
Dünyada her gün binlerce kadın işkence görüyor. Yapılan araştırmalarda kadınların, en çok cinsel tehdit ve tacizleri unutamadıkları ortaya çıkıyor. Kadınların gözaltı ve cezaevi dönemlerinde çırılçıplak soyunma, kaba dayak, elektrik ve askıya alma gibi işkencelerden geçtiklerini belirten TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Necdet İpekyüz, "Eğitim düzeyi değiştikçe yapılan şiddetin boyutu ve yapılış şekli de değişiyor. Kişi artık kaba şiddetten etkilenmediğinde, işkenceciler, cinsel tehdit ve psikolojik şiddete başvuruyor" diyor.
Kadınlar, karakollarda, ev baskınlarında ve sokak gösterilerinde polislerin ya da askerlerin cinsel işkencelerine maruz kalıyor. Bu işkencelere maruz kalan kadınların cezaevi ve gözaltı sonrası travmayı atlatabilmeleri için henüz bir kurum mevcut değil.
İşkence başvuruları artıyor
Amed'deki Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) gelen kadına yönelik şiddet başvurularının son üç yılda giderek arttığını belirten TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Necdet İpekyüz, kadınların büyük çoğunluğunu, Kürt sorunu ve siyasi nedenlerden dolayı tutuklandığını söylüyor. Kadınların, artık saç çekme ve tokat atma gibi uygulamaları işkence olarak görmediklerini belirten İpekyüz, kadınların daha çok psikoloji bozmaya dönük şiddete uğradıklarını söylüyor.
Gelen başvurular arasında İran ve Suriye’de tutuklanan kadınların da olduğunu söyleyen İpekyüz, "İran ve Suriye’de tutuklanan kadınlar, aklınıza gelebilecek her türlü kaba ve cinsel şiddeti görüyor" dedi. Uzun dönem cezaevinde kalan kadınlarla görüştüklerinde, cezaevi dönemlerinde ilk olarak çırılçıplak soyunma, kaba dayak, elektrik ve askıya alma gibi işkencelerden geçtiklerini aktardıklarını belirten İpekyüz, "Kimi zaman bir insanın kaba dayakla psikolojisi bozulmazken, ailesi ile ilgili tehditler sonucunda kendini kötü hissedebiliyor. Bunu yapanlar da bu durumu çok iyi bildiklerinden dolayı, kime nasıl davranacaklarını çok iyi biliyorlar" diyor.
Cinsel kimliğe yönelik şiddet
İpekyüz, günümüz koşullarında cinsel şiddetin sadece işkence açısından olmadığını, yaşamın her alanında kadının, cinsel obje olarak görüldüğünü, tacizlere uğradığını dile getirerek şu ifadelere yer verdi: "Bize yapılan başvurularda, yapılan işkencelerin çoğunun cinsel kimliğe yönelik olduğu saptandı. İşkence sonrası kadınlarda baba veya erkek kardeşe güvensizlik, duygusu gelişebiliyor. Ayrıca içe kapanma, ağlama isteği, küfür etme, yaşamdan kopma gibi sorunlar da ortaya çıkıyor. Ona işkenceyi yapan kimliğe ve etnik kökene karşı nefret duygusunu oluşturmasına neden oluyor. Kadınının travmayı atlatabilmesi için çevresine büyük bir görev düşüyor. Kadının cinsel obje olarak görülüp ve bu yönden ona zarar vermeye çalışmaları, bir hak savunucusu olarak beni çok üzüyor."
'İşkenceciler cezalandırılsın'
Kadınların cinsel tacizi dillendirmede zorluk çektiğine işaret eden İpekyüz, "Bize gelen başvuruların iki veya üçüncü görüşmelerin sonrasında cinsel işkenceye maruz kaldıkları konular üzerine konuşabiliyoruz. Maalesef feodal yapının etkisi altında kalmış bir toplum olduğumuz için kadının, gözaltı süresince başına gelen cinsel tacizleri aile bir türlü kabul edemiyor. Bazı aileler bu konuyu aşmış olsa da maalesef çoğu aile buna henüz hazır değil. Bu yüzden bize gelen kadınlar, taciz durumunu anlatmak istemiyor. Zaten tarihe baktığımızda bu tür işkenceleri yapanlar, cezalandırılmadığı gibi bu gün yeni görevlendirmelerle karşımıza çıkıyor."
'Kötü muamele görene yönelik ne yapabiliriz' diye düşünmekten ziyade, 'kötü muameleyi uygulayanlara yönelik ne yapabilir?' diye düşünmemiz gerektiğini söyleyen İpekyüz, "Geçmişte bu tip işkenceleri uygulayanlar şu an çok iyi durumda ve görevlerine devam ediyorlar. Bu büyük bir sıkıntıdır. Bu sorun Türkiye’nin sorunudur. Bunların cezalandırılması gerekiyor" diyor.
JINHA/AMED