Öcalan’ın BARIŞ yolculuğu 2. BÖLÜM


Formel yanı ağır basan mahkeme sürecinin tamamlanmasından sonra, kendi deyimiyle “hukuk bitip politika başladıktan” sonra Öcalan, barış inisiyatifini benzerine rastlanmayacak bir şekilde eline alır ve ardı ardına pratik girişimlerde bulunur. 

Öcalan, bu süreçte kendi hareketine yazdığı mektuplarda, devletle yaptığı görüşmelerde ve kamuoyuna avukatları aracılığıyla verdiği mesajlarda aslında her kesimi barış sürecine hazırlamaya çalışır. Başlangıçta taktik olarak görülen ve mesafe konulan girişimler, Öcalan’ın ısrarı ve temposu sonrası sürece katılmaya dönüşür; özellikle de kamuoyunda ciddi bir umut yaratılır. 1999 yılında yaptığı, bugün artık kitap halinde yayınlanarak kamuoyuna da açık olan görüşmelere bakıldığında, söylemleri, temposu, yoğunlaşması, yarattığı umut ve bu girşimlerle kalıcı barışın sağlanabileceği ihtimali, her satırdan anlaşılabilir. Bu coğrafyanın tanık olmadığı büyük bir barış işçiliğiydi yaptığı. Bir kez daha kurumuş ağacı yeşertmeye, barışa hayatiyet kazandırmaya uğraşıyordu. O dönem bir aydının “Umutlu musunuz” sorusuna verdiği cevapta olduğu gibi, “santim santim umudu yaratıyordu.” 

Bu döneme ait son derece zengin olan pratik adımlara ilişkin sadece birkaç örneğe vurgu yapmak yeterli olacaktır. 


Gerillalar ‘barış şehidi’ oldu

Bunlardan birincisi, 2 Ağustos 1999 tarihinde avukatları tarafından kamuoyuna açıklanan silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesine dair çağrısıdır: “Türkiye’de çatışma ve şiddet ortamı, insan hakları ve demokratik gelişmenin önünde engel teşkil etmektedir... Çıkmazı aşmak, sorunların çözüm yolu olarak şiddete son vermeyi gerektirmektedir... Bu nedenle PKK’yi, 1 Eylül 1998’den beri tek taraflı yürütmeye çalıştığı ateşkes sürecinde, 1 Eylül 1999’dan itibaren silahlı mücadeleye son vermeye ve güçlerini barış için sınırların dışına çekmeye çağırıyorum... Bununla birlikte tüm devlet ve toplumun ilgili kurum ve yetkililerini bu barış ve kardeşlik sürecinin başarısı için duyarlı davranmaya ve destek olmaya ... çağırıyorum.” 

PKK bu çağrıya, büyük bedeller ödeme pahasına uydu. Ancak devlet, böylesi tarihsel bir süreçte büyük bir hınç ve kalleşlikle geri çekilmekte olan gerillalara karşı amansız saldırılarını sürdürdü. Elindeki tüm tekniği kullanarak gerillanın geri dönüş yollarını hedefleyen operasyonları, gerillaların tümü çekilinceye kadar sürdürdü. Öcalan’ın çağrısına uyan gerillalar, çatışmaya girmekten özenle kaçındılar, saldırılara cevap vermediler. 

Sonuçta PKK yetkilileri tarafından yapılan açıklamadan öğrenildiğine göre, bu geri çekilme süreci içerisinde yaklaşık 500 gerilla yaşamını yitirdi. Gerillalar, savaşmamak adına savaştakinden çok daha büyük bedeller ödeyerek “barış şehidi” oldular; Kürt halkının kalbine kazındılar. 

Türk hükümetinin barış sürecine yaklaşımını öğrenmek isteyenler, büyük derslerle dolu geri çekilme sürecine olan yaklaşımını detaylı irdeleyebilirler. O dönem kamuoyu, gerillanın yaşadığı bu büyük zorlanmadan bihaber, çatışmasız bir zeminin yaratılmasının getirdiği iyimser ortamın etkisine girmişti. Şovenizmin ağır etkisi altındaki pek çok kesim, bu dönem barış diline olumlu bir uyum göstermeye, Türkiye’nin diğer ekonomik-politik sorunlarına ilgi duymaya başlamıştı.

Öcalan ise bu dönemde, yakaladığı umudu daha da derinleştirmek adına politik zemini güçlendirecek, silahlı mücadele yerine siyasal mücadeleyi büyütecek başka bir adımın hazırlığını yapar. Biri Güney Kürdistan’dan diğeri de Avrupa’dan olmak üzere sembolik sayıda iki grubun Türkiye’ye giriş yapmasını ister. Bu talebe PKK yetkilileri anında olumlu yanıt verir ve her iki grup da çok sayıda gönüllü arasından bir seçim yapılarak hazırlanır. Gruplar, kamuoyuna, gelme gerekçeleri ve amaçlarını anlatan konuşmalar yapar. Sonuçta 1 Ekim 1999’da 1. Barış ve Demokratik Çözüm Grubu, Şemzînan’ın (Şemdinli) Gelî Şîn köyünden giriş yapar. 2.Barış ve Demokratik Çözüm Grubu da 29 Ekim 1999’da Viyana’dan havayoluyla Türkiye’ye gelir. Her iki grup da gözaltına alınır, yargılanır ve tutuklanır. Uzun yıllar hapiste yatarlar. Yaşanan süreçten dolayı yaşamını yitiren “barış elçileri” de olur. Devlet, bu tecrübenin de büyümesine izin vermez. Aslında barışçıl çözüme şans vermez. 

Eğer bu iki barış grubuna yaklaşım farklı olsaydı, daha geniş gerilla gruplarının gelişinin de önü açılmış olacaktı. Öcalan’ın bu tarihsel barış denemesine de devlet katında en küçük olumlu yaklaşım gösterilmez. Bu deneyimin kendisi de aslında devlet denilen mekanizmanın barış yaklaşımına çok iyi bir örnek oluşturur. 

Öcalan’ın burada satır başlarıyla ifade edilen çabaları, ağır psikolojik şartlar ve tecrit koşullarında gerçekleştirilen, 1999 yılına sığdırılmış devasa çalışma ve girişimler olarak tarihe kaydolmuştur. Ancak bu çabaların istenen sonuca ulaşmaması, devletin, geleneksel yaklaşımını aşamaması, özellikle de 11 Eylül saldırısı sonrası geliştirilen “küresel terör” söylemine yaslanarak çözümden ziyade PKK’yi tümden tasfiye için “fırsatları” değerlendirmeye yeltenmesinden kaynaklanmıştır. Hükümet denklemi içinde MHP’nin varlığının bu tabloyu daha da ağırlaştıran bir ek faktör olduğunu da not düşmek gerekiyor. 

Öcalan’ın 88-99 arası barış çabaları, yazınsal olarak da ciddi bir külliyat oluşturur. Öcalan’ın barış yolculuğunun bu aşamasını kayıt altına alan pek çok kitap bulunmaktadır. Daha geniş incelemeler için bunlara bakılabilir. Aslında bunların isimleri bile çabasını yansıtıyor: “Onbinler Ölmesin”, “Bir Muhatap Arıyorum”, “Roma Konuşmaları”, “Barış Umudu”...


Barış stratejisini inşa etmek

Öcalan bir yandan pratik çabalarını ısrarla sürdürürken, diğer yandan düşünsel-entelektüel boyutuyla da çığır açacak girişimlere imza atacaktır. Kalıcı barışın önündeki temel engelleri tarihsel arka planıyla birlikte izah etmeye, analize çalışır ve bunların alternatifi belli bir sistem içinde formüle etmeye çalışır. Bu çalışmalarını da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunduğu savunmaları aracılığıyla yapar. Bu aynı zamanda Öcalan’ın yine ağır koşullara rağmen nispeten kendisini ifade ettiği, teknik deyimle “savunduğu” metinler olarak görülebilir. 

İlk olarak yeni bir mücadele sürecini başlatırken, eskisiyle hesaplaşmayı ve bu hesaplaşmayı da öncelikle kendi kişiliğinde başlatmayı, kısacası eleştiri ve özeleştiri yöntemini derinliğine kullanır. Bunca yıldır yürütülen politik mücadelenin, direnişin, barış mücadelesinin neden başarıya ulaşamadığını, kendi durduğu noktayı baz alarak değenlendirir ve günümüze kadar da etkisini sürdüren yeni bir paradigmaya ulaşır. Ama öncelikle birkaç temel noktada adeta “yol temizliği” yapar. 

Öncelikle “parti” kavramını yeniden ele alır ve PKK ile “devlet” olgusu arasındaki ilişkiye odaklanır. Özcesi, “Devlet olmayı amaçlayan partilerin eşitlik ve özgürlük idealine ulaşması beklenemez” der ve çözümü de “devlet odaklı bir irade taşımaktan vazgeçmek” olarak belirler. Buradan da “iktidarı” çözmeye geçer. Öcalan, iktidarı, “devlet kurumunun icraya geçmiş hali” olarak tanımlar. Ona göre iktidar olmak, savaş kültürüne dayanarak toplumu her düzeyde biçimlendirmek ve statükoda tutmak demektir. “Başlıca belirleyen olarak devlet iktidarının, kendini yadsıma anlamına gelebilecek özgürlük ve eşitlik idealleriyle örtüşmeyeceğini” vurgular. Tüm paradigmasının merkezi kavramından biri olan “demokrasi” kavramına yeni bir yorum/anlam yükleyerek çözümün ana zemini haline getirir. “Devletin alternatifi demokrasidir... Demokrasiyi ... devlet dışı toplumun kendini yönetme hali olarak belirtebiliriz. Demokrasi, devlet olmayan yönetim demektir; toplulukların devletsiz kendini yönetebilme gücüdür.” Tüm bu analizlerinin sonucunda da, “Dogmatizmin aşılmasıyla devlet, iktidar, savaş, ulus ve ulus devlet tanımına daha gerçekçi boyutlar getirmem, gerektiğinde kapsamlı bir meşru savunma savaşına da açık, demokratik bir toplum için yeniden partileşmeye dayalı bir çözümün yolunu açtı” diyerek gelinen noktayı ifade eder. 


Halkların barışı ve demokrasisi

Tüm bu tartışmalar sonrasında beş ciltlik “Demokratik Uygarlık Manifestosu”nda küresel hegemonyaya karşı küresel demokrasiyi inşa etmenin paradigmasını oluşturur. Uzun zamandır sürdürdüğü milliyetçilik eleştirilerini daha da derinleştirerek ulus devlet üzerine kurulu küresel hegemonyaya karşı demokratik ulus fikrini geliştirir ve pratik model olarak da demokratik konfederalizmi alternatif çözüm olarak önerir. Sınırları mesele yapmadan, aksine onlara dayalı siyaseti aşarak Kürdistan ve diğer toplumlar için demokratik özerk modeli oluşturur. Doğrudan demokrasiyi esas alan bir yerel demokrasiyi derinleştirir. Kadınların tüm mekanizmalarda temsilini, eşbaşkanlık sistemiyle geliştirir. Özgür kadının inisiyatifi, hayatın her alanında özerk ve özgür bir zemin bulur. Ekolojik toplum bilinci, ilk kez bu coğrafyada programatik yansımasını bulur. 

Öcalan, politik sahada yürüttüğü barış arayışlarını kalıcı ve uzun erimli bir yaşam stratejisi haline getirir. Taktik bir olgu olarak değil, devletle ve politik kültürle ilişkili çatışmaların kaynağı olan zemini ortadan kaldırarak barışın kalıcı mekanını yaratmayı esas alır. Öcalan aslında barışın stratejisini, yeni bir toplumsal paradigmayı yaratarak, ortak yaşam alanlarını geliştirerek, halklar, inançlar ve kültürlerin ortaklığına dayalı yeni bir politik perspektif geliştirerek yaratır. Öcalan’ın yirmi yılı aşkındır süren barış yolculuğunda geldiği nokta, barışa dayalı ve doğası gereği sadece Kürtlerle sınırlı olmayan, emperyal hegemonya ve yerel gericiliğe dayalı siyaset denklemini aşarak halkların çözümünü yeni ve üçüncü bir tarihsel opsiyon olarak düşünmesi ve pratikleşmesidir. Zaten HDP projesi de, Rojava modeli de, ardında bu barış yolculuğunun birikimini taşır. Hatta pratik olarak da Öcalan’ın imzasını taşırlar. Her iki proje de aslında barışın ilk kez söylemden maddi yaşama geçişini simgeliyor, güncel bir analizde de ifade edildiği gibi gerçek bir barış özlemine yanıt oluyor: “Rojava, PKK önderliğinin siyasi ve toplumsal yönetim projesi olan ‘demokratik özerklik’ ve ‘demokratik ulus’ çizgisini destekleyenlerin, birlikte barış ve demokrasi temelinde herkesle nasıl yaşayabileceğinin en somut örneğidir. Rojava, hiç bilinmeyen veya henüz yeni ortaya atılmış olanı değil, yok edilmiş ve unutturulmuş olanı yeniden canlandırıyor. Birbirine düşman edilenlerin, birbirini bu kadar ciddi bir şekilde sahiplenmesi ve bir arada yaşama özlemine cevap arıyor olması da bundandır.” (Yasin Duman, Birikim Dergisi, 12.08.2015)


Müzakere süreci

“Oslo sürecinin” hükümet tarafından akamete uğratılmasından sonra AKP hükümeti döneminde yaşanan en sert çatışma süreci başlar. Türk devleti, elindeki tüm tekniği ve olanakları kullanmasına karşın gerillanın direncini kıramaz. Savaşın daha da derinleşme riskinin yaşanacağı bir zamanda Öcalan, 2013 başlarında yeni bir inisiyatif alarak diyalog ve müzakere sürecini başlatır. Bu dönem aynı zamanda tüm ateşkes, görüşme girişimleri içinde Türk hükümetinin açıktan kabul ettiği, yetersiz de olsa kamuoyuna yansıyabilen, bazı mekanizmaları, yasal düzenlemeleri olan ilk girişim olur. Ancak 2013 yılında başlayan bu sürecin en önemli sonucu, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği bir dönemde, Öcalan’ın ustalıkla teorik zeminini hazırladığı, halkların büyük demokrasi ve barış projesinin yaşam bulabileceği bir siyasal zemini yaratmış olmasıdır. Rojava Devrimi, pratik olarak da Öcalan’ın büyük öngörüsü sonucu oluşan bu politik hattın sonucu olarak geri dönülemez bir noktaya getirilmiştir. Aynı zamanda HDP projesinin de Türkiye’nin politik dokusunda ciddi yapısal sonuçlara yol açtığı, şu kısa pratiğinde bile görülmektedir. Tüm bu pratik ve düşünsel emek süreci, barışın halkların özgürlüğü ve demokrasisi inşa edilerek yaratılabileceğini, hakim güçlerin ancak bu çizgiyle zayıflatılabileceğini, ezilenlere yeni yaşam yolunun ancak böyle açılabileceğini ispatlamıştır. 

Öcalan’ın barış yolculuğu, hem Kürtler hem de birlikte yaşadığı halklar için yeni demokrasi mekanı, eşitlikçi ve komünal yaşam imkanı olarak Ortadoğu açısından çığır açıcı bir noktaya varmıştır. Kalıcı barış, bundan sonra da ulaşılan bu nitelikten ödün vermeden, bu vizyonun gerisine düşmeden, halkların gerçek barışı ve ortak yaşaması mümkün olabilir. Öcalan’ın barış yolculuğu, her gün yeni insanların, kimliklerin, ezilen grupların, farklılıkların katılımıyla devam ediyor. Umutsuzluktan doğan ancak önderliksel emekle, binlerce güzel insanın kanıyla, canıyla umut kaynağı olmaya evrilen bu yolculuk, Ortadoğu’da halklarının gerçek kardeşlik ve eşitlik yolculuğudur.

MAHMUT ŞAKAR


KAYNAKÇA:

1- Kürt Sorununa Demokratik Çözüm Manifestosu, sy. 27,  Abdullah Öcalan, Weşanên Serxwebûn

2- a.g.e. Sy. 27

3- Ortadoğu’nun Çehresini Değiştireceğiz - Seçme Röportajlar Cilt I, sy. 195, A.Öcalan, Weşanên Serxwebûn

4- Ortadoğu’nun Çehresini Değiştireceğiz - Seçme Röportajlar Cilt I, sy. 193-194, A.Öcalan, Weşanên Serxwebûn

5- a.g.e., sy. 194

6- a.g.e., sy. 203 

7- Bir Muhatap Arıyorum, sy. 9, Abdullah Öcalan, Weşanên Serxwebûn

8- a.g.e., sy. 10

9- a.g.e., sy. 11-12

10- a.g.e, sy. 11

11- Roma Konuşmaları, syf. 13-14 Abdullah Öcalan, Weşanên Serxwebûn

12- Barış Umudu, sy. 20, Abdullah Öcalan, Mezopotamya Yayınları

13- a.g.e. sy. 231

14- Bir Halkı Savunmak, sy. 269, A. Öcalan, Çetin Yay.

15- a.g.e. sy. 272

16- a.g.e. sy. 272

17- a.g.e. sy. 277

18- Her Şeye Karşın Rojava, 12.08.2015, Yasin Duman, http://www.birikimdergisi.com/guncel/her-seye-ragmen-rojava