
Kürdistan’ın kalbi durumundaki Amed’deyiz… Bunaltıcı öğle sıcağında Amed’in Bağlar, Sur, Batıkent, Diclekent, Ofis ve Kayapınar ilçe ve mahallelerini aracımız ile geziyoruz. Gözümüze ‘eğitim destek evleri’, ‘mahalle evleri’ ve ‘huzur evleri’ tabelaları ilişiyor.
Kürt halkına layık görülmeyen bilinçlenme ve eğitim olanağını kendi öz gücü ve imkanları ile başarmaya çalışan Kürt halkının yerel yönetimleri, bu açılan destek evleri ile Kürt’ü kendi kimliğine kültürüne ve diline yakınlaştırmak istiyor. İşte çok dilli projenin bır parçası ise her mahallede bulunan eğitim destek evleri öncülük statüsünde bir nevi demokratik çözüm evleridir.
Kayapınar mahallesini dikkatle geziyoruz ve bu mahallede beşten fazla onay almış ve ancak daha faaliyete geçmemiş mahalle ve eğitim destek evlerini görüyoruz. “Niçin halen faaliyete geçmemişler? Niçin halen insanlar eğitimden mahrum bırakılıyorlar? Yerel yönetimler neyi bekliyor? Engel mi var..? Hazırlıksız mı?” gibi sorularla merakımız giderek daha da artıyor.
Gülen Cemaati’nin halka dayatmış olduğu dershanelerine, özel kolejlerine ve eğitim evlerine demokratik bir alternatif olması beklenen Kürt halkının öz kurumları olan eğitim destek evleri henüz faaliyete geçmeden ‘yargı’nın kapatma riskiyle karşı karşıya…
Kafamızdaki sorulara yanıt bulmak amacıyla KURDÎ-DER’e gidiyoruz. Anadille eğitimden sorumlu Mamoste (öğretmen) Mehmet Şahin ile tanışıyoruz. Amed’in yerlisi olan Mamoste Mehmet Şahin, KURDÎ-DER Yönetim Kurulu’nda yer alıyor ve Kürtçe’nin Kirmançkî (Zazakî) ile Kurmancî lehçelerinde dil bilgisine hakim olmasından dolayı, yaklaşık 10 yıldır dil üzerine olan çalışmalarda aktif şekilde yer alıyor.
‘Dil Gönüldaşları...’
Mamoste Şahin çalışmalarını şu şekilde anlattı: “Cumhuriyet’in kuruluşunden beri Kürtçe yasaklanan ve yok sayılan dil haline geldi ve Kürtler de yok sayıldı. 90 yıldır Kürtleri eritip yok etme ve Türkleştirme politikası yıllarca Türkiye’de çok katı bir şekilde uygulandı. Fakat son 30 yıldır Kürtler, kendi özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesi ile kendi kimliğine, kültürüne ve diline sahip çıkıyor. Bir ulusun, kültürü, tarihi, gelenekleri yani herşeyi dilinde saklıdır. Yaklaşık 10 yıl önce ‘Dil Gönüldaşları’, ‘Dil Sevenleri’ olarak bir hareketi oluşturduk. Bunu ilk adımda Kürtçe kurslar ile başlatıp, daha sonra KURDÎ-DER’le, daha sonra TZP (Kürt Dil Hareketi) olarak devam ettik. Aslında bu, Türkiye devletinin kendisinin yapması gereken bir pratiktir. Devletin temel görevlerinden biri, halka kendi dillerine öğrenme ve öğretme olanaklarını yaratmaktır. Ne yazık ki bunu yapması gerekirken devlet sürekli yok etmeye çalıştı. Bundan dolayıdır ki Kürtleri kendi olanakları ile, kıt kanat kendi dillerini yaşatmaya çalışıyorlar.”
“Bunu nasıl yapacak, nasıl başaracak?” sorusuna ise Mamoste Şahin şu yanıtı veriyor: “KURDÎ-DER’leri ile, Kürtçe eğitim veren ve belediyeler bünyesinde çalışacak olan Eğitim Destek Evleri ile, kısa sürede açılması planlanan Kürtçe kreşler ile başaracaktır ve dili öğrenmeye, öğretmeye ve yaşatmaya çalışacaktır. Kürtçe, hak ettiği saygınlığı görene kadar KURDÎ-DER de çalışmasını sürdürecek.”
Mamoste Şahin şu anda ülke genelinde 1500 civarında Kürt dili öğretmeni bulunduğunu belirtti. Amed’de ise 160 kişinin KURDÎ-DER bünyesinde görev yaptığını vurgulayan Mehmet Şahin şunları söyledi: “Bu sayı her geçen gün kurslarla artıyor. Bu konu ile eşzamanlı olarak eğitim meteryalleri de hazırlanıyor. Anadille eğitim er ya da geç kabul edilecek. Bu, gözönüne alındığında eğitim meteryali aynı zamanda gelecek için de önemli bir hazırlıktır. Şu anda bile anadille eğitim verebilecek bir kadro potansiyeline sahip olduklarının altını çizen Mamoste Şahin, gelecek için de oldukça umutlu olduklarını belirtiyor.
Lütuf değil
Mamoste Şahin’in, TRT 6 ve AKP Hükümeti’nin seçmeli ders önerisi konusundaki görüşleri ise şöyle:
“Dünya üzerinde hiç kimsenin bir halkın anadilini ne yasaklamaya hakkı vardır ne de onu sonradan bir lütuf gibi sunmaya. Umarız Türkiye devleti bu yanlışını görür ve Kürtlere sunmaya çalıştığı ve anadan doğma dağal bir hak olan bu tür ‘lütuflar’ı sunmaktan bir an evel vazgeçer. Nasıl ki, her defasında dile getirip de pratikte uygulamadığı kadar kardeşliği umarız ki pratikte bir an evvel uygular. Ki kardeşlik hukuku da bunu gerektiriyor.”
Mehmet Şahin, devletin bu temel hakkı tanımadığı ve günümüzde olduğu gibi Kürtlere bu hakkı vermediği takdirde ise Kürt halkı olarak tedbir olarak kısa bir sürede dil atölyeleri, anadil kreşleri ve çeşitli dil öğrenme yöntemlerini devreye koyacaklarını ve anadili nesilden, nesile aktaracaklarnı belirtti.
Anadil kimliktir
Devletin ‘seçmeli ders’ önerisinin iç karartıcı bir adım olduğunu söyleyen Mamoste Şahin, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir ulusa ‘Siz anadilinizi ister misiniz istemez misiniz’ diye sorulamayacağını sözlerine ekledi.
Hiçbir ülkede anadilin seçmeli ders olarak sunulmadığını fakat her nedense Türkiye devletinin bunu Kürtlere hak gördüğünü ifade eden Şahin, bunun Kürtleri hor görmek ve küçük görmekle eş anlamlı olduğuna vurguda bulunuyor. Mamoste devamla “Biri bana ‘sen anadilini istiyor musun’ diye sorduğunda, ben bunu hakaret olarak kabul ederim. Anadil doğuştan gelen bir haktır ve sorulmaz. Anadil kimliktir. Türkiye, Kürtleri o kadar asimile ettiğine inanıyor ki ya da Türkiye’yi Kürtlere o kadar sevdirttiğini sanıyor ki, Kürtler anadilini istemez diye düşünebiliyor. Kürtlerden de böylesi bir davranış bekliyor. Bizler de bunu Kürtler karşı bir hakaret, Kürtlerin kültürüne ve kimliğine karşı bir saygısızlık olarak kabul ediyoruz. Seçmeli ders haftada bir saat bir toplum, bir etnisite için seçmeli ders sunmak, Kürtleri halen eşit olarak kabul etmediğini ifade ediyor” şeklinde tepkisini gösteriyor.
Mamoste Şahin, günümüzde ülke genelinde 27 adet KURDÎ-DER şubesinin olduğunu hatırlatarak, “Eğer devlet eşitlik temelinde adım atmakta samimi olsaydı önce gelir bu konuda KURDÎ-DER, İstanbul Kürt Dili Enstitüsü, Amed Kürt Dil Enstitüsü, Ehmedê Xanî Akademisi ile veya bunların çatısı olarak TZP ile görüşür, fikir alış verişi yapardı. Ortak projeler yapardı düşüncesini bizimle paylaşırdı“ dedi.
‘Yaşayan diller’ maskesi
Hiçbir samimi adımın atılmadığını sözlerine ekleyen Mehmet Şahin: “Devlet Kürtsüz adım atmak istiyor. Kürtçeyi destekliyorum dediği anda bile kendi asimilasyon politikaların uyguluyor. ‘Kürtler konuşmasın, gerekirse ben konuşurum’ mantığı ile yürüyor. Bu yanlış ve kabul edilemez bir mantıktır.
Dikkat edin lütfen, devletin önerdiği seçmeli ders mantığında ‘Kürtçe seçmeli ders’ yoktur. Önergede sadece ‘Yaşayan diller dersi’ vardır. Fakat Kürtlere, Kürtçe seçmeli ders verilmiş gibi propaganda yapılıyor. Dersin adında ‘Kürtçe’ yok ‘Yaşayan diller dersi’ var. Yaşayan Diller Dersini şöyle yorumluyoruz: 10 tane Çinli eğer kendi dilerinde seçmeli ders isterlerse bu geçerli olarak kabul ediliyor ve Çince seçmeli ders yaşayan diller altında verilebiliyor. Yani siz burada 10 tane Çinli’nin istediği dil dersini 30 milyonluk bir nüfusu olan Kürtler ile eş değerde görüyor ve ‘yaşayan diller altında’ temel anadil hakkını bastırmaya çalışıyorsunuz. Bu çok ince ve bir o kadar da sinsi bir politikadır. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz.
Kürtler bu toprakların ortak sahibidir. Bu devletin ortak sahibidir. Bundan dolayı devlet Kürtleri, 10 Çinli misafir, 10 Japon misafir vatandaş, 10 Fransız misafir vatandaşı ile eşit görmeye hakkı yoktur. Seçmeli derslerin ikinci püf noktası ise yürütme şekli. Seçmeli dersler konusunda eğer bir okulda 100 tane çocuk anadilde dersini istese de bunun kararı tamamen müdürün insafına kalmıştır. 10 çocuk da istese, 100 çocuk da istese, kararı müdür verir. Ki Müdür “Bana yeterli başvuru gelmedi” derse, veliler bunu araştırmaz, soruşturamaz, sorgulayamaz. Böylece eğer müdür ‘yeterli değil’ dedi ise, Kürtçe seçmeli ders olarak okula girmez. Bu da çok sinsi hazırlanmış bir hedeftir. Bu müdürler yönetmenliğine göre böyledir ve kimseler buna itiraz edemez. Müdür bu konuda ‘Yeterli ders isteyen yoktur, dersi açamıyorum, öğretmenim yoktur açamıyorum, okulun fiziki koşulları uygun değil ben bu dersi açamıyorum’ diyebiliyor. Dolayısıyla bir ulusun dili okul müdürünün insafına bırakılıyor. Bu çok yanlış ve bir o kadar da sahtekar bir davranış.
Olayın üçüncü noktası ise şudur. Diyelim yaşayan diller dersinin yanında farklı on adet seçmeli ders daha vardır. Bunlar bilgisayar dersi, teknoloji gelişmeler üzerinde eğitim dersi ve benzeri çok önemli seçmeli derslerdir. Yani veli orada öyle bir zorunluluğa düşürüyor ki, eğer veli Kürtçe dersi istediği zaman çocuğu diğer dersleri göremeyecek. Diğer derslerden mahrum bırakılacak. Çünkü bir veli sadece iki adet seçmeli ders seçebiliyor. İki adet ders seçtiği zaman, diğerlerini seçemiyor. Bu ister yaşayan dil dersi olsun, ister teknoloji olsun, din dersi olsun, medya dersi olsun, tiyatro dersi olsun, kültür ve sanat dersi olsun, ister farklı bir bilim alanı olsun; çocuğu bir ders konusu üzerine haftada bir saat ders görecek. İki ders konusunu seçen veli, artık diğerlerini de seçemeyecek. Bu veliyi öylesi bir konuma düşürecekler ki, veli istese de Kürtçeyi seçemeyecek. Ama çıkıp diyecekleri ki ‘biz dersi koyduk, veliler Kürtler seçmediler.’ Devlet, bunu sırf Avrupa’ya yansıtmak için, kendi demokrat ve haklı göstermek için yaptı. Ve bakın biz sunduk onlar istemedi diye bilmek için yaptılar. Bu tıpkı TRT 6 gibi, Mardin’in Artuklu Ünivesitesi’nde olduğu gibi sahte bir politikadır. Biz bu sahte politikaya alet olmak istemiyoruz.”
Asimilasyondan oto asimilasyona...
Bütün bu uygulamların devletin eritme ve asimile etme politikalarının devamı olduğunu söyleyen Mehmet Şahin’e “Peki Kürt halkı bu konuda kendi diline nasıl sahip çıkıyor” şeklinde sorumuzu yöneltiyoruz. KURDÎ-DER yöneticileri anket çalışmalarının yanı sıra ev ziyaretlerinde de bulunuyor. İşte Şahin’in gözlemi: “Biliyorsunuz, egemen devletlerin politikası asimilasyondur. Asimilasyon ise bir yerden sonra oto asimilasyona dönüşür. Yani sizi devlet artık asimile etmez. Önce zorla dayattığı asimilasyon. Sonra kendi dilini sana o kadar tatlı o kadar cazip hale getirir ki, sen halk olarak kendi dilinin tatlılığını göremezsin. Kendi kendini asimile edersin. Bir yerden sonra da farkına varmadan kendi kültüründen, kendi dilinden uzaklaşmışsın. Egemen dil ve kültür yaşamaya başlıyorsun. İşte bu aşama oto asimilasyondur. Toplum kendi kendini asimile ediyor. Artık biz kendi kendimizi asilime ediyoruz. Kurumlarımızda egemen dili konuşuyoruz, ailelerimizde egemen dili konuşuyoruz. İlişkilerimizde egemen dili konuşuyoruz, hatta kimi mücadele alanlarında da egemen dili kullanıyoruz. Bu oto asimilasyon bugün ne yazık ki kendi içimizde işliyor.”
‘İlerleme var’
Bu oto asimilasyon sürecini kırmanın önemli bir görev olduğunu vurgulayan Şahin, dilin ve kültürün bir ulus için önemini topluma anlatma zorunluluğu olduğunu belirtti. “Dil alanı olarak birinci görevimiz budur. İkinci görevimiz de dilimizi devlete kabul ettirmektir” diyen Momoste Şahin, “Şimdi birinci ayağından doğrusu oto asimilasyonu halen kıramadık, fakat kırmak için büyük bir ilerleme kattediğimizi görüyoruz. Çünkü 3 veya 4 yıl öncesinden Amed’i gezdiğinizde insanlar egemen dilde birbirleriyle konuşurken bugün insanlar sokaklarda, otobüslerde, pazarlarda, günlük alış verişlerinde, sohbetlerinde kendi anadillerinde birbirleri ile konuşuyorlar. Gittikçe dükkan tabelaları, işyeri tabelaları Kürtçe yazılmaya başladı. Bir anne eskiden parkta çocukları ile Türkçe konuşurken, bugün annelerimiz Kürtçe konuşuyorlar. Bu büyük bir ilerlemedir” vurgusu yapıyor.
‘Anadili ilk aktaran annedir’
Anadili çocuğa ilk aktaranın anne olduğu vurgusunu da yapan Mehmet Şahin, “Unutmayın ki Kürtçe’nin kelime başına para cezasının ödendiği bir ülkede yaşıyoruz. Kürtçe ıslık çaldığı için surgulanan Apê Musa’nın geleğinden geliyoruz. Kürtlerin tarihine baktığımızda beyaz soykırım ile karşı karşıya gelen bir halkız. Eskiden her Kürt’ün kafasında bir karakol kurulmuştu. O karakollar da yıkılmadan Kürtler özgürleşmez. Şimdi, ‘dilimi kullansam başıma bir şey gelir anlayışının’ artık kırıldığını söyleyebilirim” dedi.
Kürtçe konuşamayan Kürt istiyorlar
Korkunun yerine dil bilincinin şimdi yerleşmesi gerekiyor diyen Mamoste Mehmet Şahin devamla şunları ifade ediyor:
“Kimi insanımızda bu korku artık yoktur. Fakat halen Kürtçe konuşmuyor, dil bilinci yoktur. Burada da biz mamostelere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Eğer bir Kürt, Kürtçe konuşmuyorsa, Kürtlüğünün çok fazla anlamlı olmayacaktır. Devletin de zaten istediği budur. Devletin istediği Kürtçe konuşmayan Kürt’ü yaratmaktır. Bugün devletin çözüm istememesi ve çözümü zamana yayması işte bundan dolayıdır. Ki halen devlet biz Kürtleri asimile etme umudunu taşıyor. Çünkü bugün Kürtler eskiden dağlarda bugün ise şehirlerde yerleşmişlerdir ve şehirlerde egemen dil hakimdir. Bilgisayarından tutun, televizyonuna kadar, cep telefonumuza kadar Kürtler bir asimilasyon bombardımanı altındalar. Ve bugün bizler dil çalışmamızı çocuklar ile yürütmezsek, 30 veya 40 yıl sonra burada da Kürtçe konuşan insan bulamayacaksınız. Çünkü bugün çocuklara baktığımızda siz Kürtçe oyun oynayan çocuk bulamıyorsunuz. Bu da geleceğimiz açısından kaygı vericidir. 30, 40 yıl sonra Kürtçeyi konuşacak olan bugünkü çocuklarımızdır.
UNESCO’nun da araştırmalarında göre ‘eğer bir dili çocuklar konuşmuyor ise o dil tehlike altındadır. Ama bugün şehirlerde çocuklarımız bu kendi dillerini konuşmuyorlar. Devlet bunu iyi gözlemlediği için, şimdi sorunu bireysel anlamda çözmek istiyor. Kürtlere toplumsal anlamda bir statü vermek istemiyor, dil alanında da bir adım atmak istemiyor. Çünkü halen Kürtleri asimile edeceğini, eriteceğine inanıyor. Bundan dolayı bizlerin kendi dilimize sahip çıkmamız gerekiyor, vazgeçilmez bir hak olarak ısrar etmemiz, dilimizi yaşatmamız gerekiyor.”
‘Başbakan neye güveniyor’
Mamoste Şahin, son olarak Erdoğan’ın “Anadille eğitim hakkına ‘hayır’ bu bizim kırmızı çizgimizdir” dediğini hatırlatarak bu sözün boşuna söylenmediğini vurguluyor. Başbakan’ın halen asimile politikasında umutlu olduğunu belirtiyor şunları dile getiriyor:
“Annelerimiz dili bugüne kadar taşımız ve bizler annelerimize borçluyuz. Bir ailede annenin dili neyse, o çocuğun dünyasında egemen dili o olur. Toplumsal değişim dönüşüm halkası annelerdir. Devlet de bunu çok iyi biliyor. Örneğin ÇATOM diye bir devlet projesi vardı. Çok amaçlı ve velilik üzerinden yürütülen bir projedir. Projenin temel amacı, köylerede ailelere Türkçe öğretmek. Sen ailede anneyi kazandığın zaman, aileyi kazanmış oluyorsun. Çünkü çocuğa ilk öğreten annedir, dilini de anne aşılar, kültürünü de. Bizim annelerden ricamız, bu tarihi rollerini oynamaları ve dillerini sahip çıkarak, çocuklarımıza kendi dillerini öğretmeleridir. Bu diaspora ve Avrupa’da yaşayan Kürtler için de geçerlirdir. Devletin temel hedefi, Kürtleri kendi topraklarından uzaklaştırmak ve kendi kimliklerinden koparmaktır. Bizler lütfen bu oyuna gelmeyelim, uzaklar da olsak da kendimizi, kimliğimizi ve kültürümüzü başta anadilimiz ile yaşayalım, yaşatalım, nesilden nesile aktaralım. Dil yok olur ise Kürtler de yok olacaktır. Halkımızdan ricamız anadilimizi yaşatmaktır.”
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU - AMED