
Komünal ekonomide her türlü karar demokratik olarak alınmalıdır. Böyle olursa toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir ekonomi ortaya çıkarılabilir. Demokratik tartışma ve karar alma yeteneği kaybolduğu an toplumun ihtiyacına göre oluşmuş ekonomi de kaybolur.
Komünal ekonomide ne işveren ne de işçi vardır. Herkes kendi işinin çalışanıdır. Komünal ekonominin temel özelliği budur. Komünal ekonomide işçilik yoktur patronluk da.
İnsanın ekonomiden kopartılması tüm yabancılaşmaların temelidir. Bu açıdan tüm toplum ve bireyleri ekonomik faaliyetlerin öznesi olmalıdır. Tartışma ve kararlarda herkes yerini almalıdır. Ekonomik çalışmalar en önemli demokratik eylem alanı olarak görülüp içinde aktif yer alınmalıdır. Bu temel ilke dikkate alındığında Komünal ekonomi dışındaki tüm ekonomik faaliyet alanları demokrasi dışıdır. Toplumsal yaşama hakim olan anti demokratizm özünde ekonominin toplumdan ve demokrasiden koparılması ve otoriter bir alan haline getirilmesiyle doğar.
İşçilerin, emekçilerin, sosyalistlerin esas mücadelesi işçi örgütlemelerini geliştirip ücret mücadelesi vermek olmamalıdır. Sosyalist mücadele esas olarak toplumu örgütleyip Komünal ekonomiyi kurmayı hedefler. Devrim anlayışı da esas olarak toplumun demokratik temelde örgütlenip güç yapılması esasına dayanmalıdır. Böyle bir örgütlülük temelinde Komünal ekonomi yaratmak ve bunun etrafında özgürlükçü demokratik bir sosyalizm kurmak olmalıdır. Yoksa ‘devleti yıkacağız, üretim araçlarına el koyacağız’ anlayışıyla sosyalizm gerçekleştirilemez.
Topluluk mülkiyeti esas olacaktır
Topluma ve toplumun gücüne inanmak gerekir. Eğer sosyalizmden söz ediyorsak patronların fabrikasında çalışmak ve ücret mücadelesinin içine girmek aslında sistem içi bir mücadeleye girmektir. Bu nedenle toplumu örgütlemek ve Komünal ekonomiyi yaratmak esastır. Eğer bütün değerler toplumun ürünüyse, toplum dışı hiçbir kaynak ve değer yoksa o zaman toplum örgütlü demokratik gücüyle Komünal ekonomisini kurabilir. Demokratik temelde bir toplumsal örgütlenme örülürse, yerelden genele demokratik konfederal örgütlenme topluma bir ağ gibi yayılırsa toplumun kendi ekonomik sistemini kurması, alternatif ekonomik modelini ortaya çıkarması mümkün hale gelir. Örgütlü toplumun buna gücü vardır. Önemli olan doğru bir felsefi ve ideolojik yaklaşımla toplumu böyle bir ekonomik sistemin içine çekmektir.
Komünal ekonomik sistem, kapitalizmin tekelleşmesine ve bireyciliğine karşı mücadele içinde kurulacaktır. Devletin yıkılmasını beklemeden, sosyalist yaşamı ve bunun ekonomik sistemini geleceğe ertelemeden kuracaksak bu yaklaşım esas alınmak durumundadır.
Komünal ekonomik sisteminin esası toplumsal mülkiyete dayanmaktadır. Bu bir kamulaştırma değildir. Topluluk mülkiyetini bizzat toplumun örgütlü gücü yaratacaktır. Topluluk mülkiyeti esas olacaktır; ancak devlet yıkma ve üretim araçlarına el koyma gibi bir strateji izlenmeyecektir. Dolayısıyla Komünal ekonomi içinde diğer mülkiyet biçimleri de varlığını sürdürebilir. Diğer mülkiyet biçimleri, zaman içinde ve Komünal ekonominin gelişmesiyle sınırlanır ve giderek aşılır.
Üretimi esas alan bir ekonomi
Demokratik modernite olarak isimlendirdiğimiz demokratik toplumun ekonomik doktrininde bireysel mülkiyete de yer vardır. Tekelleşmeyen, tekel kurmaya ve vurgunculuğe yönelmeyen küçük ve orta boy işletmeler demokratik toplum ekonomisi içinde yer bulabilir. Dikkat edilecek temel hususlar; çevreye duyarlı, üretken ve işsizliğe yanıt olmasıdır. Bireyin özgürlüğüne, iyiliğine ve güzelliğine hizmet etmeyi esas almasıdır. Bunların da ancak toplumsal değerlere hizmet ettiğinde, Komünal ekonomiyi tamamlayan ve güçlendiren karakterde olduğunda kabul göreceği açıktır.
Komünal ekonomi toplum ihtiyacına göre üretim yapmayı esas alan bir ekonomidir. Kullanım değeri olan üretimler yanında değişim değerleriyle pazarda topluma sunulacak üretimler de yapılacaktır. Pazar, vurgunculuk ve azami karı hedefleyen bir alan olmayacaktır. Pazar, kar alanı olmaktan çok, üretilen metaların gerçek değişim değeriyle buluştukları alanlar olacak, pozitif rol oynayacaktır.
Komünal ekonomide toplumsal ihtiyaç fazlası üretim stokları ortaya çıkarmaz. Birileri açken bir yerlerde peynir ve tereyağı dağları oluşmaz. Az ve çok gelişmiş alanlar, köy-kent zıtlığı ya da dengesizliği ortaya çıkarmaz. Ekonomik bunalımlar ve işsizlik Komünal ekonomide olmaz. Bilim tekniğin ve insan aklının geliştiği günümüzde bunlar varsa orada sorunlar ve terslikler var demektir. Bu terslik kapitalizmdir ve onu yapısıdır.
Komünal ekonomi örgütlü toplumla bugün kurulabilir. Buna inanmak ve çabasına girişmek günümüzün en devrimci çalışmasıdır. Bu konuda hareket noktasını oluşturmak açısından en bilinen modeller komünler ve kooperatiflerdir. Komünal ekonominin inşasında komün ve kooperatiflerle yola çıkmak ciddi bir zemini ve çıkışı yaratacaktır.
Komünsüz tek kişi kalmamalıdır
Komün genelde en küçük ekonomik birim olarak anlaşılsa da komünü bir yaşam biçimi olarak anlamak gerekmektedir. Aslında komün; ekonomik, sosyal, kültürel ve demokratik siyasetle birlikte öz savunma gücü de bulunan bir yaşam birimidir. Ahlaki-politik toplumun en temel örgütlü yaşam biçimidir. Komünleri sadece ekonomik örgütlenmeler ya da köylerde kurulan komünler olarak anlaşılmamalıdır. Demokratik yaşamın tümünü komün yaşamı olarak görmek gerekir. Her yaşam ve çalışma ünitesi bir komündür, kendini bir komün olarak ele almalı ve öyle örgütlemelidir. Köy komünleri olacağı gibi mahalle komünleri de olur. İster köy ister kentte olsun herkes bir komün yaşamı içinde olmalıdır. Komünü olmayan tek bir kişi kalmamalıdır.
Bir köy komününü tanımlarsak komün yaşamı daha iyi anlaşılabilir. Köy komünü sadece ekonomik yaşamın değil; tüm sosyal ve kültürel yaşamın gerçekleştiği bir ünitedir. Demokratik siyaset de bu komün içinde pratikleşir. Komün içinde her karar demokratik görüş ve tartışmayla ortaklaşarak alındığında; alınan kararlar çerçevesinde planlama ve görevlendirmeler yapıldığında ve bir koordinasyon tarafından bu plan ve kararların pratikleşmesi sağlandığında demokratik siyaset hayat bulmuş demektir.
Böyle işleyen bir komün köy meclisi ve yürütmesi görevini de üstlenmiş olur. Kuşkusuz ekonomik ihtiyaçlar, kararlar ve planlamalar da bu komünlerde belirlenir. Komünler bu yönüyle sadece köylerde Komünal ekonomiyi gerçekleştirmez, tüm toplumsal yaşamın demokratik platformu ve pratikleştiği yerlerdir.
Mahalle komünleri de bir köy komünü gibi örgütlendirilip yaşamsallaştırılabilir. Kuşkusuz bu mahalle İstanbul’un mahalleleri gibi bir kent büyüklüğünde yerleşim yerleri olmamalıdır. Mahalle komünleri, köy komünleri gibi doğrudan demokrasinin en iyi biçimde pratikleştiği üniteler olmaktadır.
Komünal ekonomi ve kooperatifler
Komünal ekonominin diğer en bilinen örgütsel modeli kooperatiflerdir. Kooperatifler, reel sosyalizm pratiğinde ve bugüne kadarki uygulamalarda doğru ele alınmadığı için bir itibar kaybına uğramıştır. Ancak demokratik bir karaktere kavuşturulursa ciddi ağırlığı olan ekonomik platformlar haline getirilebilir. Kuşkusuz birçok kooperatif biçimi olabilir. Tarım, ticaret, üretim, tüketim, ulaşım vb. kooperatifler kurulabilir. Kooperatifler, birilerinin işçi birilerinin işveren olduğu kurumlar değildir. Demokratik siyasetle ve işleyişle çalışmaları gerekir.
Hangi ürünün ne kadar ve ne kalitede üretileceği; bunlarla hangi ihtiyaçların karşılanacağı kooperatif bünyesinde yer alan tüm insanların katıldığı tartışmalarla belirlenmelidir. Eğer sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak için değil, değişim için de üretim yapılacaksa bu da tartışmalarla olmalıdır.
Komünal ekonomiyi yerel, bölgesel ve ülke çapında ele almak gerekir. Üç temel alanın ihtiyaçları gözetilmelidir. Yerel ihtiyaçları karşılayan kooperatifler olabileceği gibi, bölgesel ve genel ülke ihtiyaçlarına dönük kooperatifler de kurulabilir. Bölgesel ve ülke genelindeki meclislerde bu yönlü Komünal ekonomi birimlerinin kurulması kararlaştırılabilir. Bu açıdan yerel ve bölgesel ülke meclislerinin denetiminde ekonomik çalışmalar bir koordinasyona kavuşturulabilir. Bunlar gelişip, ilişkilendiğinde bölge ve ülke ölçeğinde Komünal ekonominin kurumlaşması ortaya çıkmış olacaktır.
Doğrudan demokrasinin alanı
Tüm bu çalışmalarda yereli ilgilendiren boyutlar yerel meclislerin kararlarıyla pratikleştirilmelidir. Bu tür ekonomik birimler ancak demokratik irade temelinde pratikleşebilir. Ekonomi, demokratik siyasetin pratikleştiği en temel alan olmak zorundadır. “Ekonominin insanlığın ilk demokratik eylemi olduğu” gerçeğine böyle yaklaştığımızda anlamlı yaklaşmış oluruz.
Komünal ekonomi doğrudan demokrasinin en işlevsel alanıdır. Böylece toplumun demokratik siyasi kültürü de gelişerek yalnız ekonomi alanında değil, tüm alanlarda demokratik siyaset etkili biçimde devreye girmiş olur. Böylece toplumun kendi emeğine, kendi yaşamına yabancılaşması ortadan kalkacak, demokratik siyasetin derinleşmesine paralel politik toplum can bulacaktır.
Komünal ekonomi komünler, kooperatifler, anti-tekel, yerel ekonomik birimler ve eko-köyler biçiminde pratikleşebilir. Eko-köyler Komünal ekonomide geliştirilebilecek diğer bir model olabilir. Tüm bu ekonomik faaliyetlerde eko-endüstri ilkesine uygun bilimsel teknik gelişmeleri kullanmak, buna ilkesel yaklaşmak ve bunu üretime yansıtmak mutlaka gözetilmelidir.
Şehirler ekonomik gelişmenin sonucu ortaya çıkmışlardır. Dolayısıyla günümüzde şehirler de gereklidir, anlamlıdır. Ancak kırı, hatta kentleri yutan bir kentleşme çok boyutlu çelişkiler ve hastalıklar üretmektedir. Bu nedenle bilimsel teknik devrim dizginsiz, kontrolsüz biçimde kentlerdeki ekonomik yaşama yansıtılamaz. Bu tür kentleşmeler devletçi ve sömürücü zihniyetin ürünüdür.
Komünal ekonomi sadece temel ihtiyaçların karşılandığı ekonomi değildir. Çünkü ihtiyaçlar giderek artmaktadır. Bu da Komünal ekonominin karşılaması gereken yeni talepler olacağını göstermektedir. Bu ihtiyaçlar da yine yerel, bölgesel ve ülke genelinde tartışılarak belirlenmelidir. Bu yönlü üretimler sağlayan ekonomik birimler kurulabilir. Demokrasi ekonominin temel ilkesi olduğunda toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarının nasıl ve ne biçimde karşılanacağı bir denge içinde gerçekleşecektir. Verimlilik, ihtiyaçlar ve kalite dengeli biçimde gözetilecektir.
Tüketim toplumuna karşı bir model
Komünal ekonomi kapitalist sistem ile yan yana bir ekonomik modeldir. Bunun için kapitalist sistem eleştirisi üzerinden şekillenip alternatif bir sistem haline gelirken toplumun ve bireyin ihtiyaçlarını karşılamada tüketim toplumu anlayışına düşmemelidir.
Eğitim ve sağlık kurumlarında tekniğin tüm imkanlarından yararlanmak önemlidir. Bu konularda ihtiyaçlar en iyi biçimde karşılanabilir. Bu alanlarda tamamen toplumsal nitelikte ve karşılıksız hizmet sunan bir sistem kurulmalıdır. Bu alanlar dışında özel mülkiyet ve özel girişimler tekel olmadan yaşam bulabilir.
Komünal ekonomi esas olarak toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyecektir. Bunun yanında bireyin sağlığı, eğitimi ve sosyal gelişimi için gerekli ihtiyaçları da sağlayacaktır. Ancak doğayı, toplumu ve ahlakı tüketen ve insanları tüketim peşinde koşturan şartlanmış varlıklar haline getiren tüketim toplumu gerçeğine de karşı çıkılacaktır. Kapitalizmin en yüksek kara ulaşmak için bireyciliği ve bu temelde tüketimi körüklemesinin önüne eğitim ve sosyal çalışmalar güçlendirilerek geçilecektir. Zaten kapitalizmin tüketim toplumu karşısında toplumculuğu ve toplumsal ahlakıyla alternatif olacaktır. Bireyciliğin, bencilliğin hazzı yerine, toplumculuğun, dayanışmanın ve bugüne kadar yaratılan toplumsal değerlerin hazzı baskın çıkacaktır. Böylece birey toplumsallığı içinde kendi değerinin anlamına daha fazla kavuşacaktır.
İnsanca yaşamın adı
Komün kavramı, doğrudan toplumsal yaşamın varoluş tarzını içerdiği için iktidarlar kendilerine mal edemezler. Komün, insanlık tarihinde ve günümüzde insanca yaşamanın adıdır. Komünalizm toplumun var oluş tarzı olduğu gibi, komün de toplumsallığını korumanın vazgeçilmez örgütlülüğüdür. İnsan ve toplumsallığıyla bu denli özdeşleşmiş kavram olan komünün, yeniden canlandırılma ihtiyacı bulunmaktadır. Komünal yaşamın yeniden örgütlenmesi demek, yeni bir toplum icat etmek değildir. Topumun geriletilen, yabancılaşmaya uğratılan, baskılanan özünü açığa çıkarmadır.
Günümüzde Ortadoğu tam bir keşmekeş içerisinde debelenmektedir. Merkezi hegomanik iktidarların piyonları konumundaki despotik yönetimlere, halkların tahammül edecek takati kalmamıştır. Kısa süre içerisinde Ortadoğu’nun birçok ülkesinde gelişen devrimler, özünde halkların hegemon iktidarlar ve onların yerli versiyonlarına karşı adil, özgür ve demokratik yaşam arayışının ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Fakat büyük emek ve bedellerle gerçekleştirilen devrimler kısa bir zamanda kendi karşıtlarına dönüşmektedir.
Hatta, eskiyi aratacak tablolar açığa çıkabilmektedir. Mezhepsel, kabilesel çelişkilerin aşılamaması nedeniyle, büyük bir mücadele potansiyeli barındıran, İslam menşeli Ortadoğu radikalizmi saplandığı çıkmaz sokaktan bir türlü kendini kurtaramamaktadır. Kapitalist moderniteye cepheden karşı durmaktan geri kalınmamakta, ancak buna karşın tarihsel ve güncel olarak Ortadoğu’nun sosyal dokusuna uygun olan bir alternatif sistem geliştirilememektedir. Gelenekçi yapısıyla komünal değerlerin tutucu bir tarzda savunusu içerisinde olan, fakat çözüm geliştirememekten dolayı, kökten karşı olduğu merkezi hegemonik sisteme hizmet etmekten kendini kurtaramayan ve bu durumun neticesinde heba olan devasa bir mücadele potansiyeli, Ortadoğu’nun yaşadığı temel paradoks olmaktadır. Tam da bu noktada Ortadoğu’nun kadim halklarından birisi olan Kürt halkının son 40 yılda yaşadığı değişimin başta Kürdistan halkı olmak üzere Ortadoğu halklarına umudu muştulayan bir karakterde olduğu görülebilmektedir. Bu değişimin başlıca mimarı olan Kürt Halk Önderi A.Öcalan, “Nasıl ki demokratik federalizm ve demokratik özerklik demokratik ulusun politik yaşam örgütlenmesi ve kurumlaşması ise, komünal ekonomik birlikler federasyonu da ekonomik yaşamın örgütlenmesi ve kurumsallaşmasıdır. Komünal Ekonomik Birlikler Federasyonu yerel, ulusal ve bölgesel çapta Ortadoğu Demokratik Uluslar Birliği’nin ekonomik temelini ifade eder” tespiti Ortadoğu’nun içinden çıkılamayan sorunsalına devrimsel nitelikte bir çözüm perspektifini barındırmaktadır.
Bugün Rojava Kürdistan’da yaşanan gelişmeler, demokratik ulus çözümünün asgari düzeyde de olsa, doğru bir tarzda uygulamasıyla, devrimsel bir düzey yaratılabildiğini göstermektedir. Rojava modeli, henüz meclis ve komün örgütlülüğü bağlamında tamamlanamamış da olsa, Kürdistan halkı kadar bütün Ortadoğu halkları için bir model olma iddiasındadır. Rojava Devrimi başta olmak üzere, bugün Kürdistan’da gelişen çizgi, en genelde insanlığın özgürlük eğiliminin temsil edilmesi ve 21.yüzyıla taşırılması anlamını taşımaktadır.
ŞİYAR KOÇGİRİ