Sabancı Üniversitesi, Friedrich-Ebert-Stiftung ve Türkiye Ekonomik Ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), “Barış Süreçlerini Canlandırmak: Kolombiya, Filipinler, Endonezya” başlıklı bir konferans düzenledi. İstanbul’da yıpılan iki günlük konferans dün Endonezya’daki barış sürecinin tartışıldığı oturumla başladı. Endonezya'nın Açe Barış ve Demokrasi Okulu Yönetim Kurulu Başkanı ve Özgür Açe Hareketi Eski Müzakerecisi (Gerakin Aceh Merdeka, GAM) M. Nur Djuli ve Avrupa Barış Enstitüsü'nde Üst Düzey Diplomatik Danışman, Belçika ve AB Açe İzleme Kurulu Eski Başkanı Pieter C. Feith Endonezya’daki barış sürecini anlattı.
Endonezya barış süreci örneği
Oturumun moderatörlüğünü yapan Doç. Dr. Evren Balta, Endonezya’daki barış sürecine dair kısa bir girişle başladı. 1976’da başlayan çatışma sürecinin 40 yıl boyunca farklı dönemler yaşadığı ve bu süreçteki barış süreçlerinin de farklılık gösterdiğini anlattı. 2005’te yaşanan Tsunami’den sonra uluslararası aktörlerin Açe’ye girmesiyle müzakere süreci başladığını hatırlatan Balta, "GAM’in silahsızlanması, Endonezya güvenlik güçlerinin bölgedeki sayısının azaltılması, barış sürecini izleme komitesini içeren bir anlaşma sağlandı. Müzakere ortamı tüm sorunlarına rağmen devam ediyor. Çatışmalar durmuş görülüyor. Adalet, geçmiş dönemin suçlarının yargılanması, toplumsal adalet duygusunun sağlanması gibi konularda sorular ve sorunlar hala devam ediyor“ dedi.
Taahhütler yerine getirildi mi?
Djuli ise 15 Ağustos 2005’te paktta yer alan taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini şöyle aktardı: "Yerel hükümetler ve yerel parlamentolar demokratik olarak seçiliyor. 2017 Şubatı’nda üçüncü kez eyalet için yeni hükümet seçilecek. Bu, barış sürecinin başarısı sayılabilir. İmzalanan metnin tüm hükümlerine uyuldu mu diye bakarsak, uygulanmış olan hususların sayısı uygulanmayanlardan daha çok."
Liderlerin iradesi belirleyici
Pieter Feith ise barış süreçlerinin liderlerin iradesine bağlı olduğunu vurguladı. Endonezya’da sürecin başarıya ulaşmasında bunun önemli olduğunu anlattı: "Liderler bu işe kalbini vermezse, ciddi olmak istemiyorsa, acı sonuçları ve ülke içindeki siyasi tehditleri göremiyorsa o zaman barış süreci tam pişmez, tamamlanamaz, başarıyla sona eremez. Liderlerin milliyetçi güçlere, ya da barışa karşı olanlara karşı dirayetli bir irade göstermesi gerekir. Karşı tarafa iyi niyetle yaklaşması gerekir ve bunun da iyi yorumlanması gerekir."
STÖ’ler katalizör olmalı
Feith, barışı kurarken sivil toplumun önemine de değindi: "Sivil toplum kurumları, akademisyenler kadın grupları katalizör olarak çalışabilirler. Ülke içinde barışa giden yolu, ortamı hazırlayabilirler.”
İSTANBUL