa aday olacak adaylardan birisinin salt çoğunluk olan 46’dan fazla oy almaması durumunda üçüncü tura geçilmesi gerekiyordu. Salt çoğunluk yerine oy çoğunluğunun gerektirdiği bu turda ilk iki turda yarışan adayların dışında başka adaylar da yarışa katılabilmekteydi.
5 Şubat’ta yapılan oylamada ilk iki turda Ramelow’un karşısına ırkçı-faşist AfD, Hıristiyan Demokratların (CDU) da oy verebileceğini umduğu bağımsız fahri belediye başkanı Christoph Kindervater’i aday gösterdi. İlk oylamada Ramelow, sol koalisyonun sahip olduğu toplam 42 oydan bir fazla 43 oy alırken, Kindervater 25 oy aldı. 22 milletvekili ise çekimser kaldı. İkinci oylamada ise Ramelow 44, Kindervater 22 oy alırken, bu kez 24 milletvekili çekimser kaldı.
3. turda sürpriz aday: Kemmerich
Böylece ilk iki turda ne Ramelow ne de Kindervater gerekli olan salt çoğunluğa ulaşamadı. Bunun üzerine üçüncü tur oylamasına geçildi. Sol Partili Meclis Başkanı Brigit Keller, her iki adayın dışında aday olmak isteyenlerin olup olmadığını sorunca, parlamentoda 5 milletvekili bulunan Hür Demokrat Parti (FDP), meclis grup başkanı Thomas Kemmerich’i aday gösterdi.
Televizyonların canlı yayınladığı oturuma bir süre ara verildi. Meclisin en küçük gurubu olan FDP’nin Kemmerich’i aday göstermesinin anlık bir davranış olmadığı ise sonraki günlerde görülecekti. AfD’nin her fırsatta CDU’ya çağrıda bulunarak aday göstermesini istemesine, CDU, bunun bir oyun olduğunu ifade ederek karşı çıkmıştı. Zira Neonazilerin oylarıyla başbakan seçmeme kararı almışlardı. Bu durumda AfD’nin üçüncü turda çıkacak başka bir adaya oy vereceği de belli olmuştu. FDP ve Kemmerich de bunu bilerek hareket etmişti.
Alman basınında yer alan haberlerde, Kemmerich’in oylamadan iki gün önce FDP Genel başkanı Christian Lindner ile görüşerek üçüncü turda aday olacağını söylediği ve Lindner’in de buna yeşil ışık yaktığı yönünde. AfD’nin oylarını alacağını bilen Kemmerich’e, ilk iki turda çekimser kalan CDU’nun toptan oy vermesi konusunda da ön görüşmelerin yapıldığı tahmin ediliyor. CDU Thüringen Başkanı Mike Mohring, bu hafta yayınlanan Der Spiegel dergisine verdiği röportajda, üçüncü tur oylaması öncesinde Kemmerich’in CDU grubunu ziyaret ettiğini ve kahraman gibi karşıladığını anlatıyor.
Yine Der Spiegel’in yazdığına göre mahkeme tarafından “faşist” olarak onaylanan AfD eyalet başkanı Björn Höcke, geçtiğimiz kasım ayında her iki partiye bir mektup göndererek, “Birlikte çalışmanın yeni biçiminin bulunması” çağrısında bulundu. Mektupta, “Yeter ki sol bir daha hükümeti kurmasın” anlayışı işleniyordu.
Herkesin nefesini tutarak beklediği üçüncü turda Ramelow 44 oy alırken, FDP’li Kemmerich 45 oy alarak başbakanlık koltuğuna oturdu. AfD’nin adayı Kindervater ise sıfır oy aldı. Böylece AfD’nin sol hükümeti ve başbakanı bir darbeyle düşürme planı CDU ve FDP ile birlikte hayata geçirilmiş oldu.
Kravatlı Neonaziler istikrarsızlık dayatıyor
Hıristiyan Demokrat ve liberal partilerin Neonazilerle Thüringen’deki bu dolaylı işbirliği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Alman siyasetinde önemli bir kırılmayı ifade ediyor. Her iki partinin, en azından bölgedeki yöneticilerinin, çok kararlı şekilde, AfD ile doğudan ya da dolaylı işbirliğine hazır olduğu görüldü. Ortak motivasyonları ise sol düşmanlığı. Hem de Höcke’nin, AfD içinde en radikal kanadı temsil ettiğini bildikleri halde… İstihbarat örgütü tarafından Höcke’nin başını çektiği grubun takibe alındığı, Höcke’nin Hitler’den alıntılar yaparak seçim konuşmaları yaptığı herkes tarafından bilindiği halde, FDP ve CDU’nun eyalet ve federal düzeydeki yöneticilerinin bunda ısrar etmesi, tarihten ders çıkarmadıklarını açık olarak gösteriyor.
Ancak, Almanya bu işbirliğine sessiz kalmadı. Ya da normalleştirerek geçiştirmedi. 5 Şubat akşamı Almanya genelinde 10 bin kişi sokağa çıkarak tepkisini gösterdi. Bu tepkiler daha sonra 15 Şubat’ta 18 bin insanın katıldığı büyük bir eylemle doruğa çıktı. Geniş kesimlerden gelen tepkilerden sonra AfD’nin desteğiyle başbakanlık koltuğuna oturan Kemmerich 24 saat dolmadan istifa etmek zorunda kaldı. Tek başına bu durum bile Almanya’da güçlü ve dinamik bir antifaşit gücün olduğunu gösterdi.
Keza işbirliği özellikle daha önce AfD ile birlikte hareket edilmeyeceğini ilan eden CDU’da büyük tartışmalara neden oldu. Partisini disipline etmeyen Genel Başkan Annegret Kramp Karrenbauer, 10 Şubat günü istifa ettiğini açıkladı. Oylamanın yapıldığı gün Güney Afrika’da olan Başbakan Angela Merkel, Thüringen’deki başbakanlık sonucunu tanımadığını açık olarak ilan etmişti. Kramp-Karrenbauer’in istifasıyla birlikte CDU’da kimin başkan, dolayısıyla başbakan olacağı konusundaki tartışmalar devam ediyor. Ancak bu tartışma gelinen aşamada bir adaydan çok bir yön tartışmasına dönüştü. Bundan sonra Thüringen’dekine benzer durumlar olduğunda AfD ile mi yoksa Sol Parti ile mi hareket edileceği tartışılıyor. Şimdilik her iki parti aynılaştırılarak ikisiyle de çalışılmayacağı ileri sürülüyor. Ancak, Almanya’da iki büyük parti SPD ve CDU’nun uğradığı oy kaybı tartışmanın kolay dinmeyeceğini gösteriyor. AfD ile ortaklığı/işbirliği kabul eden kesimlerin CDU’da egemen olması durumunda her açıdan gerici politikaların Almanya’yı beklediği bugünden görülüyor.
Thüringen’de yaşananlar, CDU’nun AfD ile ortaklık kurup kurmayacağının denemesi oldu. CDU’nun içinden başlayarak toplumun geniş kesimlerinden gelen tepkiler karşısında şimdilik geri adım atılmış görünüyor. Gelişmeler CDU ve FDP içinde Neonazilerle, AfD ile gelecekte nasıl bir ilişki kurulacağı konusunda kanatlar arasında bir tartışma ve mücadelenin süreceğine işaret ediyor.
Weimar Cumhuriyeti’yle paralellikler
Thomas Kemmerich’in AfD oylarıyla başbakanlık koltuğuna oturmasından sonra Alman basını sık sık Thüringen eyaletinde 1920’lerde olanları hatırlatmaya başladı. Pek de haksız sayılmazlar. Çünkü bugün olanlar geçmişte yapılanlarla pek çok açıdan paralellikler taşıyor.
1918’in Kasım ayından başlayarak ülkede savaşa, sömürüye karşı sosyalist devrim talebiyle başlayan ayaklanma kısa sürede ülkenin dört bir yanına yayıldı. “Sosyalist devrim” yerine “parlamenter devrimi” savunan SPD, devrimi yarı yolda bırakmış, komünistleri hedef almış, liderlerini katletmeye başlamıştı. KPD’nin boykot ettiği, SPD’nin açık arayla kazandığı 19 Ocak 1919’daki seçimlerin ardından oluşan ilk parlamento, bugün Thüringen eyaleti sınırları içinde yer alan Weimar’daki bir tiyatroda toplandı. Çünkü başkent Berlin, halen “sosyalist devrim” talep eden İşçi-Asker Konseyi’nin elindeydi. Bu nedenle parlamento Weimar’a taşınmıştı. Bu nedenle Kasım Devrimi’nden sonra başlayan ve Hitler’in iktidara geldiği süreye kadar olan dönem (1920-33) Alman tarihinde “Weimar Cumhuriyeti” olarak biliniyor.
SPD’nin KPD düşmanlığının faturası
İşçi haklarının yanı sıra her alanda demokratik hak ve özgürlüklerin arttığı bu dönemde, Thüringen’de Ekim 1923’de yapılan eyalet parlamentosu seçimlerden sonra SPD’li August Frölich’in başbakanlığında ilk SPD-KPD hükümeti kuruldu. Ancak Berlin’deki SPD yönetimi, Komünistlerle kurulan bu hükümeti tanımaya yanaşmadı. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan SPD’li Friedrich Ebert orduyu eyaletin üzerine sürerek, SPD-KPD koalisyon hükümetini dağıttı.
Ardından 10 Ocak 1924’de yapılan seçimlerde tıpkı şimdi Sol Parti-SPD-Yeşiller koalisyonu gibi SPD-KPD koalisyonu da çoğunluğu kaybetti.
72 milletvekilinin olduğu mecliste sağ-muhafazakar partilerin oluşturduğu “Thüringener Ordnungbund” (Thüringener Landbund, DNVP, DVP) yüzde 48, SPD yüzde 23, KPD yüzde 18 ve nazilerin içinde yer aldığı “Vereinigte Völkische Liste” (DVFB) yüzde 9,2 oy aldı.
Bu sonucun ardından kurulan sağ muhafazakar hükümet, komünistlere ve sosyal demokratlara karşı pek çok saldırı düzenledi. Pek çok demokratik yapıyı, DVFB’nin desteğiyle ortadan kaldırmaya başladı. Komünistlere karşı savaş adeta birinci politika haline getirildi. SPD-KPD döneminde yapılan bütün atamalar iptal edildi.
İstikrarsızlık nazilere yaradı
30 Ocak 1927’de yapılan seçimlerde ise sağ-muhafazakar partilerin kurduğu ittifak (Thüringener Ordnungbund) yüzde 33,3 ile birinci olurken, SPD yüzde 31, KPD yüzde 14, Hitler’in partisi NSDAP yüzde 3,4 oy aldı ve 2 milletvekili çıkardı. 56 sandalyeli mecliste salt çoğunluk olan 29’u ne SPD-KPD ittifakı (26) ne de sağ-muhafazakar ittifak (19) sağlayabildi. “Thüringener Ordnungbund” öncülüğünde kurulan azınlık hükümetinin ömrü ise uzun olmadı.
Hitler’in partisinin Thüringen parlamentosuna girmesini “3. Reich’e (Hitler dönemi) ilk adım” olarak değerlendiren faşizm araştırmacısı Prof. Manfred Weißbecker, 25 Ocak 2020’de Neues Deutschland gazetesine yazdığı yazıda o dönem mecliste NSDAP’nin yaptıkları konusunda şunlara dikkat çekiyor: “İlk olarak 10 Haziran 1926’da NSDAP grubu Thüringen Eyalet Parlamentosu’na Yahudilere kamu dairelerinde iş verilmemesi, doktor, noter, hayvan ve tahıl tüccarı olmaması, öğrencilere Yahudi kimliğinin verilmesi ve Yahudilerin mal varlıklarına el konulması yönünde bir yasa teklifi sundu. Bu teklifle ciddi bir şekilde mücadele edilmedi. Sol ile mücadele kapsamında değerlendirildi.”
Dolayısıyla sonradan bütün Almanya için geçerli olacak uygulamaların ilk önce Thüringen’de hayat bulması için naziler tarafından bir deneme yapılmış ve bu ciddiye alınıp karşı çıkılmamış. Bununla kalınmamış sol ile mücadele kapsamında muhafazakar partiler her fırsatta NSDAP ile yakın işbirliği yapmaktan da kaçınmamıştı.
8 Aralık 1928: Naziler resmen hükümet ortağı
Eyalette siyasi dengelerin istikrarsızlaşması en çok NSDAP’ye yaradı. 8 Aralık 1929’da yeniden seçimlere gidildi. Asıl kırılma da bu seçimler sonrasında oldu. Ekonomik sorunların yoğunlaştığı, sola karşı nazilerle muhafazakarların ağız birliği yaptığı koşullarda gerçekleşen eyalet seçimlerinden bu sefer SPD yüzde 32 ile birinci parti olarak çıktı. KPD ise yüzde 10,2 ile dördüncü parti oldu. Sağ-muhafazakar bloğun dağıldığı bu seçimlerde “Thüringener Landbund-ThLB” yüzde 16,4 alırken, Hitler’in NSDAP’si yüzde 11 (6 milletvekili) ile üçüncü parti oldu. SPD ve KPD’nin toplam sandalye sayısı 24 olduğu için 53 sandalyeli mecliste salt çoğunluğu yakalayamadılar. Bunun üzerine sağ cephedeki ThLB, DVP, WP, DNVP ve NSDAP birlikte 23 Ocak 1930’da “Baum-Frick Hükümeti”ni kurdular. 11 Ocak 1930’da Hitler’in Thüringenli işverenlerin huzurunda yaptığı “Ekonomi ve politika” başlıklı konuşma hükümetin kurulmasında büyük bir rol oynadı. Hitler konuşmasında, partisinin koalisyona dahil edilmemesi durumunda yeniden seçimlere gidileceği tehdidinde bulunmuştu.
Bunun üzerine ThLB’den Erwin Baum ve NSDAP’den Wilhelm Frick’in başını çektiği sağcı-milliyetçi koalisyon hükümeti Almanya’da nazilerin resmen ortağı olduğu ilk eyalet hükümeti oldu. Frick, içişleri ve halk eğitim bakanlıklarını üstlendi. Böylece naziler Almanya tarihinde ilk bakanlıkların da elde etmiş oldular. Kısa sürede eyalet polis teşkilatı nazilerle dolduruldu.
1920’li yıllarda asıl olarak çıkış yeri Bavyera’da güçlü bir tabanı olan NSDAP, siyasi istikrarsızlıkların yaşandığı Thüringen’de de artık güç toplamaya başlamıştı. Ortaklık politikası bir sonraki seçimlerde NSDAP’nin oylarını neredeyse dört katına çıkardı. 31 Temmuz 1932’de yapılan eyalet seçimlerde NSDAP tam yüzde 42 oy aldı ve ThLB ile koalisyon kurdu. NSDAP’li Fritz Sauckel ilk faşist eyalet başbakanı oldu.
Bu seçimlerde SPD’nin oyu yüzde 24’de düşerken KPD’nin oyu yüzde 16’ya çıkmıştı. NSDAP ile işbirliği yapan sağ-muhafazakar partilerin tabanı ise önemli ölçüde NSDAP’ye geçtiği için düşük oranlarda oy aldılar.
5 Mart 1933’de yapılan son serbest seçimlerde ise NSDAP oyunu yüzde 47’ye çıkardı ve diğer muhafazakar partileri adeta siyasetten sildi. Baskıların yoğunlaştığı, demokratik hak ve özgürlüklerin budandığı bu dönemde SPD yüzde 20, KPD yüzde 15 oy almıştı.
Sağ muhafazakar ve liberallerin Hitler ve partisi NSDAP ile mücadele yerine ortaklık yapmayı tercih ettiği Thüringen daha sonra, önce eyaletlerde sonra da federal düzeyde uygulanmaya başlandı. 30 Ocak 1933’da ise Adolf Hitler seçimlerin ardından başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Böylece Thüringen’de başlayan ortaklık modeli taçlandırılmış oldu.
Tarih elbette olduğu gibi tekerrür etmez. Ancak geçmişte yapılanlar Alman sermayesinin, muhafazakar ve liberal partilerin faşizmle mücadele etmediğini, tersine işbaşına gelmesi için adım adım yardımcı olduğunu gösteriyor.