Gözleri çakmak çakmak, yüreği isyan dolu dağlara sevdalı çocuk. Seni, sizi, isyanınızı anlatmak ne zor be heval. Nasıl anlatıla bilinir ki o güzelim gözler, sonra o güzelim gözlerin özgürlüğe olan özlemi. Tıpkı yeminli bir yaraya ateş damıtmanın sevinci gibi. Hem de hiç kaybedişlere yer vermeden, bin yılların karanlığını aydınlığa, köleliğini özgürlüğe dönüştürerek.
Ateşe tutkun, ateşe sevdalı çocuk. Söz verdik ve hiç yenilmedik biz. Yenilgiye inat hep direnişin ve sevginin peşindeydik. Zerdüşt ile İsa’dan beri kaybedilmiş bir sevginin çağdaş dervişleriydik. Çağın en köhne ücralarında kaybedilen ve tarihte izi silinen bir sevginin ve aşkın ardıllarıydık. Abuzer’in Ebu Müslüm Horasani’nin ve Şeyh Seyidlerin yürüdükleri patikadan yürüyorduk. Bundan dolayı adımız şaki ve eşkıya olmuştu hudut boylarında. Ve bir sabah kalktık ki Binevş’imiz menekşe, Amed’imiz Diyarbakır, Dersim’imiz Tunceli olmuş. Diri diri gömülmüştük Ağrı’ya!
Biz her şeye inat batılı ve hakkı bir birinden ayırmaya söz vermiştik. Zelil olan batıldı hak berrak bir güneşti. Efsunlu bir zaman içinde sarhoş gibiydik. Tarihin derinliklerinde geziniyorduk bir tılsım, erişilmemiş bir erdemin izindeydik. Ve özgürlük kendini çölde suya muhtaç kurumuş toprak gibi hissettiriyordu. Nesil nesil yeniden nakış ediyorduk bakır yüreklere özgürlüğü. Ondandı ona öyle yürekten, ölesiye tutkun olmamız.
Bu gün yine ölümsüz sevdalar tenhasında yeni savaşlara kuşandık. Bu sefer gece yarısı ya canını, ya ülkeni” diyen soyguncuya “canımı” diyenlerden olmuştuk. Ama bu sefer kararlıydık ve bir şeyden emindik. Mukadderatımızı biz yazıyorduk. Mukadderatlarını yazanlar Tarihi de yazacaklarından kimin kuşkusu ola bilir ki. Ağrı Dağına gömülmeyecek, ve isyan ateşini büyütecektik.
Şimdi hep seni görüyorum o isyan ateşinin içinde, dağlara sevdalı çocuk. Senden sonra daha da büyüdü bu isyanın ateşi. Gün gittikçe daha da büyüyor. Yürek atışlarımız umuda umut ekliyor çocuklarımız. Artık beyhude kalmıyor haykırışlarımız. Her biri birer isyan kıvılcımına dönüşüyor. Artık dağ yürekli çocukların gözlerinde gam yok heval! Boyun eğmek yok! Zalime eyvallah etmek yok! Dağlarımıza serpilen tohumların tomurcuklarından yeniden bir yaşam boy veriyor. Tanrıçalar yeniden taht kuruyor. Yürek atışlarımız, ölüm pahasına da olsa kan tutmuyor. Çünkü dağ doruklarından özgürlüğe akan nehirlerimiz var. Size tutkun yüreklerimiz var. Yüreklerinizle, hayallerinizle yaratıyoruz geleceği.
Şimdi sen yoksun ya, umutların, hayallerin milyonların yüreğinde, yüreğimizde. Yüreğimiz özgürlüğe tutkulu yüreğinle, asaletle örülü kişiliğinle, hep sizinle.