Zindana sığmayan sesler...
“Tarih tekerrürden ibarettir. Birincisi komedi, ikincisi trajedi, diyor ya onlar gerçekten çok doğru. Bir trajedi yaşanıyor, fakat yaşayan biz değiliz,” diyor tutsak Tayyar Eroğlu.
Eroğlu, Mayıs 2006’da İstanbul'da TKP/ML-TİKKO’ya yönelik düzenlenen operasyonlarda 6 kişi gözaltına alınmış ve gözaltına alınanlar arasında Çankırı Valisi Ayhan Çevik'e düzenlenen bombalı saldırının talimatını veren kişinin de olduğu iddia edilmişti. 14 yıldır hakkında arama kararı çıkarılan Halil Şahin ve diğer dört kişiyle gözaltına alınan Tayyar Eroğlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.
Tayyar Eroğlu hızlı yargı paketinden nasibini alan tutsaklardan biri. Hakkında düzenlenen iddianame, herhangi bir eylemde yakalanmamasına rağmen öyleymiş gibi düzenlenmiş. 2012 yılına gelindiğinde ise cezası onanan Eroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasına önlemeye teşebbüs” suçunu düzenleyen TCK 309/1. maddesi uyarınca, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi.
Eroğlu’na mahkeme heyeti tarafından pişman olup olmadığı sorulduğunda, “pişman değilim” dediği için de hakkında ceza indirimi uygulanmadı. Eroğlu şunlarla suçlanıyor: Örgüt üyesi olmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde patlayıcı madde ve ruhsatsız silah bulundurmak, yağma.
13 yıldır Sincan F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Eroğlu’na yağmur gibi iletişim cezası yağıyor bu hapishanede. Düzenli olarak her iki-üç ayda bir bir-iki aylık iletişim cezaları alıyor neredeyse. Aldığı en ilginç gerekçeli cezalardan biri ise 1 Mayıs’ı kutlaması. Şöyle ki, Eroğlu’na 1 Mayıs’ı kutladığı için de soruşturma açılmış. “Suç örgütlerinin eğitimini ve propagandasını yapmak”tan 15 gün hücre cezası almış. Hapishane yönetiminin kararına göre Eroğlu’nun derdi 1 Mayıs filan değilmiş! Aynı anda marş söylemek, şiir okumak ve “Yaşasın 1 Mayıs” demekle örgüt ruhunu yaşatıyormuş Eroğlu. Ha bir de kurum içinde korku ve panik yaratıyormuş.
Eroğlu’nun yaşadığı bir diğer ilginç olay da şöyle: Eroğlu bir gün kendisi de müzik aleti çalmak istediğine karar verip dışarıdan keman istemiş. Keman gelmiş, hapishane yönetimi kendisine iletmiş; ancak müzik aletinin kılıfını vermemişler. Kılıfı neden vermediklerini sorunca kapalı kılıfın boş bölmeleri olduğu, Eroğlu’nun da “terör örgütü” üyesi olduğu, dolayısıyla kılıfın boş bölmelerine örgütsel döküman koyabileceği düşünülmüş. Bu fikir hapishane yönetimine dehşet verici geldiği için kılıf verilmemiş; tabii karardan sonra kendileri hariç herkes dehşete düşmüş...
Eroğlu ve arkadaşları Sincan Hapishanesi’nin bu yasak ve tutumlarını artık ciddiye almaz hale gelmiş, ağzını açma ceza alırsın, diyorlarmış birbirlerine. Dışarıdan kendisine ulaştırılmayanlarla ilgili şöyle diyor Görülmüştür ekibine yazdığı bir mektupta: “Artık ayan beyan kendilerini orta yere seriyorlar. Meselenin güvenlik olmadığını, eğer güvenlikse de bunun umudun, sevginin paylaşımından duyulan bir kaygı olsa gerek. Aklıma George Orwell’in ‘1984’ adlı kitabı geldi. Her şey yasak, sevgi de dahil. Peki mümkünatı var mı? Eğer olsaydı, bugün bilim diye, insanlığın gelişimi diye, medeniyet diye bir şey olmazdı. Varsa bunların hepsi geçmiş zamanın, bugünkü versiyonlarına karşı inadın, mücadelenin ve direnişin bir sonucudur. Sokrates’in içtiği zıkkımın anlamı burada saklı.”
Mektup Adresi:
Tayyar Eroğlu
Sincan 1 No’lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu C6/84 Sincan / Ankara