Silopî’de kendisi gibi ömrünü özgürlük mücadelesine vermiş 2 kadınla birlikte katledilen DBP PM Üyesi Sêvê Demir, baskı ve zulümle gözünü açtığı dünyada son nefesine kadar baş eğmezliğin sembolü oldu. 

1974 yılında Mêrdîn’in Stewr ilçesinde doğan Sêvê, henüz 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Manisa’nın Salt beldesine göç etmek zorunda kaldı. Direnişi daha o yıllarda başladı. Genç yaşlarda başladığı siyasi çalışmalar nedeniyle iki yıl “örgüt üyeliği” iddasıyla cezaevinde kaldı. 2004 yılında DEHAP Kadın Kolu Başkanlığını, sonraki yıllarda DÖKH ve DTK Kadın Komisyonu üyeliği görevlerini yürüttü. Demir’in adını kamuoyu en fazla da 2009 yılında tutuklandığı KCK davalarında anadilde savunma hakkına ilişkin mahkemedeki dik duruşuyla duydu. Sonrasında ise 2012’deki 68 günlük açlık grevi direnişiyle…KJA’nın kurucu üyelerinden ve DBP PM üyesi Demir için de öz yönetim direnişleri dönüm noktası oldu. 


Söz verdim ağlamayacağım

“Ona söz verdim, hiçbir zaman gözyaşı dökmeyeceğim” diyerek kızını anlatmaya başlayan anne Sakine Demir, çocukla çocuk büyükle büyük olurdu dediği Sêvê’nin okul okuyamadığını ama her şeye ilgi duyan biri olduğunu söylüyor: “Manisa’da tarlada çalışan insanların arasına girer, onlarla çalışırdı, onlara yardım ederdi. Kızım büyük ve temiz bir yüreğe sahipti ve yüreğinde herkese yer vardı. Kimseyi yaşına, inancına göre değerlendirmezdi, o herkesleydi. Sêvê çok yürekli bir kadındı, vücudu küçük, yüreği büyük bir kadındı.”


12 yaşında askere kafa tuttu

Sêvê’nin çocukluğundan beri “düşmana boyun eğmeyen bir kadın” olduğunu söyleyen Anne Sakine Demir, “Bir gün evimizi askerler basmıştı kızım Sêvê o zamanlar henüz 12 yaşındaydı ve babası da evde değildi. Askerler bize hakaret ederek işkence etmişlerdi. Askerler o sıra Sêvê’ye ‘sen örgütten gelmişsin bu dili örgütten öğrenmişsin’ demişler. Sêvê de ‘Örgütü görmedim ama keşke görseydim, nerede olduklarını bilseydim de gitseydim’ diye yanıt vermiş” diye belirtti. 


Sêvê‘yle son konuşma

Sakine Demir, kızını en son Cizîr’de gördüğünde vedalaştığını söyleyerek, son konuşmasını da şöyle anlattı: 

“Yaşamını yitirmeden 20 gün önce beni aradı, bizleri tek tek sordu ve bana ‘Biz burada toprağımız, vatanımız, dilimiz ve halkımız için mücadele ediyoruz. Ölürsem kanım toprağım üzerine dökülsün, onurlu bir ölüm olsun’ dedi. Sêvêmi infaz ettiler. Arkasından ağlamadım çünkü onurlu bir şekilde devletin zulmüne boğun eğmeden gitti. ‘Devlet nerede, hukuk nerde?’ diye sormayacağım çünkü artık Türk devletini tamamen yok sayıyoruz. Topraklarımız için her zaman savaşacağız. Sêvê’nin mücadelesini devam ettireceğiz. Bende Sêvê gibi umutluyum ve inanıyorum Kürdistan halkı özgür olacak.” 


 JİNHA/AMED