- YENİ Parti'nin, müzakere sürecine tüm gücüyle ağırlığını koyması ve ikinci aşamasında demokratikleşme adımlarının atılmasını sağlamak için harekete geçmesi, tek çıkış yoludur.
VEYSİ SARISÖZEN
Köşe yazarları, önce Belediye Başkanını tutuklama, ardından Belediye Meclis üyelerini hapse atma, sonra tutuklanmayanı satın alma yoluyla Erdoğan’ın yapıp ettiklerine akıl-sır erdiremiyor. “Seçmen bu ahlaksızlığı affetmez, seçimde hesap sorar, Reis tozuttu mu?” diye soruyor.
Görünüş, “tozuttuğu” yönünde. İyi de etrafındaki her biri feleğin çemberinden bin defa geçmiş bakanları ve danışmanları da Reis ile birlikte “tozutmuş” olabilir mi? Psikiyatri bilimi 'olamaz' diyor. YENİ Parti'ye karşı darbe, sadece Erdoğan’ın rakibini saf dışı etmesine bağlanamaz, çünkü bu yöntemlerle ilk seçimde kazanamaz. O halde ne oluyor?
Olan şu: CHP tarihinde Ecevit dönemiyle birlikte “cuntacı kanat" ile "parlamentarist kanat" arasında şiddetli bir ayrışma oldu. İnönü, Başkanlık'tan ayrıldı; Ecevit, darbe yanlılarını, Feyzioğlularını ve Satırları tasfiye etti. Bu andan itibaren vesayetçi ve darbeci asker-sivil bürokrasi, CHP’yi adım adım devletten dışladı. 12 Mart darbesi, “sol” denilen Gürler takımını tasfiye ederek, 12 Eylül darbesi de “Türk-İslam sentezi” stratejisini benimseyerek, CHP’nin ordu ve yargı içindeki gücünü büyük ölçüde zayıflattı. 15 Temmuz darbesi ise devlet ile AKP’nin bütünleştirerek, bir bakıma devleti CHP’nin elinden bütünüyle aldı. Baykal ve Kılıçdaroğlu yönetiminde CHP, AKP’nin devlet ve devletin de AKP haline gelmesi karşısında iktidarı tehdit etmeyen, “danışıklı dövüş muhalefeti” yapan parti durumuna geldi.
Devlet ve AKP, özellikle "Arap Baharı" ile birlikte giriştiği bölgesel hegemonya savaşını, 2015'te Kobanê’de kaybettikten ve PKK’ye karşı savaşı yeniden başlattıktan sonra hızla ekonomik krize yuvarlandı ve toplumsal baskı altında kalan CHP’de ise “değişim süreci” başladı. İmamoğlu-Özel grubu, parti yönetimine geldi ve CHP yerel seçimleri kazandı, bu da politik krize yol açtı. Politik kriz, bölgede dengenin ABD-İsrail lehine değişmesiyle eşzamanlı derinleşince devlet ve AKP, rejimde istikrarsızlığı önlemek amacıyla CHP’ye karşı darbe yapmaya kalktı. CHP’yi PKK ile iş birliği yaptığı iddiasıyla kapatmak üzere harekete geçti. Önce “kent uzlaşısı” gereği Kürt oylarıyla seçilen belediye başkanları tutuklandı, CHP de “PKK ile iş birliği yaparak hükümeti devirmek amacıyla suç örgütü haline geldiği” iddiasıyla kapatılmak üzere Yargıtay'a başvuruldu.
Darbe henüz İmralı’da gizli müzakere sürerken ve sonuca bağlanmamışken planmış olmakla birlikte Başkan Öcalan beklenmedik bir zamanda 27 Şubat açıklamasıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni başlatınca devlet, CHP’yi PKK ile iş birliği yaptığı gerekçesiyle kapatma teşebbüsünden vazgeçti. Çünkü artık darbe gerçekleşmeden Başkan Öcalan’ın önderliğinde PKK ile masaya oturmak zorunda kalmıştı.
Bu durumda kapatma yerine "Butlan" yöntemiyle CHP’yi Özgür Özel-İmamoğlu yönetiminden aldı. Böyece kurulan YENİ Parti, hem devlet bürokrasisindeki gücünü hem de CHP’yi kaybeden bir parti konumuna düştü. Asıl öldürücü darbe süreci de başladı. Bu süreç, YENİ Parti’nin dayandığı sınıfsal varlıklı zümreyi, devlet terörüyle YENİ Parti’den alma süreciydi. Bu zümreyle iş yapan belediye başkanlarının yanı sıra onlara destek veren iş insanları, yüksek gelirli meslek sahipleri, hatta sanatçılar tutuklanmaya başlandı. Bu operasyonların sonunda varlıklı bu zümre, hızla YENİ Parti’den AKP’ye yöneldi. Siyasi transferlerin sınıfsal açıklaması budur.
YENİ Parti’nin elinde yalnızca mitinglere katılan geniş emekçi seçmen kitlesinden başka güç kalmadı, ancak bu da devrimci mücadelenin gücü değil, parlamenter-legal mücadelenin gücüdür. YENİ Parti yönetimi, yasal mitinglerin dışında bu gücü sokak mücadelesiyle iktidarı seçime mecbur edecek bir taktiği uygulama yeteneğinde değildir. Devlet, bu barışçı güç sokak eylemleriyle harekete geçmeye kalktığı gün, bu kitleyi de YENİ Parti’nin elinden şiddet kullanıp dağıtarak alacaktır. Böylece tasfiye tamamlanmış olacaktır. Sonuç olarak seçim yoluyla tasfiye olmaktan kurtulma şansı artık kalmadı.
CHP, tek bir Yargıtay kararıyla kapatılmaktan nasıl Başkan Öcalan’ın devleti masaya oturmak zorunda bırakmasıyla kurtulduysa YENİ Parti'nin şimdi de yine Öcalan’ın inisiyatifle süren müzakere sürecine tüm gücüyle ağırlığını koyması ve bu müzakerenin ikinci aşamasında demokratikleşme adımlarının atılmasını sağlamak için harekete geçmesi, tek çıkış yoludur.
Devlet ve AKP, müzakere sürecini Başkan Öcalan’ı ve Hareket ile DEM Parti’yi yalnızlaştırarak “silahsızlanmayla” sınırlamaya; müzakerenin ikinci aşamasını ise oyalayarak Kürt halkını pasifize etmeye çalışmaktadır. Bu yolla Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni baltalamayı başardığı durumda Hareket ve örgütlü Kürt halkı, bu sabotaja karşı direnecek olsa da YENİ Parti ve onu destekleyen emekçi Türk halkı, diktatörlük ve NATO’cu savaş sürüvenleri karşısında çaresiz kalacaktır.
Kendi kurduğu devleti, devleti kuran CHP’yi, dayandığı sınıfsal zümreyi kaybeden ve ilk devlet şiddeti karşısında seçmen kitlesini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan YENİ Parti, zaman kaybetmeden DEM Parti ile güçlü bir ittifak kurmalıdır. Geç kalmak bırakalım partiyi, Türkiye’ye kaybettirecektir.