Gazeteler başta olmak üzere medyanın, toplumsal hafıza için mekan oluşturmak ve tarihe görgü tanıklığı yapmak gibi önemli bir yeteneği var. Gündelik hayatın olağan ritmini yitirdiği, krizler ve kesintilerle gelen sürekli bir altüst olma halinin normalleştiği dönemlerde, bu yeteneğin korunmasının önemi de artıyor.
Evet. Emek Çaylı ve Gülsüm Depeli’nin yazdığı “İfade Özgürlüğünün On Yılı” adlı kitaptan söz etmek istiyorum. Bu kitap; medyanın tarihe tanıklık etme ve hakikati erişilebilir kılma işlevlerini son on yılda nasıl büyük bir saldırı altında sürdürdüğünü, yalın bir dille ve etraflıca ortaya koyuyor.
Yayın durdurmalar, yasaklar, engellemeler, gözaltı ve tutuklamalar, açılan davalar ve hak aramalar ayrı birer bölüm olarak etraflıca değerlendiriliyor. Bu bölümlerde Azadiya Welat gazetesinin zorlu özgürlük mücadelesini de okuyoruz, Agos gazetesi ve yazarlarının davalarını da. Bütün bu süreçlerde medyayı nefessiz bırakan kanun maddelerini de öğreniyoruz, medya çalışanlarına yöneltilen temel suçlamaları da... (İfade Özgürlüğünün On Yılı-2001-2011- Emek Çaylı, Gülsüm Depeli IPS İletişim Vakfı Yayınları. 2013)
***
Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük sorunlarına artık dünya da sessiz kalmıyor. Bunların başında “Uluslararası Af Örgütü” yer alıyor. Evrensel İnsan Hakları Bildirgesini ve uluslararası standartlarca belirlenmiş her türlü insan hakkını savunma ve teşvik etmeyi amaç edinmiş uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan Uluslarası Af Örgütü kaleme aldığı raporda “Türkiye’de ifade özgürlüğü saldırı altında” diyor. Çünkü her yıl siyasi aktivistler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve diğerleri aleyhinde hukuku istismar eden yüzlerce kovuşturma açılıyor.
“İfade özgürlüğünün yanı sıra Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerin koruması altındaki barışçıl protesto, örgütlenme özgürlüğü gibi diğer insan haklarının da tehdit edildiği” ifadesiyle, en ufak bir eleştiriye ve protestoya tahammülü olmayan hükümete ve polise de gönderme yapıldı. Raporda ve yapılan değerlendirmelerde; Türkiye’de ifade özgürlüğü konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşandığını halen cezaevlerinde onlarca gazeteci, yazar ve aydın olduğuna vurgu yapılarak: Türkiye’nin 2012 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ifade özgürlüğünün ihlaline ilişkin en çok davanın olduğu ülke olduğu belirtiliyor.
***
Ayrıca İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 4. yargı paketinin barış sürecinin desteklenmesine katkıda bulunulacak şekilde geliştirilmesini talep etti.
Paketin önümüzdeki günlerde Meclis’te oylanması beklenirken HRW, pakette, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir dizi kanun maddesinin iyileştirilmesi ya da tamamen kaldırılmasının ele alınmadığını ifade ediyor.
Tam da bu aşamada iki insan hakları örgütümüz geçen yılın hak ihlalleriyle ilgili İnsan bir rapor yayınlandı. İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) ortaklaşa hazırladığı 2012 hak ihlalleri raporunda, geçmişte yaşanan hak ihlallerinin soruşturulması için hakikat komisyonları kurulmasının önemine dikkat çekildi. 613 sayfalık raporda, barış süreciyle ilgili değerlendirmelerin ve hak ihlalleriyle çözüm önerilerinin yanı sıra İfade özgürlüğü yasaklarının çok sayıda siyasetçi, sendikacı, insan hakları savunucusu, gazeteci, avukat, aydın,yazar, öğrenci ve belediye başkanının “yasadışılıkla” suçlanmasına da sebep olduğu vurgulanıyor.
***
Sözün özü; Kamuoyunda “4. Yargı Paketi” olarak bilinen İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın bu hali, yaşanan sürece katkı sağlayacak bir düzeyde iyileştirmeler içermediği ve ifade özgürlüğü konusundaki sıkıntıları ortadan kaldırmadığı gerçeğidir.
Bir kitap birkaç rapor ve ifade özgürlüğü
Türkiye’de sürece ilişkin olumlu bir hava olduğu ifade ediliyor, ancak hükümet kanadında 4.Yargı paketi adı altında yapılan değişiklikler ne yazık ki bu durumu yansıtmıyor. Türkiye’de ifade özgürlüğü konusundaki sıkıntılar ciddi bir sorun olarak orta yerde duruyor.