Toplantı katılımcılarından biri söz alıp bir “barış yürüyüşü yapalım!” önerisinde bulundu. Ben de arkadaşın önerisinin üzerinde durulacak bir öneri olduğunu düşünerek defalarca söz alarak destekledim. Toplantıda, yürüyüş esnasında katılımcıların güvenliğinin sağlanmasındaki olası zorluklar ve yürüyüşün fiziksel zorluk derecesi nedeniyle kararlaştırılmayan “Barışa Kırk Gün” başlıklı önerimi burada sizinle paylaşmak istiyorum.
“Barışa Kırk Gün” grubu Hakkari’den 12 kişi yola çıkacak. 17 Ağustos 2011 tarihinde Hakkari Çukurca’da PKK’nın döşediği mayın patlamasında 12 askerin ölümüyle başlayan ve ardından düzenlenen askeri operasyonlarda, onlarca kişinin ölümüyle yeniden tırmanan savaşın sembolü olan Hakkari’deki Çukurca’dan (12 askeri temsil eden sayı) 12 kişiyle yola çıkılacak… 1366 kilometreden oluşan Hakkari-Ankara yolunda yapılacak yürüyüş, patlamanın olduğu noktadan başlayacak ve kişilerin fiziksel kondisyonları hesaba katılarak günde ancak 30 km kadar yürünebileceği düşünülerek Ankara’ya 40 günde varılacak.
Yürüyecek 12 kişinin içinde kamuoyunca tanınan bir-iki kişinin olması ve grup yola çıkmadan önce katılımcılar dışında oluşturulan destek grupları, gelişmeleri takip ederek ulusal ve uluslararası basın ve kamuoyuyla yürüyüşün amacı ve gelişmeleri paylaşacak. Bunlar aynı zamanda “Barışa Kırk Gün” grubunun yol güzergahı, yiyecek ve sağlık hususunda yardımcı olacak.
Grup yola çıkmadan önce Ankara’da siyasi parti liderleri, cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve başbakan ile görüşmek için bir dizi görüşme talebinde bulunacaklar. Ardından bir bildirge ile yürüyüşün amacı, yöntemi ve güzergahı hakkında basına ve kamuoyuna bilgilendirme yapacaklar.
Grup yürüdüğü kırk günün her günü savaşın tahribatlarının bir yönünü basın ile paylaşacak. Bir gün, kayıplar ve yakınları hakkında konuşacaklar, diğer gün TMK mağduru çocukların durumu hakkında basını bilgilendirecek, öbür gün silahlanmayı ve ölen askerleri anlatacaklar, sonraki gün şiddet ve işkenceler hakkında bilgilendirme yapılacak. 40 günde savaşın 40 boyutunu anlatacaklar.
Yürüyenler, pasifist eylemi benimsemiş ve barışçıl çözümlere inanan ve uygulayan kişiler olmalılar… Şiddeti ve onun araçlarını reddetmeleri önemli. Yolda karşılaşılabilecek provokasyon içeren tutum ve davranışlara hatta linç girişimlerine karşı pasifist ve şiddet karşıtı tutumlarından taviz vermemeleri, yürüyüşün amacı bakımından önem taşıyor. Aynı şekilde karşılaşılabilecek bir engeli, çadırda yatmayı, kısıtlı yiyeceği de sabır ve dirayetle karşılamak gereklidir. Aksi halde, yürüyüş daha başlamadan amacından sapabilir.
Barışa yürüyüş fikri ilk değil… Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi 1930 yılında, o dönem Britanya’nın, sömürgesi olan Hindistan’a getirdiği “tuz vergisine” karşı, şiddetten arındırılmış ama aktif bir direniş tarzının öncüsü olmuştu. Sonradan “Tuz Yolu” olarak anılacak 400 km’lik yolu yürümüş ve kimseye çağrıda bulunmadığı halde kendisine eşlik eden halkla beraber tuz vergisini kaldırtmayı başarmıştı. Daha yakın geçmişte ise, 1995 yılında Bosna’da Srebrenitsa katliamından kurtulmak için, 110 km. uzaklıktaki Tuzla kentine gitmek amacıyla orman yolunu kullanan Boşnaklar’ın birçoğu Çetniklerce yakalanıp katledildi. Bundan böyle bu yola “Ölüm Yolu” ismi verildi. Ve o günden sonra, ölümü barışa dönüştürmek için her yıl “ölüm yolun”da 3 günlük barış yürüyüşü düzenleniyor.
Hakkari dağlarından Ankara’ya her gün gerilla ve asker ölümleri haberlerini alıyoruz. Her gün tutuklamalar var ve Kürtlerin temel hak ve hürriyetleri hala kelepçeli. Savaşın kirli yüzünü göstermek ve barışa dair umutları artırmak amacıyla barışı ve yaşamı yeniden taraflara hatırlatmak ve kamuoyunda barışın daha gür bir sesle tartışılmasını sağlamak maksadı ile yola çıkmak, insanlıkça verilecek en güzel mücadele örneklerinden bir olabilir.
Türkiyeli barış savunucuları ve savaş karşıtları artık farklı ve yeni mücadele pratikleri sergilemek durumundadırlar. Yoksa, bu savaş bizi kesmeye, kirletmeye ve acıtmaya devam edecek.
Benimle yürüyecek 11 kişi arıyorum!