
2. BÖLÜM
Avrupa’daki Türkiye ve Kürdistanlı demokratik güçler, 28 Şubat tarihinde Almanya’nın Köln kentinde bir araya gelip, Kürtlerin “HDK’yi Avrupa’da da örgütleyeyim” önerisini tartışacak. Demokratik güçlerin bu “yenilenme arayışını” sayfalarımıza taşımaya bugün de devam ediyoruz. Dosyamızın bugünkü son bölümünde, Mezopotamya Ulusal Meclisi’nin Süryani temsilcisi Shleymun Rhawi, ABDEM Yürütme Kurulu ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) üyesi Ali Bektaş, ATİK’e bağlı Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu’nun yöneticisi Mustafa Uçar, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (CÎK) Genel Başkanı Hafız Ahmet Turhallı’nın görüşleri yer alıyor. Bunların yanı sıra Avusturya Parlamentosu’nun Yeşiller Partili milletvekili Berivan Aslan da, Avrupa’daki çalışmalara ilişkin görüş ve önerilerini, gazetemize anlattı.
Görüşüne başvurduğumuz HDK’nin Avrupa’da örgütlenmesine olumlu ya da olumsuz yaklaşan bütün demokratik güçlerin ortaklaştığı bir vurgu var: Avrupa siyasetine daha etkili biçimde müdahale edebilir; gücümüzü buradaki kurumlarda temsiliyete dönüştürebiliriz.
Süryaniler: Katkı sunmak hepimizin çıkarına
Tam sayı net olmasa da, Avrupa’da yarım milyona yakın, sadece Almanya’da ise 150 bin civarı Süryani var. Bunların önemli kısmı, Kuzey Kürdistan kentlerinden göç etmek zorunda kalan ailelerden... Geldikleri ülkelerde oldukça örgütlüler; yüzlerce kiliseleri ve manastırları ile Soraya TV adına televizyon kanalları var. Avrupa Süryaniler Birliği (ESU) de 2004’ten beri çalışmalarını sürdürüyor.
Shleymun Rhawi, Süryani cemaatinin önemli bir ismi. Halkı adına diplomatik çalışmalar yapan Rhawi, ESU’nun da bağlı olduğu Mezopotamya Ulusal Meclisi’nin temsilcisi. 1976 yılında, 14-15 yaşındayken ailesiyle birlikte Mardin’in Midyat ilçesinden çıkmak zorunda kalmış.
Demokratik güçlerin tartıştığı Halkların Demokratik Kongresi’nin Avrupa’da da örgütlenmesi önerisini sorduğumuz Rhawi, şöyle yanıtlıyor: “HDP’nin kurucu üyesiyiz zaten, tutumumuz nettir. Bütün oluşumlarda yerimiz var. İmkanlarımız dahilinde katkı sunmak, hepimizin çıkarına.”
Onlar zaten yapıyorlar, diaspora da yapmalı
Rhawi, mevcut durumu ise eleştiriyor. 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimleri sırasında güçlü bir birliktelikle iyi bir hava yakalandığını hatırlatan Rhawi, “Şu anda ise tam bir dayanışma yok, biraz kopukluk var aramızda” diyor. Öz yönetim direnişleriyle ilgili eylemleri de yetersiz bulan Rhawi, devam ediyor: “Direnişi olumlu görmesek yanlıştır, bir katkı sunmasak yanlıştır. Bu direnişin daha da gelişmesi gerekiyor. Ülkedeki direnişte zaten ellerini geleni yapıyorlar; fakat diasporanın da onlara cevaben daha etkin olması gerekiyor. O zaman siyasi anlamda bir baskı gelişebilir.”
Rhawi, Süryaniler açısından daha güçlü bir birliğin gerekliliğini ise şu sözlerle açıklıyor: “Seçimde kazanılanlar, halkımız açısından da bayağı umut getirdi. Hiç ummadığımız bir katılım da oldu. Normalde böyle durumlarda umursamazlardı, açık söyleyeyim. Şimdi bir beklenti de var. Ülkedeki son durumdan dolayı bayağı kaygılılar. Müthiş bir tepki var, Erdoğan vahşetine karşı. HDP’ye en belki de karşı olan insanların bile vicdani bir karşıtlığı var. Bunu nasıl daha iyi örgütleyebiliriz, bunu tartışmak gerekiyor.”
Süryani temsilci, Rojava’daki gelişmelerden ise heyecanla bahsediyor. Süryanilerin YPG’yle birlikte, ortak komutanlıkla savaştığını hatırlatıyor ve devam ediyor: “Süryanilerin Kürt halkıyla birlikte böyle bir adım atması, mucizedir. Ama ipin ucunu tuttuk. Hemen hemen 20 yılımızı aldı bu. Örgütümüze karşı bugüne kadarki en büyük antipropaganda, ‘Kürtlerle birlikte iş yapıyorsunuz’ oldu. Ama biz demokratik yaşam için ısrar ettik. Böyle yapmasak, halkları mahveden zihniyetleri nasıl bertaraf edeceğiz?”
Rhawi’nin halen birbirine önyargıyla yaklaşan Kürtlere ve Süryanilere de bir çağrısı var. Diyor ki, “Zihinlerde devrim temelinde bir şeyler oluyor ama halen yetersizdir. Biz diğer taraflardan da bekliyoruz aynı şeyi. İyi bir Kürt olursan iyi bir Süryani olursun; iyi bir Süryani olursan, iyi bir Kürt olursun. Önce kendimizi bulalım, geliştirelim ve birleşelim. Tarihi iyi irdeleyerek ve yargılayarak iyiyi, kötüyü bulalım.”
‘Kürdistan’ın diplomatı’ Berivan Aslan: Reformasyona ihtiyaç var
Berivan Aslan, Avusturya Parlamentosu’nun Yeşiller Partili milletvekili. Hikayesi, “Avrupa’da nasıl etkili diplomatik çalışma yapılır” sorusunun iyi yanıtlarından biri...
Konya’nın Kulu ilçesinde, Kürt bir ailenin çocuğu olarak doğan 35 yaşındaki parlamenter, 4 yaşından bu yana Avusturya’da yaşıyor. Aslan, Hukuk ve Siyasal Bilgiler alanında gördüğü üniversite eğitiminin ardından doktora sınavlarını ABD’de vermiş. Bu sırada birçok projede görev alan, insan hakları, entegrasyon ve göçmenler konusunda işler yapan Aslan, 2013 yılında ise Yeşiller Partisi’nden Avusturya Federal Parlamentosu’na seçildi.
‘Kürt kimliğimle çalıştım’
Aslan, bu süreci şöyle anlatıyor: “Nereye gittiysem Kürt kimliğimle gittim. Ama her ‘Kürt’üm’ dediğimde, ‘Aa Kürtler de kim, neci?’ diyorlardı. Her zaman anlattım. Parlamento’ya girdiğimde vekil bir arkadaşım, ‘İyi ki girdin, birçok Avrupalı sizi halen Türk ya da herhangi bir Müslüman topluluk olarak görüyor’ dedi.”
Aslan, Avusturya Parlamentosu’nda önemli işlere imza attı. Parlamentoda Rojava kentlerinin güvenliğinin sağlanması için kararname çıkarılmasında, HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın Avusturya Cumhurbaşkanı’yla yaptığı görüşmede, Êzîdî kadınların tartışılmasında hep onun belirleyici katkısı vardı. Vekillerin onu “Kürdistan’ın diplomatı” olarak tanımladığını; bir bakanın ise, “Ne zaman telefonumda adını okusam, ‘Tamam, Kürtlere yine bir şey oldu’ diyorum” dediğini anlatıyor, genç vekil.
‘Muhatap çok önemli’
Peki neden bu kadar önemsiyor bu çalışmaları?
Anlatıyor: “Yıllardır söylüyorum: Kürtlerin diplomasiden başka şansı yok burada. En büyük baskı unsuru, Avrupa’dan gelen siyasi baskıdır. O yüzden ağırlığı buraya vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Derneklerin eylemlerini eleştiriyorum. Halkı her hafta sokağa döküyoruz; ama sokaklara çıktığımızda muhatabımız çok önemli. Muhataplarımız BM, AP, yerel parlamentolardır. Eylemimi onlara yönelik yapmalıyım.”
Markus’u, Marina’yı etkilemek için...
Aslan’ın eylemlere ilişkin bir başka eleştirisi ise çok fazla kişi tarafından dillendirilen bir eleştiri. “Biz Avrupalıyız. Bunu istediğimiz kadar reddedelim; ama sonuçta burada yaşıyoruz” diyor ve devam ediyor: “Sokakta bir eylem yapıp konuşmalarımı yalnızca Kürtçe ve Türkçe yapıyorsam, bu yanlıştır. Yürüyüşe gelen zaten benimle dayanışma içinde, ona bir şey anlatmama gerek yok ki. Ama Almanca konuştuğumda, sokaktan geçen Markus’u, Marina’yı da etkileme şansım var. Zaten sokakta bir eylem yapıyorsan, mesajımı o sokakta yürüyen insana vermem lazım, kendime değil.”
‘Yeni nesli dikkate almalıyız’
Aslan’a göre Kürdistanlı ve Türkiyeli kurumların “yapısal” olarak değişmesi gerekiyor. “20 yıl önceki tarzı günümüze uygulayamayız” diyor. Bunun gerekçesi olaraksa, artık Avrupa diline, kültürüne hakim, kalifiye olmuş gençler olduğunu ve onlara ulaşabilmek, onları yönlendirebilmek gerektiğini söylüyor.
Peki ne yapılmalı? Şöyle yanıtlıyor Aslan: “Etkinlikler daha çok hazır kitleye yönelik oluyor. Biliyorum, yapılan gecelerden derneğin kirası, giderleri karşılanıyor ama yeni, çok daha farklı kesimlere ulaşmak zorundayız; gençlere yönelik çalışmalıyız. Aylık, iki aylık, Avrupalı kurumlarla etkinlikler düzenleyebiliriz. Bu etkinliklerde Almanca sunumlar yapabiliriz. Kendimize yeni dostlar kazanmamız gerekiyor. Her zaman içe yönelik etkinlikler yapmak, bizi izole eder.”
‘Bir reformasyona ihtiyaç var’
Aslan, HDK’nin Avrupa’da da örgütlenmesi önerisine ilişkinse şunları söylüyor: “Ben açıkçası sıcak bakıyorum. Bir reformasyona ihtiyacımız var. Yıllar boyunca aynı dernek yapılarıyla bir noktaya kadar varabiliyoruz.”
Aslında Aslan’ın kişisel hikayesi de, diplomatik çalışmalara, bir Kürt’ün yaşadığı ülkede yapabileceklerine ilişkin önemli bir örnek teşkil ediyor. O nedenle, gençlere ne önerdiğini de soruyoruz: “Bütün gençlerimize, en başta eğitimlerine önem vermelerini öneriyorum. Ayrıca her birimizin bulunduğumuz ülkede sivil toplum örgütlerine girmesi, ağ kurması, yer edinmesi, işimizi çok kolaylaştırır, diye düşünüyorum. Bir yerden başlamalılar. Hangi parti olursa olsun... Önemli olan orada var olabilmek. ‘Kürt bir vekil’ denildiğinde etkili oluyor.”
Turhallı: İmkanlar ülkeden fazla
Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (Civaka Îslamiya Kurdistan, CÎK), Avrupa’daki Müslüman Kürdistanlıların öz örgütü. Federasyona bağlı 30’un üzerinde cami var.
Hafız Ahmet Turhallı, CÎK’in Genel Başkanı. Babası Hafız Sıddık Turhallı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin şehitlerinden biri; 90’lı yıllarda Amed’de kontrgerilla tarafından katledilmiş. Bu katliam ardından Turhallı ailesine baskı da giderek yoğunlaşıyor.
Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan Hafız Ahmet Turhallı, HDK önerisini “iyi bir öneri” olarak tanımladıktan sonra devam ediyor: “Eğer ciddi çalışılırsa, burada imkanlar Türkiye sahasından da çok daha uygun. O kadar baskı da yok. Fakat altyapısını oluşturmak üzere kafa yormak gerekiyor.”
‘Herkeste bir kapanma var’
Turhallı’ya göre Avrupa’da yaşanan en temel sıkıntı, diyalog eksikliği. “Bir ayrışma ve onun oluşturduğu duvarlar var. Herkeste kendi derneklerine, cemiyetlerine kapanma var; herkes biraz kendi içinde örgütleniyor. Bunun kırılması için diyaloga ihtiyaç var” diyor.
Kürt derneklerinin de yetersiz çalıştığını belirten Turhallı, bunu şöyle açıklıyor: “Eski, 90’ların yapılması bir türlü geliştirilemiyor. Eğitsel, sosyal faaliyetler, istenen düzeye gelemiyor. Yığınla insan var Avrupa’da, ama bir türlü bir araya getiremiyoruz. Bu tabii bizim eksikliğimiz. Herkesi çekebilmeliyiz. Bu sorunun nedenleri ciddiyetle araştırılması; hatta bilimsel araştırmalar yapılmalı. Toplumumuz ne istiyor, iyice tespit etmek gerekiyor.”
Kurumsallaşma yoksa sonuç da yok
Bu “yeterli örgütlenememe halinin” sorunları ağırlaştırdığına da dikkat çeken Turhallı, “Yaşadığımız ülkelerdeki haklarımızdan mahrumuz. Yeterince kurumsallaşma yaşanmadığı için gerekli sonuçlar da alınamıyor. Bir sürü insan ve bir sürü sorun var. Bu sorunlar halledilemiyor. Genel bir perspektif olursa ve prensipler olursa, iletişim de çok daha rahat olur.”
ATİK: HDK gündemi gereksiz
Avrupa’nın en eski Türkiyeli göçmen örgütlerinden olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), HDK’nin Avrupa’daki örgütlenmesi önerisine ilişkin bir yazılı basın açıklaması yaptı.
Açıklamasına Türkiye’deki HDK örgütlenmesini değerlendirerek başlayan ATİK, Avrupa’da benzeri bir örgütlenmeye gidilmesine karşı olduğunu deklare etti. Birlikteliğin mevcut araçlarla sürdürülmesi gerektiğini savunan konfederasyon, “Var olan durumda Avrupa’da Güç Birliği’nin sürdürülmesi, pekiştirilmesi ve genişlik kazandırılarak daha etkin kılınması gerektiğini düşünüyoruz... Avrupa HDK oluşumunun kurulması çalışmasında aktif şekilde yer almayı uygun bulmuyoruz. Bu oluşumun tanımlanan görev doğrultusunda işleme olanaklarını verili koşullarda gerçekçi görmüyoruz. Siyasi yapıların platformuna dönüşmüş meclis usülü çalışma tarzının da mücadeleye ekstra bir katkısı olmayacağı açıktır” dedi.
HDK değil mevcut araçlar
“Avrupa HDK’nin gündeme alınmasını bugün için gerekli görmediğimiz gibi böyle bir çalışmanın bu koşullarda verim elde edecek bir sonuç üretemeyeceğini de düşünüyoruz” diyen Konfederasyon, mevcut araçları daha da geliştirme çağrısında bulundu.
‘Daha genel tartışılmalı’
Görüşüne başvurduğumuz ATİK’e bağlı en büyük federasyon olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Federasyonu’nun (ATİF) yöneticisi Mustafa Uçar da benzer eleştiri ve görüşleri sıralayarak şöyle devam ediyor: “ATİF’in prensibi net: Demokratik Güç Birliği’nin kuruluşunda da emeği var. Ama bu ortaklaşma, sadece Türkiye’deki gelişmelerle ilgili olduğunda yeterli olmuyor.”
Yerel düzeydeki sorunlara, örneğin eyaletlerdeki seçimlere ilgi gösterilmediği eleştirisinde bulunan Uçar, “Elbette daha farklı kurumsallıklar gerekli” diyor ve ekliyor: “HDK tartışması, sürece dair olduğu zaman yeterli olmaz. Daha genel bir tartışma yapılmalı ve altbaşlıklar da tartışılmalı. Göçmenler, işçiler konusunda geniş bir tartışma yapılması gerekiyor. HDK yapılanması, çok daha geniş bir tartışmayı gerektiren bir çalışma, DGBP gibi değil.”
Avrupa siyasetine müdahale edebiliriz
Ali Bektaş, Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’nin (ABDEM) Yürütme Kurulu’nda; ayrıca Avrupa Alevi Birlikleri Konferasyonu’na (AABK) bağlı Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) üyesi.
AABK’nin HDK’nin Avrupa’da örgütlenmesi önerisine ilişkin tavrını henüz netleşmediğini, toplantıların sürdüğünü belirtiyor ve kendi görüşlerini sıralıyor.
AABK’nin son üç yılda HDP ve bileşenleriyle çok önemli ortaklıklara imza attığını belirten Bektaş, devam ediyor: “Bunlardan en önemlisi de seçim ittifakıydı. AABF olarak demokrasi mücadelesinin bir adım daha öne çıkmasını ülkemiz açısından önemli görüyorduk. Bu noktada da HDP’yle ittifak kurduk, birlikte hareket ettik. Onlar da bizi kurumsal kimliğimizle tanımladılar, bu temsil üzerinden birlikteliğe gittik. Başarılı birçok eyleme imza attık. Üzerimize düşen görevi yerine getirmeye, gereken özeni göstermeye çalıştık.”
Bektaş, Avrupa’daki örgütlenmeleri sadece ülkenin gündemine göre organize etmenin yetersiz olduğunu vurguluyor ve ekliyor: “Avrupa’da da siyaset sahnesine müdahale edebiliriz. Önümüzdeki süreçte yapmamız gereken, kendi insanlarımızı, değerlerimizi Avrupa siyaset sahnesinde görünür kılmak olmalı.”
ABDEM’in de kuruluşundan bu yana Avrupa’da, Köln’deki büyük yürüyüş, Kürdistan’a giden heyetler gibi çok önemli çalışmalar yaptığını da söyleyen Bektaş, “Ama Türkiye’deki Barış Meclisi’yle birleşmek için attığımız adımlar hep kısır kaldı, bütünleşmeyi sağlayamadık. Diğer taraftan Avrupa’daki örgütlerle iletişimde de sorunlar yaşadık. Bizim dışımızda da göçmenler yaşıyor; onlarla bütünleşmeyi sağlayamadık” diyor.
OSMAN OÐUZ / HABER MERKEZİ