
TUÐÇE YILMAZ
”Asker Sánchez Mazas’a bakıyor; Sánchez Mazas da bakıyor, ama gözleri bozuk olduğundan, gördüğü şeyleri idrak edemiyor: Askerin ıslanarak yapışmış saçlarının, geniş alnının, yağmur damlacıklarıyla bezenmiş kaşlarının altındaki bakışlarında ne merhamet ne nefret ne de küçümseyiş ifadesi var. Sadece gizli, derin bir kayıtsızlık, acımasızlığın çok yakınında duran bir şey, sağduyuyu reddeden ama içgüdüsel de olmayan, kanın kendi mecrasında akıp gitmesini, yerkürenin o yerinden oynatılamaz yörüngesine çakılmasını, bütün varlıkların içine nüfuz edilemeyecek ölçüde kaskatı kesilmiş hallerinde mıhlanıp kalmalarını sağlayan o aynı kör ayak direyişle var olabilen bir şey var.”
‘Salamina Askerleri’ Javier Cercas’ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Gökhan Aksay sayesinde Türkçe okuma fırsatına sahibiz. Çevirmen, zamanında bu kitap için şöyle bir emek de vermiş: Seneler önce çevirmiş ve kendi kendine yayımlamış. Tabii az sayıda ve haliyle, çok az kimse bu durumdan haberdar. Zamanla Cercas’ın kitabı ve Gökhan Aksay’ın yolu bir şekilde Jaguar Yayınları’yla kesişmiş. Jaguar Yayınları da son dönemlerde dikkat çeken ve iyiden iyiye kaliteli, keyifli kitaplar yayımlayan bir yayınevi. Farklı coğrafyalardan Türkçeye çevrilen kitaplarla butik yayıncılığa yeni bir soluk getirdi. İyi ki getirdi.
Gerçek ve kurgu arasında
Javier Cercas, Salamina Askerleri’nde farklı bir kurgu benimsiyor. Romanın kahramanları gerçek yaşamdaki karakterler; ama romanın da karakterleri. Gazeteci/yazar Jaime Gil yıllar önce ilk kitabını yazmak için gazetecilik mesleğini bırakıyor. Ancak yaşam böyle bir şey değil ve insanların ideallerinin peşinden gitmesi de bu denli kolay değil. Jaime Gil, mecburen gazetecilik mesleğine dönmek zorunda kalıyor. Çünkü biriken faturaları ve ödemeyemediği borçları var. 1994’te, falanjistlerin önderlerinden, yazar Sánchez Mazas’ın İspanyol İç Savaşı sırasında kurşuna dizilmekten nasıl kurtulduğuyla ilgili bir habere rastlıyor ve bu haberin peşine düşüyor. Haberin peşine düşmesiyle bu ölümdeki gariplikleri ve akla yatmayan şeyler gördükçe, daha da üzerine gidiyor olayın. Ama bu, roman yazmaktan ziyade tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor Gil’i. İnsanların nasıl yaptığına anlam veremediği olayların hepsini bir bir görüyor, okuyor aslında. Bir askerin gözünden, Mazas’ın kurşuna dizilme hikâyesini dinliyoruz. Jurnalcilik, insanların birbirlerini aşağılaması ve ötekileştirmesinin hepsine tanıklık ediyor Gil, Mazas sayesinde yapmaya başladığı İspanyol İç Savaşı araştırmasında. Ve anlıyor, aynı ülkede yaşayan, aynı toprağı ekip-biçmek, aynı suyu içmek zorunda kalan insanların yeri geldiğinde de birbirlerini nasıl öldürebileceklerini.
Acımasızlığın çok yakınında duran bir şey
İç savaş tehdidinin hiçbir zaman çok da uzağında olmayanların ve hatta bizzat içinde olanların, güncel olmayan güncel bir kaynağı olabilir bu kitap. Klasik roman tarzından sıyrılmış ve karakterlerinin bazıları da tarihteki gerçek kişiler olsa da iyi kotarılmış. Gil gibi büyük umutlarla yine aynı yere dönmek zorunda kalanların, gördüğü cinayetleri kimseye anlatmamakla yükümlü olanların, yazarların, militanların; belki de hepimizin çağdaş gözdelerinden bu roman.