EREM KANSOY


Tüm yaşanan acılara birebir tanıklık eden cephelerin doktoru Heval Akif’in sesini hiç duymadık. Dünyanın en fedakar insanlarından birisi olan Heval Akif’i ekranlarda, haberlerde hiç görmedik. O’nun buna ihtiyacı yoktu. Kamera gördüğü zaman önüne geçmek yerine işini yapmaya devam etti. Savaşın çılgınlığına kapılan ana akım basın onun emeklerini göremedi, dünyaya gösteremedi. 

Heval Akif hemen hemen her şehidi kendi elleriyle araçlara yerleştirdi, binlerce yaralıya müdahale etti. Heval Akif’in yaralarını sardığı hastalıkların, çare olduğu sivillerin hesabını tutmak imkansızdı. Elektriksiz, susuz kaldı, hiçbir zaman yeterli ekipmanı ve ilaçları olmadı ama Heval Akif, üzeri sac demir plakadan oluşan dört kısa demir çubuk üzerinde onlarca yaralının göğsünü açıp içinden mermiler çıkardı. Sağdan soldan bulduğu metal veya tahta çubuklarla kırık kemikleri sardı, taştan kapı önlerinde kalp masajıyla onlarca savaşçıyı hayata döndürdü. Sadece kurşunlanmış vücutları, yanmış bedenleri, parçalanmış kol ve bacakları iyileştirmedi, çürük dişleri de söktü, kış kıyamette hastalanan yavrucaklara da çare oldu. Kucağında onlarca yaralı son nefesini verse de Heval Akif hiç durmadı, yılmadı. Dünyanın duymadığı ama devrimin en önemli parçası olmaya hiç mi hiç ara vermedi, vermiyor Heval Akif.

Olanakların çok kısıtılı olduğu ilk yardım noktasında, her top, her havan atışında ilaç kutuları sallantıdan dolayı yere düşerken, Heval Akif o hengamede canlar kurtardı, yaralar sardı. Bazen bir araçtan beş yaralı indirildiği oluyordu. Heval Akif hepsine yetmeye çalışıyordu; birine kalp masajı yapar, diğerine tampon sarar, bir diğerine serum bağlarken, hemen yanındakinin ise yarasını dikmeye koştuğunu görürsünüz. Etrafında yardımcıları fır dönerken, o kendi işini kendisi yapmayı tercih ediyor ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak istiyordu. Yaralıları ağır, orta ve hafif diye ayırıp, öncelik sırasına göre müdahalede bulunuyordu. Heval Akif’in hastaya her müdahalesi bir film konusu aslında.

Cephenin doktoru Heval Akifle Reqa’da geçirdiğim her an beni derinden etkiledi. 


Yaralı bir kadın savaşçı

Cephede geçen her bir an insanın zihnine kazınıyor.  Nedense Reqa anılarımda her zaman aklıma öncelikle Heval Amara geliyor. 

Derikli genç kadın bir savaşçı, taburunun en genç üyesi... Orada bulunduğum ilk 36 gün içerisinde hemen hemen her gün onun taburunda ve mevzisinde bolca zaman geçirmiştim. Ekmeğini, suyunu her zaman benimle paylaşıyor, yol göstericiliğimi, hatta korumalığımı bile yapıyordu. Kürtçe bilmememe rağmen Heval Amara ile bir yolunu bulup anlaşıyor, doğu cephesinde gitmediğimiz yer bırakmıyorduk. Her zaman yüzünden eksik olmayan gülüşü her gittiğimiz noktaya pozitif bir enerji taşıyor, diğer arkadaşlara da moral veriyordu. 

Bir gece yine ilk yardım noktasında beklerken, birden zırhlı bir araç gelip durdu ve arkadaşları içerisinden Heval Amara’yı çıkardı. Ayakları kan içinde ve baygındı. Gülen gözleri kapalıydı. O anı asla unutamam. Amara’ya yapılan ilk müdahalenin ardından hain bir çete kurşununun ayağına isabet ettiği anlaşıldı. Cephenin doktoru kapsamlı bir ameliyat gerçekleştirerek kurşunu çıkardı. Saatler sonra Amara kendine gelip gözlerini açtığında benim kuşkulu bakışlarım, dikkatini çeken ilk şey oldu. Gözlerime bakarak yine gülümsedi. O anda derin bir nefes alarak rahatladığımı hissettim. ‘Amara’nın gülüşü’ başlıklı haberim de buradan çıkmıştı.