Newroz’a yaklaştığımız böylesi bir dönemde Türkiye’nin gerçekliğini görmemiz gerekiyor. Türkiye’nin iki siyasi partisi olan AKP ve CHP’nin, bu ülkenin gerçek sorunlarını ne çözme iradeleri vardır, ne de böyle bir niyetleri bulunmaktadır. Bu iki partinin, ezilen kesimlerin siyasi partileri olmayacakları artık bilinmelidir.
Bilindiği üzere, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak otelinde 35 kişinin yakılarak, katledildiği olayın davası iki gün önce zaman aşımına uğradı. Alevi kurumları bu durumu şiddetli bir şekilde eleştirirken, Türkiye‘nin Başbakanı olayın, hayırlı olmasını diledi. Nitekim buradan da anlaşılacağı üzere, Alevilere yönelik ne devlet-zihniyeti ne de uygulamaları pek bir değişim göstermemiştir. Alevilere reva görülen maalesef yine yakılmanın başka bir biçimi olmuştur.
Bu faşist zihniyetten nasibini alanlar sadece Aleviler ile sınırlı değil tabi ki. Ocak ayında görülen Hrant Dink davasında da sanıklar delil yetersizliğinden beraat etmişti. Hemen ardından yaşanan, Hocalı Katliamı‘nı protesto esnasında taşınan pankart ve atılan sloganlar, mevcut iktidarın nasıl bir kesimi temsil ettiğinin ve Ermenilere karşı nasıl bir politika izlediklerinin bilmem kaçıncı göstergesiydi.
Talandan mal kaçırır gibi bir eda ile hep bana hep bana tavrı takınan AKP, gerileme döneminin başlamış olduğunu algılamış olmalı ki, vaatlerde bulunduğu kesimlere karşı gerçek yüzünü göstermekte artık herhengi bir sakınca görmüyor. Hatta bu doğrultuda geri adım bile atabiliyor. Örneğin dış politikası ile pek etkili bir rol oynayamamış olan hükümet, çizilen imajini düzeltmek istemiş olmalı ki, Ahmet Şık ve Nedim Şener serbest bıraktırdılar. Tabi hemen arkasından Sivas davası olumsuz bir şekilde sonuçlandırıldı.
Kürtlere yönelik ise bu devlet zihniyeti her alanda tamamen bir düşman hukuku uygulanmaktadır. Cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerine karşı yaşanan duyarsızlık, Pozantı cezaevinde yaşanan insalık dışı taciz ve tecavüzler, Roboskî katliamı ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecrit sistemi, bu devletin Kürtlere yaklaşımının sadece bir kaç örneğini teşkil etmektedir. Ancak, Kürt halkının yaşadığı ve yaşamakta olduğu toplumsal tecrübeler, onu artık birçok anlamda hareket etmeye zorlamış ve bu sayede direnişçi kılmıştır.
Türkiye’deki mevcut bu toplumsal gerçeklik kapsamında birkaç kesim hariç tüm ezilen kesimlere yönelik uygulamalar, T.C.‘nin kuruluşundan bu yana çok fazla bir değişiklik göstermemiştir. Bu bağlamda da CHP’nin bulunduğu durum da çok iyi anlaşılmalıdır. Cumhuriyetin kurucu partisi olan CHP, doksan yıldır aynı kemalist endam ile mazlumların vicdanlarını sömürmektedir. Hala CHP’nin bu tür oyunlarına inanılıyor olması ise çok üzücü.
Bu doğrultuda Kürtlerin, kendi aralarında belli bir süredir her alanda Ulusal Birlik kapsamında yürütmekte oldukları çalışmalar daha bir önem kazanıyor. Ancak bunun yanı sıra bir de değişik halklarla olan birliktelik örneklerinin daha fazla sergilenmesi gereken bir dönemdeyiz.
Bu bağlamda önemli bir yere sahip olan Newroz Bayramı yaklaşmaktadır. Kürtlerin 21 Mart günü gösterecekleri duruş, dönemin karakterindeki Kürt rengini tam olarak belirleyecek olması itibariyle önemlidir. Doğanın yeniden dirilişini simgeleyen Newroz, heyecanı ile kendisini şimdiden her yerde hissettiriyor. Kürtler ise mesajlarını vermek için Newroz alanlarını bekliyor.