Kim ne derse desin, geç de olsa Kürdistan’a bahar gelmiştir. Bahar’ın belirtileri uzun süredir zaten görünüyordu.
Kuzey Kürdistan’daki serhildanlar sürecinden sonra halk bütün yerel yönetimlere egemen olmuştu. HDP barajları aşıp TBMM’ye girerek yeni dönemin çözüm çağrısını duyurmuştu.
Rojava devrimi bu gerçeği bütün dünyaya Kobanê direnişiyle, canlı TV yayınlarıyla ilan etti.
Güney Kürdistan’da yapılan referandum ve sonuçları da bunun son göstergesi olmuştur.
Şimdi detaylardaki farklılıklar ve çelişkiler ne olursa olsun büyük resme bakarsak, sonuç olarak geçen yüzyılın başlarında, Sykes-Picot planına göre kurulan statüko yıkılmıştır. Yıkılan statükoda direnmenin ya da yeni kılıflarla eskiyi sürdürmenin olanaksızdır.
Bu nedenle, Erdoğan şöyle demiş, İbadi Kerkük’ü fethedecekmiş vb. senaryoların başarı şansı yoktur. İş o kadar ayağa düşmüş ki, alperen-ülkücü fedailer bile kılıç-kalkan kuşanıp Kerkük’e gideriz diye şov yapıyor. 2-3 sene önce Suriye’de DAİŞ ile birlikte Ruslara karşı savaşan, Rus uçağını düşürüp pilotunu öldürmekle övünen bir ülkücü vardı ya, şimdi nerelerde acaba o ucuz kahraman?
Erdoğan etrafında birleşen Kızılelmacılar boşuna şişinip caz yapıyor. Erdoğan ve AKP, geçmişte siyasi çözüme yatkın göründüğü için güçlenmişti. Savaş tercihiyle oluşan Erdoğan ve etrafındaki şer cephesi sağa sola efelendikçe, saldırganlaştıkça yalnızlaşıyor. Kendinizi yırtsanız da, yaksanız da 100 sene önceki statükoyu sürdüremezsiniz.
Erdoğan şefliğindeki ırkçı-dinci-mezhepçi diktatörlük çağın akışına karşı kürek çekiyor.
Tarihin akışı nice tahtı tacı tarumar etti.
Hani Osmanlı imparatorluğu, Büyük Britanya krallığı, Rus çarlığı, Çin krallığı nerede? Ya da Saddam, İran şahı vd.?
Erdoğan yakın zamana kadar „Yeni Osmanlı“ diyordu ama onu da unuttu. Şimdi Yeni Kemalizm diyor ve tek tekçi Rabiacılıkla-Ergenekonculukla ayakta kalabileceğini zannediyor.
Her gün aşiret reisi diye hakaret ettiği Barzani’den biraz da ders alsaydı hiç böyle yapmaz, kendi ağlanacak haline gülmezdi.
Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi Bağımsız Yüksek Seçim ve Referandum Konseyinin açıklamasına göre önerilen devlet modelinde:
„Kürdistan’ın savunması konusunda tüm kesimlerin eşit haklara sahip olduğu, tarihi yerleşim yerlerinde demografinin korunmasına dikkat edileceği, Kürtçe, Arapça, Türkmence, Süryanice ve Ermenice dillerinin bağımsız Kürdistan’ın resmi dili olacağı, Müslüman olmayanların kendi dinlerini özgürce yaşayıp kendi hukuki haklarına sahip olacağı ve Kürdistan Anayasası’nın yazılacağı oturumda tüm kesimlerin temsilcilerinin yer alacağını belirten maddeler yer aldı.“
Hala anadilde eğitimi engelleyen, bir cemevi açılmasını bile yasaklayan, Anayasa referandumunu hile hurda ile kıl payı kazandığını açıklayan, kiliselerin mallarına el koyan ırkçı-dincilere kapak olsun!
Bir de Rojava kantonlarında ilk adımda anadilde eğitimin hayata geçirildiğini hatırlayın.
Bir yanda bütün farklılıklara-ezilenlere tek ferdine kadar özgürlük, öbür yanda tüm farklılıkları son ferdine kadar inkar-imha zihniyeti.
Kazanan ve kazanması gereken bellidir. Böyle yazıyorum diye kurtuluşun çok da kolay ve torbada keklik olduğunu zannedecek kadar toy değilim. Ama dün olduğu gibi bugün de özgürlükleri uğruna mücadele edenler kazanacaktır.
Bir de, her şeyi unutup hala „Ama. Fakat. Yani...“ diye vakit geçiren solculara(!) hatırlatayım:
Kemal Pir’in kırk sene önce haykırdığı gerçeği artık görün. Kürdistan’da sömürgecilik egemen olduğu sürece hiç bir ülkede bırakın sosyalizmi demokrasinin d’si bile olmaz, olamaz. Krallıklar, Tayyipler, İbadiler, Ayetullahlar, DAİŞ zihniyeti elinde kıvranan Ortadoğu’dan hiç mi ders almayacaksınız?
Ya tam eşitlik ve özgürlüğe dayalı siyasi çözüm, herkes için onurlu bir barış ya da işgalci-sömürgeci katliamcılara karşı sonuna kadar direniş!
Başka bir yol var mı?