AP Sol Grup: Tecride sesiz kalmayacağız
Dünya Haberleri —

Türkiye'de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu konferansı
- Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Kürt Halk Önderi Öcalan’a dönük başlatılarak tüm tutsaklara uygulanan tecrit ve izolasyonun tartışıldığı AP Sol Grup Eşbaşkanı tecridin kabul edilemez olduğunu ve buna karşı mücadele ettiklerini söyledi.
ERDOĞAN ZAMUR/STRASBOURG
Asrın Hukuk Bürosu’ndan Avukat Faik Özgür Erol: Statüsüz, hesap verilemez bölge inşaaların ilk örneği İmralı Cezaevi’dir. Guantanamo’dan önce inşaa edilmiştir. 25 yıl içinde orada bu kuralsız, denetimsiz yönetmeliğin hazzına vardılar. Özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonra bütün toplum ve kurumlara doğru hızla yayılmaya başladı. Avrupa Parlamentosu’nda “Türkiye'de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” başlıklı bir konferans düzenlendi. İmralı tecridine de dikkat çekilen konferansta AP Sol Grup Eşbaşkanı Martin Schirdewan, “Tecride sessiz kalmayacağız. Sona ermesi için dayanışma içinde olacağız” dedi.
Avrupa Parlamentosu, Strasbourg’da önemli bir konferansa ev sahipliği yaptı. Alanında uzman çok sayısıda siyasetçi, hukukçunun konuşmacı olarak katıldığı konferans Fransa’nın Strasbourg kentinde yapıldı. Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH) ile Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği’nin (MAF-DAD) organize ettiği konferans, Avrupa Parlamentosu’ndaki Sol Parti (Die Linke) ve Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D) işbirliğiyle gerçekleşti.
Tablo dehşet verici
Konferansın ilk oturumunda Türkiye’de AİHM kararlarınının uygulanmaması ve siyasetin yargısallaşmasına Avrupa’nın bakışı gibi konular ele alındı. Açılış konuşmasını yapan AP Sol Grup Eşbaşkanı Martin Schirdewan, 2015 yılından bu yana HDP’li siyasetçilere büyük bir baskının uygulandığını belirterek, “HDP ve Yeşil Sol Parti kriminalize ediliyor. Seçilmiş HDP’li temsilciler, belediye başkanları gazeteciler tutuklanıyor. Bu durum gerçekten dehşet verici. Avrupa Parlamentosu olarak, bıkmadan, usanmadan, şartsız ve koşulsuz tahliyeleri için mücadele edeceğiz” dedi.
Tecride sessiz kalmayacağız
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tecrit altında tutulmasına da tepki gösteren Schirdewan, “AP, İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu duruma sessiz kalıyor. Biz grup olarak bu duruma sessiz kalmayacağız. AİHM tecride son verilmesine dair bir karar verdi. Biz de bunun için dayanışma halinde olacağız” dedi. 14-28 Mayıs seçimlerine atıfta bulunarak, adil bir ortamda yapılmadığını belirten Schirdewan, totoliter ve baskıcı uygulamalara karşı olduklarını söyledi.
Avrupa her fırsatta hatırlatmalı
MAF-DAD Başkanı Heike Geisweid, Erdoğan ve AKP’nin yargı sistemini kendine bağladığını vurgulayarak “Cezaevlerinde binlerce siyasi mahkum var. Avrupa, bu siyasi tutuklamalara göz yummamalı. Her toplantı ve etkinlikte bu konuyu gündeme getirmeli. Önümüzdeki günlerde Türk hükümeti Avrupa'dan para isteyecek. Avrupa yardım ederken bu konuları hatırlamalı. Biz hukukçular ve insan hakları savunucuları olarak siyasi tutsakların özgürlüğü için çalışacağız” dedi.
Devletin bekası için!
Asrın Hukuk Bürosu’ndan Avukat Faik Özgür Erol da Türkiye’de yargının siyasallaştığının altını çizerek şöyle konuştu: “Eskiden DGM vardı, o mahkemeleri ortadan kaldıran bir irade onlardan beter bir durumu ortaya çıkardı. AİHM kurallarını uygulayan bir sistem yok. Türkiye, AİHM’in Demirtaş ve Kavala hakkında aldığı kararı uygulamadı. Devletin refahı adına tüm norm ve standartlar bir kenara bırakılıyor. Devletin bekası adına yasal sınırlar kaldırılıyor, etnik kimlikler ve diğer inançlar linç ediliyor. AKP, hukuku kendi dışındaki grup ve çevreleri kazanmak için bir araç olarak kullandı”.
Karanlık, statüsüz mekanlar
Suriye'de işgal altındaki bölgelerde ortaya çıkan pratiğin herhangi bir hukuksal bir karşılığının olmadığını kaydeden Erol, “Karanlık bir bölgedir. Kürt illerinde de durum böyledir. Sokağa çıkma yasağı döneminde Cizre, Silopi gibi yerlerde bu karanlık yaşandı. Mülteciler için açılan siyasi sığınma kampları ve geri gönderme merkezleri de aynı durumda. Mayıs’ta Datça’ya gelen bir grup mülteciyi sahil güvenlik ekipleri kafes biçiminde bir yapının içine koydu. Bu kafesin içinde dışarıdan yemek veriyorlar. Bu kafesin hukuken tanımı nedir? Cezaevi mi, hücre mi, karakol mu, toplama kampımı? Statüsüz bir mekandır” dedi.
İmralı ile başladı
Türkiye’de statüsüz mekanlar oluşturma pratiğinin İmralı’dan başladığını söyleyen Erol şöyle devam etti: “Statüsüz herhangi bir kural ile bağlantısız, hesap verilemez bölge inşaaların ilk örneği İmralı Cezaevi’dir. Guantanamo’dan önce inşaa edilmiştir. Devletin burada kendini herhangi bir kurala bağlı hissetmeksizin bir yönetme pratiği geliştirdiğini yıllar içerisinde gördük. Bu 25 yıl içinde orada bu kuralsız, denetimsiz yönetmeliğin hazzına vardılar. Bunun ne kadar işlevli bir yönetme pratiği olduğu farkedildi. Bu özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonra bütün toplum ve kurumlara doğru hızla yayılmaya başladı.”
Yargı siyasetin güdümünde
Katalonya’dan ELDH Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Louis ise Franco diktatörlüğünden beri İspanya’da yargının siyasetin elinde olduğunu belirtti. “Türkiye’de de durum böyle. Sivil toplum aktivistleri, seçilmişler baskı altında. Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi’nin 2318 sayılı kararında görevlerini yapan siyasetçilerin sözlerinin yargı konusu yapılıp yapılamaması konusu var. İşte bu Türkiye ve Katalonya’yı ilgilendiriyor. İnsanlara siyasi ve dini inançlarından dolayı soruşturmalar açılıyor. Bağımsızlık konusunda görüşlerini belirtmek suç değil” diyen Louis, Türkiye ve İspanya’nın da bunu ihlal ettiğini vurguladı.
Türkiye AİHM’i aldatıyor
Osman Kavala’nın avukatlığını yapan Middlesex Üniversitesi’nden Prof. Philip Leach ise AİHM kararlarının uygulanmadığını hatırlattı. Leach, “Kavala, AİHM kararaları gereği tahliye edildi. Ancak, Türkiye aynı gün başka bir davadan tutukladı. Bu AİHM’i aldatma ve kararları iptal etme girişimidir. Avrupa Konseyi'nin kendisi bunu görüyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi birkaç gün önce durumu gözden geçirerek Türkiye'den Kavala ve Demirtaş'ı derhal serbest bırakmasını istedi. Demirtaş davası, Türk yargısının siyasallaşmasına da ışık tutuyor” dedi.







