- Nefret söylemleri sadece etkilenen kesimlere ve mağduriyetlere değil, aynı zamanda tüm topluma ve demokrasiye de zarar veriyor.
ALİ ARAYICI
Avrupa'da yabancı ve göçmen düşmanlığı, Yahudi ve Müslüman karşıtlığı yükseliyor ve bunlara yönelik nefret söylemlerinde önemli bir artış olduğu gözlemleniyor. Avrupa Konseyi'nin, Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI) tarafından 28 Mayıs'ta yayımlanan 2025 yıllık raporunda da bu durum teyit ediliyor.
ECRI, Avrupa’da her türlü ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılığın her türüyle (ırk, etnik, ulusal köken, ten rengi, vatandaşlık, din, dil, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsel özellikler temelinde) mücadeleyle ilgili konularda çalışmalar yürüten uluslararası bir kurum olma özelliğini koruyor.
Üye ülkelere yönelik raporlar hazırlıyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Irkçılık karşıtı ECRI'nin raporunda, ele alınan gözle görülür temel eylemler var. Bunlar arasında siyasette kullanılan nefret diliyle mücadele etmek, politika ve mevzuatı yaygınlaştırmak, çevrimiçi nefretle mücadele için yapay zekayı (AI) kullanmak; çocukları, gençleri korumak ve nefret söylemiyle mücadele eden herkese güvenli bir ortam sağlamaktır.
ECRI‘nin raporuna göre; yabancı düşmanlığı söylemleri ve ırkçılığı çağrıştıran göçmen politikalarının hazırlanması yaygın hale getirildi. Etnik ve ulusal köken temelli ayrımcı söylemler, en yaygın başlıklar arasında yer alıyor. Bunları din, vatandaşlık, cinsel değerler ve cinsiyet kimliği izliyor. Özellikle Romanlar, sıklıkla nefret söyleminin hedefi oluyor. Bunlar, genel olarak kamu güvenliği ve sağlığına yönelik bir tehdit unsuru olarak gösteriliyor. Yahudi ve Müslüman karşıtlığı nefret söylemleri, çeşitli Avrupa ülkelerinin resmi istatistiklerinde hâlâ öne çıkıyor. Siyahlar, özellikle de spor alanlarında zaman zaman ırkçılıkla karşılaşıyor. LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcılıkta ise, trans bireyler hedef alınmaya devam ediyor. Yabancılara, LGBTİ+ bireylere, Romanlara, Müslümanlara ve olumsuz stereo-tiplere yönelik yanlış bilgiye dayanan siyasi nefret, günlük yaşamda sürekli kendini gösteriyor. Yurt dışından kaynaklanan dezenformasyon kampanyaları da giderek artan endişelere yol açıyor. Nefret beyanı, sadece bireyleri değil, toplumun tamamını da hedef alıyor.
Demokrasiye zarar veriyor
ECRI Başkanı Bertil Cottier’in de işaret ettiği gibi, insanlar nasıl algılandıklarına bağlı olarak kendilerini güvende hissetmeyip, dışlanmış hissederek kamusal yaşamdan çekilebilir. Bu nedenle nefret söylemleri sadece etkilenen kesimlere ve mağduriyetlere değil, aynı zamanda tüm topluma ve demokrasiye de zarar veriyor. Cottier, "Siyasi liderler, kamu görevlileri ve çevrimiçi platform işletmecileri, kendi rollerini yerine getirirken, nefret söylemlerini reddetmeli ve kapsayıcı anlatımları desteklemeli” dedi. ECRI, özellikle ırkçılık sınırı ve nefret söylemi için Avrupa Siyasi Partileri Şartını imzalayarak, siyasi partiler arasında nefret söylemine karşı öz denetim mekanizmalarını teşvik etti. Bu, karşılıklı bir anlayış çerçevesinde olumlu bir şekilde kabul edilerek teşvik edilmelidir.
İnter platformlarının etkisi
Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerde, vurgulanması gereken önemli bir başka sorun da sosyal medya ve mesajlaşma platformları sayesinde sürekli olarak yayılan; nefreti yaygınlaştıran çevrimiçi içeriklere karşı alınan önlemler. Çevrimiçi nefret içerikleri ile mücadele eden ilgili kurumların, teknoloji şirketleri ve sivil toplum arasında etkili bir iletişimin sağlanması kolay değil. Özellikle de bireylerin en temel hak ve özgürlükleriyle bağlantılar zor durumlar yaşatabilir. Çevrimiçi nefret söylemiyle mücadele etmek için yapay zekayı kullanmakta olumlu sonuçlar verebilir. Yeter ki, bunun bilincinde olalım. ECRI Başkanı Bertil Cottier, "Yapay zeka, çevrimiçi nefret içeriklerini tespit etme ve yönetme konusunda iyi bir umut vaat ediyor. Yapay zekanın kullanımı, güçlü bir insan denetimi ve 'güvenilir' bildirimler de dahil olmak üzere, çevrimiçi nefret beyanını bildirmek için net ve güvenilir kanallarla birlikte yürümeli” dedi.
ECRI’nin, yasal çerçevede kapsayıcı politikaların geliştirilmesine katkıda bulunduğu da vurgulanıyor. Üstelik, Romanlar ve Müslümanlara yönelik nefret söyleminin önlenememesi, politika yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bu insanların haklarının savunulmasında, genel olarak siyasi veya seçim odaklı politikaların yön verdiği bir gerçek. Nefret eylemlerinin, sadece polisiye önlemlerle önlenebileceğini düşünmek, yanlış ve gerçeklerle de bağdaşmıyor.
Mücadele edenlerin korunması
ECRI’nin raporunda, dikkat çeken endişe verici önemli bir durum; Irkçı, homofobik nefret söylemine karşı tavır alan, bireylerin ve kuruluşların (milletvekilleri, sivil toplum aktörleri ve hakimler gibi) kendilerinin de nefret söyleminin kurbanı olmaları. Bunların, bazı durumlarda ölümde dahil olmak üzere, çeşitli tehditlerle karşı karşıya kalmalarıdır. Bu durum, bazen bu kişilerin üzerinde caydırıcı bir etki de yapıyor. ECRI raporu, kişilerin sesini yükseltecekleri güvenli bir sivil alan yaratmanın ve nefretle mücadele çabalarını baltalamaya yönelik girişimlere karşı koruma sağlamanın hayati önem taşıdığını belirtiyor.
Bir başka önemli endişe ise nefret söyleminin hem potansiyel mağdurlar hem de failler olarak çocuklar ve gençler üzerinde; özellikle de çevrimiçi ortamda giderek artan olumsuz etkisi. Bu durum, onların refahını tehlikeye atıyor. Irkçı, bölücü ve nefret dolu söylemler, okullarda çabuk yayılıyor. Öğretmenler, bu tür durumlarla başa çıkmak için yeterince hazırlıklı değildir.
ECRI, insan temel hak ve özgürlükleri eğitiminin yanı sıra medya okuryazarlığının sağlanmasını; hem çevrimdışı hem de çevrimiçi nefret söylemiyle mücadele etmede yararlı olduğunu vurguluyor. Özellikle, gençlerin ve genç kuşakların hoşgörüsüzlüğe ve ırkçılığa karşı, direncini artırmak açısından hayati öneme sahip olabileceğini anımsatıyor.
Bu raporda, Avrupa Konseyi tarafından Avrupa'da demokratik hakları geliştirmek ve genişletmek amacıyla, başlatılan bir girişim olan Avrupa için Yeni Demokratik Pakt’ının; ECRI’nin izleme çalışmalarını ve standartlarını temel alarak Avrupa'da nefretle mücadele ilkelerine daha da güçlendirme fırsatı sunacağı vurgulanıyor. Bu Pakt’ın, özellikle Avrupa’da ve dünyada barışın korunmasında önemli bir rol oynayacağını da burada anımsatmakta yarar vardır.