Mesud Barzani Türkiye’ye Kürtler arasında çokça tartışılan bir ziyaret daha gerçekleştirdi. Zira bu ziyaret, Erdoğan hükümetinin Kürtlere yönelik katliamlar gerçekleştirdiği, Rojava’yı işgal planlarını derinleştirdiği ve referandumda diktatörlüğünü ilan etmeye hazırlandığı bir döneme denk gelmesi itibariyle önemliydi.

Bu ziyaretin perde arkası elbette konuşulacaktır. Ancak gerçek olan şu ki, AKP ile KDP arasındaki ilişkiler giderek daha komplike bir hal alıyor. Mesud Barzani’nin, AKP’nin çıkmazlara girdiği her aşamada Türkiye’de bitivermesi de bununla bağlantılı.

Erdoğan’ın tüm kriz ya da bocalama dönemlerinde ve Kürtlere her türlü soykırımı uyguladığı anlarda Mesud Barzani’nin gerçekleşen Türkiye ziyaretleri tesadüf olmazsa gerek. 

Türk devleti Cerablus üzerinden Rojava işgalini geliştirirken de Mesud Barzani Türkiye’deydi. Benzer ziyaretler değişik kritik dönemlerde de gelişti. Hepsini burada sıralamaya gerek yoktur. Ancak tüm bu gerçekler iki taraf arasında derin ilişkilerin artık bir kader birliğine vardığını ortaya koyuyor. 

Peki nedir Erdoğan ve Mesud Barzani’yi bu kader birliğine iten?

Lafı eğip bükmenin hiçbir anlamı yoktur. İkisini bu kader birliğine götüren PKK-PYD düşmanlığı ve tasfiye planlarıdır. İkisi de kendi geleceğini PKK-PYD’nin tasfiyesine endekslemiş durumdalar. Ya tasfiye edecekler ya da tasfiye olacaklar. Varsayalım ki PKK’yi tasfiye ettiler. O zaman ne olacak? Eğer bu planları tutarsa Erdoğan Türkiye’de, Barzani ise Güney Kürdistan’da mutlak diktatörlüklerini ilan edecekler. 

Bu işin bir boyutu. Barzani ne kadar ayırdındadır bilmiyoruz ancak, asıl ironi KDP’nin bu son ziyaretle, AKP ile ittifak kuran MHP’yle de yan yana gelmiş olmasıdır. Çünkü artık AKP eşittir MHP’dir ve sizin AKP ile kurduğunuz her ilişki dolaylı ya da direkt MHP ile de kurulmuş ilişki demektir. Bu tartışma götürmez şekilde böyledir. 

Şimdi işin bir de kader birliği boyutuna bakalım. Zaten bu ittifakı doğuran esas yön budur. 

Plan şudur. Erdoğan Bab’dan sonra Rakka’ya yürümek istiyor. Ancak Rakka işin sadece gerekçesi, asıl konu Rojava devrimini tasfiye etmektir. Bu yola girerken Türkiye’de diktatörlüğünü ilan etmek ve kuzey Kürdistan’da Kürt özgürlük mücadelesini bu planı önünde olası bir engel olmaktan çıkarmak istiyor. Bunun için de Barzani eliyle Kürtleri yanına çekmek ve referandumda evet demelerini amaçlıyor. 

O halde akla şu soru geliyor. Barzani HDP, DBP dışında kalan ve kendisine yakın olup da referandumda hayır, diyeceğiz açıklaması yapan partileri evet demeleri için ikna etmek için mi gitti? 

Diğer bir husus, PKK’ye yönelik olası operasyon planlarıdır. Uzun süredir Kandil ve Medya Savunma Alanları’na dönük operasyon planları hazırlandığı sır değil. Buralarda da mutlak olarak Barzani desteğine ihtiyaç duyuyor. Eğer AKP bu planlarında başarılı olursa Kürt özgürlük mücadelesini tasfiye ettiği gibi, Ortadoğu da Neo-Osmanlı siyaseti önünde en büyük engelden kurtulmuş olacak.

Diğer tarafta Barzani de Erdoğan ile benzer hesaplar peşinde koşuyor. Öncelikle Güney Kürdistan’da darbeyle tüm iktidarı eline aldı. Toplumu açlığa mahkum ederek herkesi kendisine mahkum ve mecbur etti. “Bağımsız Kürdistan” illüzyonuyla bilinç çarpıtması yaratarak, kendi kirli siyasetine karşı duran tüm partileri siyaset dışına itti. Petrodolarlarla devasa bir medya ordusu yaratarak tüm gerçekleri manipüle ederek rahatlıkla at koşturduğu bir alan yarattı. 

Ancak federal bölgede bunu yapsa da, iş Rojava’yı hakimiyetine almaya gelince planlar gidip PYD duvarına çarptı. DAİŞ karşısında son derece zor koşullarda amansız bir mücadele yürüten YPG-YPJ gerçeği dururken, sözde “Rojava peşmergeleri” diye ne idiği belirsiz bir oluşumdan söz etti ve bunları Rojava’ya yerleştirmeye çalıştı, çalışıyor. 

Amaç PYD’nin etkinliğini kırarak binlerce bedel uğruna kazanılan bir yaşamı tasfiye ederek, ENKS ve “Rojava Peşmergeleri” eliyle Rojava’nın petrol bölgelerine yerleşmek. 

Aynı şekilde Rojava’ya darbe vurulduktan sonra hem Medya Savunma Alanları’nda hem de Şengal’de Erdoğan’la ortak operasyona girişerek PKK’yi tasfiye etmek. Bu iki taraf açısından hayati bir mesele haline gelmiş durumdadır. Mesud Barzani’nin geçtiğimiz süreçte Güney Kürdistan’daki aşiret reisleriyle PKK karşıtı savaşta yanında yer almaları için yaptığı görüşmeler, Neçirvan Barzani’nin “Şengal’de PKK’ye karşı zor kullanırız.” Açıklamaları hepsi bu gerçeğin bir parçası. Yine son bir iki haftadır Maxmur Mülteci Kampı üzerinde yoğunlaşan KDP baskıları fotoğrafı tamamlayan parçalar oluyor. 

İşin özü, bu ziyaretin görünenden çok görünmeyen yönlerine bakmak, ortaya çıkaracağı olası sonuçlara odaklanmak daha doğrudur.