Bugün Kürt siyasetçi Bedrettin Kavak'a yönelik §129a-b Maddesi'ne göre açılan davanın ilk duruşması görülecek. Ali İhsan Kıtay ve Mehmet Demir'den sonra Hamburg'da bu maddeye göre davası görülen üçüncü kişi. 

Şu anda, Almanya'da 9 Kürt siyasetçi bu maddeden yargılanıyor. PKK yasağı, 27 Kasım 1993'de Manfred Kanther (CDU) Almanya Federal İçişleri Bakanı'yken, Almanya Federal Hükümeti tarafından uygulamaya konulmuştu. Bu tarihten itibaren Kürt siyasetçileri ve Kürt dernekleri baskı politikasına maruz kaldı. Geçmişte Kürt siyasetçilerin Türk devletine teslim edildiğini bile gördük. Türk devletinin uyguladığı işkence ve imha politikasını bile bile.  Şunu çok net söyleyebiliriz; PKK yasağı, Almanya eski Başbakanı Helmut Kohl tarafından Türk devletine büyük bir hediye olarak sunuldu. PKK yasağının bugün halen olması, uzun ayıllardır süren Türk-Alman işbirliğinin güvencesidir. Net bir şey daha var. Hem Türkiye hem de Avrupa'da Türk-Alman dostluğunun acısını her zaman Kürtler çekti.

Geçmişte Kürtlerin, Türk devletinin katliamlarına maruz kalması Alman kamuoyuna hiç yansımazdı. Alman basınında Türk yetkilileri hakkında bir eleştiriye bile rastlamazdık. Bugün ise Merkel’in Erdoğan hayranlığı ve ona verdiği 'hediyeler' Alman gazetelerinin sayfalarını dolduruyor ve büyük bir skandal olarak algılanıyor. 


Erdoğan'ın önünde diz çöktü!

Cizre, Sur, Silvan ve Nusaybin'de devletin Kürtlere karşı işlediği katliamlar, gazetecilere yönelik baskılar ve halkın iradesi ile seçilen HDP milletvekillerine karşı uygulanan saldırı ve baskılar Almanya'da tartışılıyor. Son olarak Erdoğan'ın Alman komedyen Jan Böhmermann’a açtığı dava ve Almanya Anayasası'nın 5'inci maddesine, yani basın ve ifade özgürlüğüne müdahale etmeye çalışması büyük tepkilere neden oldu. Erdoğan, alay konusu oldu. Merkel'in, Erdoğan'ın işlediği insan hakları ihlallerine sessiz kalması ve Erdoğan'ın önünde resmen diz çökmesi de şaşkınlıkla izlendi. 


Başarı olarak yedirmeye çalışıyor

Ama daha bitmedi. Bu yıl içinde Merkel 4 defa Türkiye'ye gitti. Tabii ki eli boş gitmedi. Erdoğan'ı mutlu kılmak için birçok hediye de yanında götürdü. Son olarak Nizip'te süslü püslü mülteci kamplarında mülteci şantajının meyvesini yerken, bir hafta önce 400 mültecinin denizde boğulmasını hiç duymamış gibi kameralara gülümsedi. Biraz ötesinde yakılmış, yıkılmış Kürt şehirlerini görmemezlikten geldi. Kamuoyuna yaptığı işbirliğini, büyük bir başarı olarak yedirmeye çalışıyor. Ama yemezler Merkel hanım.. 


Erdoğan metotlarını uyguluyorlar

Kendi partisi bile şaşkın ördek gibi hareket ediyor, bu kirli işbirliği karşısında. Geçen haftaki meclis oturumunda ırkçı AfD partisi, CDU ile birlikte solcu bir rock grubun, tarihi Hamburg liman kutlamasında sahneye çıkarılmamasını talep etti. Meclis grubumuzun İçişleri Sözcüsü Christiane Schneider tepki göstererek, bu iki partiye 'Erdoğan metotlarını uyguluyorsunuz' diye hitap etti. CDU Meclis Grubu büyük tepki göstererek, Sol Parti meclis grubu olarak özür dilememizi talep etti. 


Kıyaslanmaktan da rahatsızlar!

"İşbirliği yaptığınız bir adamla sizi kıyasladığımız için mi özür dileyeceğiz?" Tepkiler dinmedi ve sonunda kürsüye çıkıp, onları Erdoğan gibi bir adamla nasıl kıyaslayabildiğimizi sordular. Bu adamın kendi ülkesinde insan hakları ihlallerini işlediğini haykırdılar. Bu reaksiyon, Merkel-Erdoğan işbirliğinin kendi partisinde bile tartışmaya yol açtığını, Erdoğan'ın işlediği suçların üstünün bilinçli bir şekilde kapatılmaya çalışıldığını gösteriyor. 


Tutuklu Kürt siyasetçiler Erdoğan'a hediyedir

Şu anda 9 Kürt siyasetçinin cezaevinde olması, izole edilmeleri, Türk devletine sunulan çok sayıda hediyeden bir tanesi. 

§129a-b Maddesi, sadece Türkiyeli ve Kürdistanlı sol hareketlerine değil, aynı zamanda radikal İslamcı örgütlere, Tamil LTTE örgütüne uygulanmaktadır. Fakat Hamburg'da §129 a-b Maddesi'ne göre soruşturma açılan ve mahkum edilenlerin sayısına bakarsak, Merkel hükümetinin Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiyeli sol hareketlere karşı gösterdiği çabayı, radikal İslamcılara karşı gösterdiğini göremiyoruz.  


DAİŞ yerine Kürtlere yöneliyor

Hamburg'da üç Kürt siyasetçinin davası söz konusu iken, radikal İslamcı örgütlerinden bu maddeye göre yargılananların ve mahkum edilenlerin sayısı sadece bir kişi! 22 radikal İslamcının Suriye ve Irak'a gidip Hamburg’a geri dönmesine rağmen. Son dönemlerde DAİŞ, Avrupa'yı şiddet dalgasıyla korkuttu. YPG/YPJ bu örgüte kan kaybettirdikçe, Avrupa'ya dönenlerin sayısı yükseliyor ve burada örgütlülüklerini güçlendirmeye çalışıyorlar. Buna rağmen Alman güvenlik daireleri neden radikal İslamcı örgütlere daha kararlı ve güçlü bir şekilde yönelmediğini ve hala Kürt Özgürlük Hareketi'ne konsantre olduğunu, bu dönemlerde daha güçlü yöneldiği sorusunu sormaktayız. 


Çelişkilerle dolu politika

Anayasa Koruma Dairesi bile artık yıllık raporlarında PKK tarafından Avrupa'da şiddetli eylemlerin olmayacağını, barışçıl ve demokratik eylemler ile gündeme geldiğini yazıyor. Hamburg Eyalet Meclisi'nde, kısa süre önce Hamburg Anayasa Koruma Dairesine, sırf radikal İslamcı örgütleri daha iyi takip etmesi için 1.3 Milyon Euro ek ödenek aktarılması kararlaştırıldı. 

Buna rağmen hala Hamburg Anayasa Koruma Dairesi, Kürt aktivistlerine ajanlaştırma girişimlerini ve tutuklama politikasını azaltmadı, tam tersine çoğalttı. Bu 1.3 milyon Euro ile daha iyi takibe alacakları da inandırıcı değil. Hükümet, radikal İslamcı hareketleri kolay bir şekilde mahkeme önüne çıkarabilir fakat enerjisini Erdoğan'ı memnun etmeye harcıyor. Böylece de Kürt siyasetçilerine baskı politikası uyguluyor. Kısacası, çelişkilerle dolu bir politika. 



CANSU ÖZDEMİR /  Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili ve Grup Başkanı.