Bacinê Köyünün diğer bir özelliği, Êzîdî inancına sahip olan Kürtlerin yoğunlukta olması, yine katı geleneklerle yoğrulmuş bazı kuralları çok derin bir biçimde yaşıyor olmasıdır. Dayatılan farklı inanç ve kimliklere karşı adeta bir savunma aracına dönüştürmüş olduğu bazı eski gelenekleri hala canlı bir biçimde koruyup yaşatması, onu hem bugüne kadar taşımasına vesile olmuş, hem de günümüz koşullarına uymayan, onunla çelişen ve hatta giderek derin çatışmalara sürükleyen bir konuma sokmuştur.
Ateşi, güneşi ve toprağı kutsallığına inanan ve her sabah erken saatlerinde yüzlerini doğan güneşe çeviren, yine akşam batığında yüzlerini güneşe doğru tutan, yatmadan önce kötülüklerden korunması için “ey evreni yaratan Allah, ulus ve halkımı, köyümü, komşularımı ve sonra beni koru” diyen bir inancın sahibi olan Bacinê köylüleri için kadın da en az güneş kadar kutsaldır. Ama kendisine göre bu kutsallığa aykırı düştüğünde de son derece acımasız davranan katı kuralları da vardır. Onlara göre “namus” olan kadın kendi hayatlarının dışında başka bir hayatla buluşması, farklı inançlardan insanlarla bir arada yaşaması, kendi inançlarının ruhu olan kadının başka bir ruha sevgisini vermesi yasaktır. Bu yasağı çiğneyenler, bedelini yaşamlarıyla ödeyebilirler. Ki bunun için sayısızca kadın acımasızca vurulmuştur. Ve bunun için onlarca kadın yakılmış, sayısızcası uçurumlardan atılmıştır.
Kürdistan’da Özgürlük Hareketi’nin öncülüğünde gelişen mücadele birçok anlamsız kanuna olduğu gibi, bu acımasız kanunu da anlamsız kılmıştır. Ve bu kanuna, bu acımasız geleneğe, zamanı çoktan beri geçmiş bu yasaya karşı yüksek sesle karşı koyan Êzîdî kadınları olmuştur yine. Bu cesur yürekli kadınlardan birisi, geçen hafta yapılan Bacinê Köyü Kongresine katılan bir delegeydi.
Başlık parasının tartışıldığı gündem maddesinde, bazı erkelerin olayı değişik tarzda savunma çabasına girdikleri bir sırada oturduğu yerde ok gibi fırlayan bu cesur yürekli kadın, “artık bizi satıp alamazsınız. Şimdiye kadar kadınları ‘başlık parası’ adı altında satan ve satınalan erkeklere artık ‘dur’ diyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun karşı koyacak ve kendimizi satırtmayacağız” diyerek, asırlardır devam eden ve kutsal gibi bakılan ‘başlık parası’ denilen ezberi bozma cesaretini göstermiştir.
Bir kadın ve onun haykırışlarına “jin jiyane, jiyan satılamaz” sloganı ile erkeklerin ruhunda adeta depremler yaratan diğer on-on beş delege kadının duruşu, Kürt kadının gerçekleştirdiği devrimin en somut halini ifade ediyordu.
Asırlardır kadının boynuna, ruhuna ve yüreğine kör bir hançer gibi saplanan başlık parası, bu onurlu kadının isyanı ile kadın devrimine yeni bir devrim eklenmiştir. Kürdistan’da erkeğin, kadına dayattığı her kuralın aşılması, her uygulamanın bertaraf edilmesi, eski yaşam tarzının aşılarak daha özgür bir bilincin ve ruhun gelişmesi bir devrim niteliğindedir. Son otuz yıldır kadının boynuna geçirilmiş olan kölelik zincirinden koparılan her halka, kadın özgürlüğüne dönüşen bir adım olmuştur.
Beseê Anuş’la başlayan, Çiçeklerle devam eden, Berivanla, Beritan ve Zilanla devam eden, Sakine, Rojbin ve Leylalarla ete-kemiğe bürünen Kadın Özgürlük Mücadelesi gerçekten de önce bilinç, sonra ruh, ardından da büyük bir zihinsel devrime dönüşmüştür.
İşte bundan bir hafta önce Almanya’nın Bielefeld kentinde bir araya gelen Bacinê (Bacınan) köylülerinin yapmış olduğu kongrede bir avuç kadının başlık parasına ve öldürülmelerine karşı yapılan tarihi çıkış bu gerçekliğin bir sonucu olmuştur.
fuatkav@hotmail.com
Başlık parası ve Bacinê Köyü