Kadın haklarında Türkiye’nin geriye gittiğini kaydeden İHD çalışanı sosyolog Ezgi Sıla Demir, kadın sorunlarına ilişkin etkili çözüm politikaları geliştirilmediğini kaydetti.
Demir, “Yaşam alanlarımızı koruyacak alanlarımız olmadığı için ekonomiyi, cinsel şiddeti, mobbingi konuşmaya sıra gelmiyor. En hızlı çözüm getirmemiz gereken şey yaşam hakkını sağlamak” diye konuştu.
Türkiye’de 5 Aralık 1934 yılı kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiği ve bunun dünyada kutlanmasını sağlayan özel bir gün olarak kabul ediliyor. Başta Türkiye olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde kadınların en temel haklarının büyük ölçüde kâğıt üstünde kaldığı bilinse de, 2019 yılına baktığımızda bir yandan kadınların seçme ve seçilme hakkı gasp edilirken diğer yandan da kadınların yaşam hakkı ihlali had safhaya ulaştı. Türkiye, kadın hakları ihlalinde gelişmeyen ülkelerle yarışıp gerilerken, bu yıl yaşanan kadın katliamı sayısının 429 olması ülkenin fotoğrafını gözler önüne seriyor.
Seçim hakkı gasp edildi
İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) sosyolog olarak çalışma yürüten Ezgi Sıla Demir, yaşanan hak ihlallerine ve kadın katliamlarına ilişkin konuştu. Demir, “5 Aralık, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı bir gündür. Üzerinden 85 yıl geçti fakat 2019 yılına baktığımızda seçme seçilme hakkının elinden aldığı, illegalize edildiği ve bizlerin bizzat tanık olduğu genel-yerel seçimler yaşandı. Seçimler sonrasında kayyumlar atandı. Seçilen kadın belediye eşbaşkanları çeşitli sebeplerle görevden alındı. 85 yıl önce tanınan bir hak gasp edildi. Türkiye şu an bir ileri üç geri pozisyonundadır” dedi.
Öncelikli olan yaşam hakkı
Kadın hakları ihlalleri noktasında ülkenin gittikçe gerilediğini kaydeden Demir, 25 Kasım’da kadına yönelik şiddet boyutunun ortaya çıktığını söyledi. Demir, “Şimdiye kadar toplamda 429 kadın cinayeti işlendi. Türkiye’nin fotoğrafı budur. Kadınlar öncelikli olarak yaşam hakkı talebinde bulunuyor, yaşamak için mücadele veriyor. Yaşam alanlarımızı koruyacak, güvenli hale getirecek alanlarımız olmadığı için ne ekonomiyi, ne cinsel şiddeti, ne mobbingi konuşabiliyoruz. Bu ve buna benzer konuları konuşmaya sıra gelmiyor. Sürekli fiziksel şiddeti konuşmak zorunda kalıyoruz ama kayda değer bir ilerleme göremiyoruz. En çok dile getirdiğimiz ve en hızlı çözüm getirmemiz gereken şey yaşam hakkını sağlamak. Mesela Ayşe Tuğba Arslan 23 kez suç duyurusunda bulunmuş, bütün adli birimlere başvuruyor fakat can güvenliği sağlanmıyor. Akıl alır gibi değil” diye konuştu.
Oranlardaki artış vahim
İHD’nin 25 Kasım’da açıkladığı Kuzey Kürdistan’da yaşanan kadına yönelik şiddeti içeren raporuna da değinen Demir, “Bölgede, intihar sonucu gerçekleşen 16 kadın ölümünün haricinde aile içi ve toplumsal alanda gerçekleşen erkek şiddeti sonucu 54 kadın katledildi. 13 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü olarak bulundu. Bölgemizde intihar oranı yüzde 77, kadın katliamı ise yüzde 74 oranında artmış. Bu çok vahim bir tablo ve altında çok fazla neden yatıyor. Bunun önüne geçilebilir, çünkü yasada karşılığı var. Silah tedbiri uygulanabilir” dedi.
Samimi girişimler olmalı
Kadın örgütlerinin çözüm konusunda çok çaba sarfettiğini ifade eden Sosyolog Demir, hükümetin ciddi politikalar üretmesi ve tüm bu sorunların çözümü için samimi girişimlerde bulunması gerektiğinin altını çizdi.
JINNEWS/AMED