Kürtçe’nin kuşaklar arasındaki aktarımına ilişkin yaptığı sosyolojik araştırmayı kitaplaştıran Handan Çağlayan, asimilasyon politikalarının kuşaklar arası bağlantı ve sevgi ilişkisini bitme noktasına getirdiğini söyledi. Çağlayan, “Büyükanneler, Türkçe bilmiyor. Torunlar ise Kürtçe. Büyük annelerinin sevgi dili olan Kürtçe’yi bilmemenin, büyükannenin masallarından yoksun kalmanın ne büyük kayıp olduğunu bilmeden kaçıp gidiyorlar. Oysa hepimiz kendi çocukluğumuzdan biliriz ki büyükannelerle, büyük babalarla torunların ilişkisi çok özeldir, izleri ömür boyu sürer” dedi.

Handan Çağlayan “Kuşaklararası Dil Değişimi/Eğilimler, Sınırlar, Olanaklar, Diyarbakır Örneği Aynı evde Ayrı diller” kitabı ile Diyarbakır’da asimilasyon politikaları ve Kürt dili üzerine yaptığı sosyolojik araştırmayı kitaplaştırdı. Çağlayan kitabında, Kürtçe’nin gündelik hayatta nasıl kullanıldığına, çocukların, kadınların, yaşlıların gözünde Kürtçe’nin ne anlama geldiğine ve Cumhuriyet’tin kuruluşundan bu yana uygulanan asimilasyon politikalarının kuşaktan kuşağa dil aktarımı konusunda nasıl başarılı olduğunu gösteriyor. Kitapta çocukların sistematik asimilasyona maruz kaldığını açıklayan Çağlayan, bir çocuğa “Türkçe konuşanlar mı daha fakir olur, Kürtçe konuşanlar mı?” diye sorduğunda aldığı cevap “Kürtçe konuşanlar daha fakir” oldu. Asimilasyon politikalarının kuşaktan kuşağa dil aktarımını hatırı sayılır ölçüde etkilediğine dikkat çeken Handan, öte yandan anadile ilişkin uzun yıllardır yürütülen mücadelenin toplumsal düzlemde önemli bir duyarlılık yarattığının, anadilinin kullanımı ve yaygınlaştırılması yönünde önemli gelişmeler yaşanmakta olduğunun da altının çizilmesi gerektiğini belirtti.


Anadili temelli çift dilli eğitim

“Öte yandan daha yapılacak çok işin olduğu da açık. Bir yandan anadile ilişkin mücadele devam ediyor diğer yandan çocuklar sistematik olarak asimilasyona tabi tutulmayı sürdürüyorlar” vurgusu yapan Çağlayan, eğitim hususunun çok önemli olduğunu dile getirdi. Çağlayan, “Anadilinde eğitim politik olarak yerinde bir talep olabilir ancak somut pratik açısından düşünüldüğünde örneğin ‘anadili temelli çift dilli/çok dilli (hatta çok lehçeli) eğitim’ gibi bir yaklaşımın daha uygulanabilir olduğu belirtilebilir. Sadece pratik nedenlerden dolayı değil, aslında zaten çift dilli/çok dilli bir toplumsal gerçeklik söz konusu. Mesele, diller arasındaki hiyerarşinin ortadan kalkması. Bu sağlandıktan sonra neden tek dilli olunsun ki. Hiçbir zaman böyle olunmamış zaten. Ayrıca eğitime ilişkin politikaların tek başına değil, mutlaka sosyal adaleti ve cinsiyet eşitliği gözetecek şekilde oluşturulması gerektiği kanısındayım” şeklinde konuştu.


Aşılması zor dil engeli

Kitapta çocuklarını Kürt dilinde seven bir büyükannenin torunlarını Türkçe sevme mücadelesini ve kendi içinde yaşadığı çatışmaları anlattığı bölümle ilgili konuşan Çağlayan, “Büyükanneler, Türkçe bilmiyor. Torunlar ise Kürtçe. Torunlar cevizin içi ya, bu nedenle büyükannelerin en büyük arzusu torunlarıyla iletişim kurmak, onları sevmek, onlarla sohbet etmek.  Ama bu neredeyse imkansız. Arada aşılması çok zor bir dil engeli var. Sırf torunları ile iletişim kurabilmek için Türkçe konuşmaya çalışanlar var. Gelin görün ki bu da işe yaramıyor. Birkaç cümlelik Türkçe, duygularının, sevgilerinin aktarma dili olamıyor” vurgusu yaparak kullandıkları kelimelerin, kurdukları cümlelerin emir kipinden öte gitme şansı olmadığını kaydetti. Çağlayan, dolayısıyla aradaki ilişkinin, “gel otur”, “yemek ye”nin ötesine geçemediğine işaret ederek “Torunlarını kaybediyorlar, daha kötüsü torunlar büyükannelerin sevgi sözlerinden, masallarından yoksun kalıyorlar. Büyük annelerinin sevgi dili olan Kürtçe’yi bilmemenin, büyükannenin masallarından yoksun kalmanın ne büyük kayıp olduğunu bilmeden kaçıp gidiyorlar büyükannenin yanından ya da sıkılarak oturuyorlar” ifadelerini kullandı. Neticede kuşaktan kuşağa bilgi, deneyim, tecrübe aktarımı yok. Sevgi, şefkat aktarımı da olmadığını söyleyen Çağlayan, “Oysa hepimiz kendi çocukluğumuzdan biliriz ki büyükannelerle, büyük babalarla torunların ilişkisi çok özeldir, izleri ömür boyu sürer” dedi.


Dil hiyerarşisinin etkisi

Çocukların dil ediniminde televizyonun ve diğer iletişim araçlarının rolünün bir hayli arttığına işaret eden Handan, “Diyarbakır’da hiç Türkçe konuşulmayan evlerde gördüğüm küçük çocuklar Pepe gibi Türkçe konuşuyorlardı” dedi. Babanın ev içinde anadili konuşmadaki öneminin altını çizen Handan, böylelikle toplumdaki dil hiyerarşisinin etkisinin kırabileceğine işaret ederek anadile verilen önemin de artabileceğini vurguladı. “Egemen dil manasında ‘Baba dil’e karşı dengeleyici bir ‘babadil’ etkisi yapabilir. Kuşkusuz tüm bunlar araştırma esnasındaki kısıtlı gözlemlere ve toplantıda dile gelen görüşlere dayanıyor. Ne ölçüde geçerli olabileceği hakkında fikir yürütmek zor” şeklinde konuşan Handan, anadilinin korunması ve yeni kuşaklara aktarımının sadece kadınların omzuna yıkılamayacak bir sorumluluk alanına işaret etmesi ve anadilin aktarımı konusunda erkeklerin sorumluluğunun da bulunduğuna dikkat çekmesi açısından önemli bulduğunu ifade etti.


EYLEM DAŞ/JINHA/İSTANBUL