Strasbourg’da, Avrupa Konseyi’nin önünde, 2002 gündür ellerinde bayrak ve flamaları ile çeşitli gruplar, yaz kış demeden, kesintisiz-dönüşümlü nöbet tutuyor. Bu nöbet eylemi yüzlerce kişinin katılımı ile büyütüldü ve 50 gündür kitlesel oturma eylemine dönüştü.

Eylemciler, Avrupa Konseyi ve CPT’den, Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecridin kaldırılmasını talep ediyorlar. Çünkü 11 Eylül 2016 tarihinden beri, Öcalan ve birlikte kaldığı tutsaklardan haber alınamıyor. Yaşayıp yaşamadıkları bilinmediği gibi, sağlıkları ve can güvenlikleri ciddi bir risk ve tehdit altında. Avukatlarının, Öcalan’la görüşmek için yaptığı 711 başvurunun tümü reddedildi. 

Oysa bu alenileşmiş hukuksuzluğa ve keyfiliğe karşı, BM ve AK’nin kabul ettiği ve Türkiye’nin de imzaladığı, yükümlülük doğuran sözleşmeler var. 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 10 Aralık 1984’de, “İşkencenin ve Gayri İnsani ya da Küçültücü Ceza veya muamelenin Önlenmesine Dair Sözleşme”yi kabul etti. 

Avrupa Konseyi ise 26 Kasım 1987’de “İşkencenin ve Gayri İnsani ya da Küçültücü Ceza veya muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”ni kabul etti.

Türkiye aynı isimle anılan her iki sözleşmeyi imzalayarak yürürlüğe koydu.

Peki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun sözleşmesi varken, Avrupa Konseyi aynı isimle ikinci kez bir sözleşme yapmayı neden ve niçin ihtiyaç duydu?

BM sözleşmesi, işkence ve kötü muamele gerçekleştikten sonra müdahale etme mantığı üzerine kurulmuştu. Avrupa Konseyi ise, gayrıinsani ve kötü muamele gerçekleşmeden önce; devletin kamu gücü ile hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin, zalimane muameleye karşı korunmaları amacıyla, önleyici nitelikte, adli olmayan yollarla kuvvetlendirilmiş tedbirler geliştirmiştir.

İşkence, gayrıinsani ve kötü muamelenin gerçekleşmeden önce önlenebilmesi amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 4 Şubat 2003’te, “Ek/Seçmeli Protokolü" kabul etti.

Türkiye’nin 14 Eylül 2005’te imzaladığı bu, "Seçmeli Protokol"e taraf olan devletler, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye karşı korunmaları için, kişilerin alıkonulma yerlerine "düzenli şekilde ziyaretler yapılmasına dayanan ve yargısal olmayan önleyici nitelikte bir yolla" kurulacak sistemi kabul etmişlerdir.

İşkence, gayrıinsani ve kötü muameleler gerçekleşmeden önce, bu tür uygulamaları engellemek amacıyla sözleşme ve protokoller yapan Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi, Kürt Halk Önderi Öcalan ve birlikte kaldığı tutsaklara yönelik açık ihlaller karşısında, neden hareketsiz ve suskundur?

Önleyici nitelikteki denetim için birden fazla mekanizma harekete geçebileceği gibi, bunların en etkili ve kurumsal güce sahip olanı, şüphesiz Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi(CPT)’dir.

Komite(CPT), taraf devletlerin yetki alanları içinde bulunan ve kişilerin kamu makamlarının eylemlerince özgürlüklerinden alıkondukları yerleri, ilgili devleti önceden haberdar ederek veya haber vermeksizin ziyaret edebilir. Bu yerlerde inceleme, araştırma ve denetleme yapabilir. Taraf devlet, Komite’nin ziyaretlerine izin vermek ve CPT’yle işbirliği yapmakla yükümlüdür. Komite’nin, gözetim yerlerine sınırsız erişim ve buralarda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın dolaşma yetkisi vardır. Ziyarette bulunan Komite üyeleri, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerle özel görüşme yapabilir ve bilgi verebilecek konumda olan herkesle serbestçe iletişim kurabilirler. 

Avrupa İşkenceyi Önleme Sözleşmesi’nin 2. Maddesi, ziyaretlerin her türlü durumda gerçekleşebileceğini; sözleşmenin sadece barış zamanı değil, savaş ya da diğer olağanüstü hallerde de geçerli olduğunu hüküm altına almıştır.

İlgili Taraf işbirliği yapmadığı, ya da Komite’nin tavsiyeleri ışığında durumun iyileştirilmesini reddettiği taktirde, Komite(CPT), ilgili tarafa görüşlerini bildirme imkanının verilmesini müteakip, üyelerinin üçte-iki çoğunluğu ile, konu hakkında kamuya bir açıklama yapılmasına karar verebilir. 

İşkence ve gayrıinsani veya küçültücü muamele ya da cezalandırılma, ulusal ve uluslararası hukukta ve birçok sözleşme ile yasaklanmıştır. Ancak, çeşitli tecrübeler hürriyetlerinden mahrum bırakılmış insanların korunması ve bu korumanın güçlendirilmesi için daha etkin ve geniş, uluslararası tedbirlerin gerektiğini göstermiştir. Amaç, tehdit ve tehlike altındaki insanların, kötü muamelelere maruz kalmadan önce korunmaya alınması, can güvenlikleri ile ruh ve beden bütünlüklerinin korunmasıdır.

O halde; Türkiye, işkence ve kötü muameleye karşı BM ve AK’nin kabul ettiği sözleşmelerle, bu sözleşmelere ilaveten ek/seçmeli protokolü de kabul ettiğine göre BM, Avrupa Konseyi ve CPT neden görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyor?

BM, AK ve CPT Öcalan’a yönelik tecrit karşısında, Türk devleti tarafından ve kamuoyunun gözleri önünde, sistematik bir biçimde gerçekleştirilen bu zalimane, insanlıkdışı ve aşağılayıcı eylemleri değil önlemek; suskunluğu ve seyirci konumu ile destekler bir konumdadır.

Bu bakımdan meydana gelecek her türlü beklenmedik durumdan ve kötü sonuçtan, Türk devleti ile birlikte AK ve CPT sorumlu olacaktır.