Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan, ben her türlü milliyetçiliği ayağımın altına alıyorum deyince MHP ve CHP’den tepki geldi. Sen nasıl milliyetçiliği ayağının altına alırsın dediler. MHP milliyetçiliği bayrak edinmiş parti. Zaten ismi Milliyetçi Hareket. CHP ise 6 okundan biri milliyetçilik olan bir parti. Ancak AKP’nin de milliyetçi bir parti olduğunu Başbakan’ın ağzından defalarca dinlemişiz. Zaten gerçek milliyetçi benim iddiasındadır. Son birkaç yıldır da milliyetçi tabana seslendiği bilinmektedir. Zaten MHP ve CHP’nin eleştirilerine cevap verince biz yine tek millet diyoruz, bizim milliyetçilik anlayışımız bellidir diyerek sürekli dillendirdiği ‘tek, tek, tek’leri hatırlattı. Dolayısıyla Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına almadığı, hatta din vurgusuyla şoven milliyetçiliği daha da derinleştirme ve meşrulaştıran bir yaklaşım içinde olduğu görülmektedir.

Peki, o zaman Tayyip Erdoğan’ın ayakları altına aldığı nedir? Eğer o konuşması iyi irdelenirse ayaklarının altına aldığı Kürtlerin talepleri ve haklarıdır. Kimliği kabul edilmeyen, kültürel soykırıma tabii tutulan, siyasi iradesi tanınmayan, Kürtlerin gasp edilen haklarının talep edilmesini milliyetçilikle damgalayıp olumsuzlaştırarak Türk devlet politikalarını meşrulaştırmayı ve sürdürmeyi hedefleyen bir zihniyetle bu konuşmayı yapmıştır. Özellikle demokratik çevreler milliyetçiliğe olumsuz ve kuşkuyla yaklaştığı için bu değerlendirmelerle onları Kürtlerin hakları ve talepleri konusunda uzak tutmaya çalışmaktadır. En başta da haklarını talep eden Kürtleri haksız pozisyona düşürmek istemektedir.
Bu konuşmada hedef Kürtler ve talepleridir. Bunu milliyetçilikle tanımlayıp tu kaka etmektedir. Türk milliyetçiliğini de ayaklarımın altına alıyorum diyerek Kürtlerin haklarına ve taleplerine karşı yürüttüğü bu saldırıyı ve psikolojik savaşı meşrulaştırmak istemiştir. Kürtlerin haklarını savunmanın önüne geçecek ve haklarını isterse suçlayacak sinsi ve tehlikeli bir yaklaşım söz konusudur. Türk milliyetçiliği de kötüdür, ona da karşıyız diyerek Kürtlerin en doğal haklarını istemesine karşı çıkışını normalleştirmektedir. Yani bu konuşmada Türk milliyetçiliğine karşı koyma yoktur. Aksine Türk milliyetçiliğinin Kürt’e bakışının bu yolla daha net ve kararlı ortaya konuşu vardır. Bunu Kürtler çok iyi anlamaktadırlar. Türk milliyetçiliği bu konuşmada sadece Kürtlerin haklarını reddetmenin manivelası olarak kullanılmıştır. Böylece ne güzel konuştu algısı yaratıp bunun üzerinden Kürtlerin hak talep etmesi Kürt milliyetçiliğidir ve kötüdür algısı oluşturmak istemektedir. İşte sinsi ve tehlikeli olan budur. Bu  nedenle yeşil Türkçülüğün, yeşil Türkçü faşizmin beyaz Türkçü faşizmden daha tehlikeli olduğunu iddia ediyoruz.
Kuşkusuz Kürt milliyetçiliği de olabilir. Özellikle kapitalizm dünyası bu tür duygu ve eğilimleri oluşturan, teşvik eden ve kışkırtan karakterdedir. Ancak Kürtler gibi kültürel soykırıma uğrayan, varlık yokluk sorunu yaşayan bir halk söz konusu olduğunda neyin milliyetçilik olup olmadığına daha dikkatli, objektif ve adil yaklaşmak şarttır. Yoksa haksız ve milliyetçilik suçlamalarıyla Kürtlerin hak, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesi ve talepleri suçlanır.
Nitekim Türkiye’de geçmişte olan, bugün de Tayyip Erdoğan’ın sürdürdüğü budur. Öyle ki, önceleri sol ve sosyalist kesimlerde bile Kürtlerin varlığını koruma ve bu yönlü talepleri ucuz suçlamalarla ele alınmıştır. Aslında Tayyip Erdoğan bir yönüyle de bazı sol ve sosyalist çevrelerin bu tür değerlendirmelerden güç ve meşruiyet alarak Kürtlerin en temel hak taleplerini milliyetçilikle suçlamaktadır. Benim karşıma kimse Kürtçülükle, Kürtlükle çıkmasın derken kastettiği kesinlikle Kürtlerin varlığını güvenceye alan en doğal ve meşru talepleridir, haklarıdır.
Hiç kimse yanılmasın ve kendini kandırmasın, Erdoğan’ın Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına aldığı yoktur. Zaten şimdi şunu kastediyoruz, bunu kastetmiyoruz diyerek, kastettiğinin Türk milliyetçiliği olmadığını birçok argümanla ifade etmeye çalışmıştır. Esas olarak Türk milliyetçiliğine sahip çıkmıştır. Nitekim yine biz tek millet diyoruz, o da Türk milletidir demiştir. Dolayısıyla Erdoğan’ın ayaklar altına aldığı, birkaç yıldır her fırsatta hedeflediği, yok saydığı, kabul edilmeyeceğini dillendirildiği Kürt haklarıdır. Hatta ayaklar altına aldığı Kürt halkıdır; Kürt halkını var eden toplumsal haklarıdır. Yani Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, anadilde eğitim ve kendi kendini yönetme hakkıdır.
Türk etnisitesinin bu yönlü bir sorunu yoktur; baskın kimliktir. Kimliği anayasal ve yasal güvence altındadır. Zaten Türkiye’de her şey Türk kültürünü hakim kılmak üzerinedir. Ana okulundan, ilk okuldan orta öğretime ve üniversiteye kadar on binlerce, yüz binlerce eğitim kurumu vardır. Mevcut sistem Türklük dışında diğer kimlikleri öğüten bir kültürel soykırım değirmenidir. Böyle bir sistemde laf olsun diye, hatta Kürtlerin hak taleplerinin önüne geçmek için Türk milliyetçiliğini ayaklarımın altına alıyorum derse ne olur demese ne olur! Türk milliyetçiliğinin öngördüğü her şey tıkır tıkır çalışıyorsa hem de hiçbir milliyetçilikte olmadığı kadar diğer kimlikleri öğütme varsa ve hala da bu savunuluyorsa Tayyip Türk milliyetçiliğini ayağımın altına alıyorum dese ne olur? Kaldı ki Türk milliyetçiliğini değil, kafatasçılığı ayaklarımın altına alıyorum diyor. Zaten hangi milliyetçi kafatasçı olduğunu söylemiştir? Kaldı ki Türk milliyetçiliği cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bazı uç söylemler dışında esas olarak Kürtleri eritmek için anayasal vatandaşlık ve kanunlar karşısında herkes eşittir demagojisiyle şoven bir milliyetçiliğin hedeflediği sonuçları almak istemiştir.
Bu açıdan milliyetçiliğin ayaklar altına alınıp alınmadığı Kürtlerin ve diğer toplulukların haklarını tanıyıp tanımamakla belli olur. Kürtlerin varlığı anayasal güvenceye alınmaz, bu ayrıcalık istemektir, anadilde eğitim Türkiye’yi böler, özyönetim-Demokratik Özerklik ayrı bir devlet oluşturur diyen zihniyetin bırakalım milliyetçiliği ayaklar altına alması, bu milliyetçiliği en rafine biçimde pratikleştirdiği söylenebilir. Türkiye’de Kürtleri kandırmak ve aldatmak için zaman zaman böyle şeyler söylendiği bilinir. Kimisi annem, kimisi dedem Kürt der. Kürtlerle etle tırnak gibiyiz der. Der de der. Yeter ki Kürtleri Türkleştirme değirmeni işletilsin!
Bir de şunu vurgulayalım; MHP eleştirisi hiçbir zaman AKP’yi ya da başka bir partiyi olumlu kılamaz. Türk devleti bir özel savaş devletidir. Her zaman bir rol paylaşımı vardır. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bu devletin özel savaş karakteri de, rol paylaşım oyunu da değişmez. MHP her zaman ölümü gösterip sıtmaya razı etme aktörüdür. Zaten CHP’nin de AKP diye bir derdi yoktur. Hatta AKP’nin iktidar olmasını sağlayan temel aktördür. CHP’nin de derdi Kürtlerin varlığını güvenceye alıp hak kazanmasını engellemeye yöneliktir. En azından CHP’nin ideolojik kimliğini oluşturanlar açısından durum budur. CHP ve MHP, AKP’nin izlediği yeni devlet politikasının pratikleşmesinin sağlanması için rol alanlardır. Kuşkusuz CHP’nin bir bölümü bunun farkında değildir, ama gerçek budur. Eğer CHP’nin AKP diye bir sorunu olsaydı, AKP’nin politikalarından rahatsız olsaydı demokratik tutum gösterir ve kısa sürede demokrasi güçleriyle birlikte AKP’yi iktidardan düşürür, Türkiye’nin yeni iktidar gücü olurdu. Ancak CHP’nin AKP’ye yönelik böyle bir yaklaşımı ve Türkiye’yi demokratikleştirme sorunu yoktur. Onun tek derdi Kürtlerin hak kazanmasının önüne geçecektir.