
Şu an yaklaşık bin tutsağın bulunduğu Bakırköy Cezaevi’ndeyim. Bu cezaevinde üçüncü yılımı doldurdum. Daha öncesinde bir yıl kaldığım Gebze Cezaevi’nden tedavi olabilmek için buraya sevk istedim. Ne yazık ki mekanın adı farklı olsa da koşullar ve yaklaşımlar değişmedi, değişmiyor. Benzer koşullarda ağır sağlık sorunlarıyla yaşama tutunmaya çalışıyorum. Bir süre öncesine kadar kimi sağlık sorunlarım ve görselliğe dayalı engeller vardı. Bunları da kendime dert etmemeye çalışıyor, zor da olsa karanlığı parmak uçlarımla aşıyordum. Parmak uçlarımla evet, parmak uçlarımla dokunarak görüyordum. Dokunarak yürüyordum, yürümek dediğim, koğuşun içini gezmek veya havalandırmaya gidip duvar dibinde birkaç volta atmak. Evet bir süre öncesine kadar mahpusluk böyle bir şeydi benim için.
Ring yolculuğu işkenceye dönüştü
Şimdilerde ise engellerim bununla sınırlı değil. Artık yaşam daha da zorlaştı benim için. Bu engellere değinmeden önce kısaca kendimi tanıtmak istiyorum. Kimliğe göre 1975, anneme göre 1977 doğumluyum. Mardin Dargeçit Ilısu Köyü’nde geçti çocukluğum. Henüz on sekizimdeyken 1994’te bir patlamada her iki gözümü de kaybettim. 17 yıldır karanlığın oluşturduğu bütün tuzaklara inat yürek gözümle yaşama tutunuyordum. Daha ne kadar tutunabilirim işte onu bilemiyorum. Çünkü sağlık sorunlarım hayati. 18 şubat 20011’de göğsümdeki tümörle birlikte mememin ucundan bir bölümü ameliyat ile alındı. Patolojiden sonra radyo terapi tedavisine başlandı. 31 gün sürmesi gereken ışın tedavisi cihazların bozulması nedeniyle yaklaşık 2 ay sürdü. Her gün ring yolculuğu bir işkenceye dönüştü benim için. Zira ağır hasta olanlarla mahkemesi olanlar aynı ringe konularak götürülüyor. Hasta halimle saatlerce adliye ve hastane kapılarında bekletildim. Bazen 4, bazen 6, bazen 8 saat. Hiçbir zorunlu ihtiyacımı dahi karşılayamadan ringin içinde öylece bekledim. Tedavim sağlıksız koşullarda sürdüğü için sağlığım olumsuz yönde daha fazla gelişti. Ring araçlarının hijyenik olmaması hatta çoğunun klimasız olması bunda etken rol oynadı. Bazen ringin içinde fenalaştım, ya da fenalaşan insanlara tanıklık ettim.
Her şey yasak, her şey imkansız!
Bu sorunu sadece ben yaşamıyorum üstelik. Benim gibi sayısız kanser hastası cezaevlerinde aynı koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Cezaevlerinde yaşam hakları ihlal ediliyor. Cezaevi idarelerine göre her şey ‘yasak, imkansız’. ‘Sayı çoktur’ denilerek günlerce hastaneye gitmeyi bekliyoruz. Ringte yer olunca doktor yok, o varsa ringi götürecek komutan yok. Kimi vakit tüm bunların temin edildiği oluyor, o zaman da adliyeleri dolaşmaktan zaman kalmıyor. Benim kimi tetkikler öncesi ilaç kullanmam gerektiği oluyor. Bunun için hiçbir kolaylık sağlanmıyor. İlaç elime veriliyor ve ‘ringin içinde kullan’ deniliyor. Çoğu zaman içtiğim ilacı kusuyor, havasız ringin içinde fenalaşıyorum. Dahası kullandığım ilacın da hiçbir etkisi kalmıyor zaten. Yıllardır bu koşullarda hastanelere gidip geliyorum.
Son dönemde çekilen yumuşak doku filmiyle birlikte karın boşluğumda bir tümör olduğu tespit edildi. Şişli Etfal Hastanesi’nin genel cerrah doktoru ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ancak tümör ana damarlara yakın olduğu için ameliyatın hayati tehlikesi olduğunu söyledi. Ve ameliyat olup olmamama benim karar vermemi istedi. Böyle bir kararı hele de bu koşullarda vermek kolaymış gibi! 18 Şubat’ta geçirdiğim meme ameliyatından sonra yaşadığım zorlukları biliyorum. Bir daha böylesi koşullarda bu kadar ağır bir ameliyat geçirmek istemiyorum. Ama başka çarem de yok.
Vicdanlar yok olmasın
İşte bu yüzden siz dışardakilerin desteğini, dayanışmasını bekliyorum. Ben bu duyarlılığınızı sadece kendim için de istemiyorum. Benim gibi aynı hastalıkla mücadele edip her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan tüm hasta tutsaklar için istiyorum. Tedavi süreci boyunca aylarca aynı ringte hastaneye birlikte gidip geldiğim adli tutuklu Hayat Gül için de istiyorum ve durumunu yakından takip ettiğim ilik kanseri Abdulsamet Çelik, Mehmet Aras, İsmet Ayaz, Aynur Epli için de. Hepimizin sorunu ortak, hastalığımızın adı da aynı. Aynı koşullarda yaşıyoruz ve inanıyorum ki onların da sizlerden istediği budur.
Evet şu an mahpusluğun soğukluğunda yüreğimi umutlarımla ısıtıyorum. Göremediğim gökyüzü maviliğini duyumsayabiliyorum. Siz kadınların ak güvercinini görüyorum, yaşama kanat açan barış girişimcilerinin yüreğine, yüreğimi akıtıyorum.
Herkese ama herkese adalet ve özgürlük olsun diyorum. Sizlerin bu anlattıklarıma karşı kayıtsız kalmayacağına inanıyorum. Zaman benim için olduğu kadar benimle aynı koşullarda olan sayısız hasta arkadaşım için de önemlidir. Çünkü biliyorsunuz ki sayısız insanımızı yitirdik. Benzer sonlar kaderimiz olmasın. Önemli olan vicdanların yok olmamasıdır. Sizler için de zamanın önemli olduğuna inanıyor, dışardaki tedavimi sürdürebilmek için gereken ilgi ve alakayı göstereceğinize inanıyorum. Şimdiden hepinize teşekür ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum. Benimle aynı koşullarda olan bütün hasta tutsaklara özgürlük ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.
*Bakırköy Cezaevi