
Gözaltı ve tutuklamaların hukuki açıdan ele alınabilecek herhangi bir yanı olmadığını belirterek, tamamen siyasi bir olay olduğunu vurgulayan Avukat Ergin Cinmen, iktidarın Kürt sorununu çözmek gibi bir niyeti olmadığını belirtti. Tam tersine sorunun derinleştirilmesine yönelik faaliyet gösterildiğinin bir kanıtı olduğunu kaydeden Cinmen, „Başbakan bir taraftan görüşmeler devam edecek derken, diğer taraftan eline silah almamış insanları gözaltına alarak, tutuklayarak bu işi tam bir kaosa sürüklüyor. Bunların açıklanacak bir yanı yoktur“ dedi. Cinmen, AKP iktidarının kanı hızlandırmaya çalıştığını söyledi.
Av. Kozağaçlı: Yanlış tercih
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, 12 Haziran’dan bu yana Kürt siyasetinde ve siyasetçilerinde bir politika değişikliği olmadığını, o zaman suç sayılmayan davranışların dün sabah itibariyle suç sayılmaya başlamasının siyasi bir karar olduğunu dile getirdi. Bu kararların HSYK ve Adalet Bakanlığı aracılığıyla hükümetin tasarrufunda gerçekleştiğine dikkat çeken Kozağaçlı, tüm sorumluluğun hükümette olduğunu söyledi. Kozağaçlı, hükümetin bir tercihiyle karşı karşıya olunduğunu ve bu tercihin yanlış olduğunu söyledi. Kozağaçlı, „1990’larda hukuk adı altında uygulanan devlet terörüne, hukukun JİTEM’e, infazlara devredildiği ortama izin vermeyeceğiz. Şu anda ondan da ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Binlerce kişiyi cezaevine doldurursunuz. Dolduramadıklarınızı sokaklarda avlamaya başlarsınız“ dedi.
Hukukçu Kardaş: Baltalandı
Bir diğer hukukçu eski Askeri Hakim Ümit Kardaş ise söz konusu gözaltı ve tutuklamaları Kürt sorununun çözümünde bir tıkanma olarak gördüğünü belirterek, bu durumun diyalog sürecini baltaladığını söyledi. KCK operasyonlarıyla gözaltına alınanların PKK’li olarak lanse edildiğini belirten Kardaş, „Biz BDP’lilerden bahsediyoruz, ama diyelim bağlantısı var. Olsa da PKK üyelerinin toplumsal yaşama, siyasi yaşama adapte olmaları, normal siyasi alanda faaliyet göstermelerini uygun görüyorum“ dedi. Tüm yaşananların müzakere sürecine girilmesini engellediğini ifade eden Kardaş, özel yetkili mahkemelerin, Terörle Mücadele Kanunu’nun zaten adil yargılama hakkıyla bağdaşmadığını dile getirdi. Kardaş, bu düzenlemelerin hukuka aykırı düzenlemeler olduğunun altını çizdi.
Margulies: Yalan söyledi
„KCK“ adı altında tekrardan devreye sokulan operasyonların AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümü noktasında ‘apaçık yalan’ söylediğinin kanıtı olduğunu ifade eden gazeteci Roni Marqulies, yaşanan gelişmelerin sorumlusu olarak Meclis’e gitmeyen BDP’nin gösterildiğini, fakat BDP’nin Meclis’e girmesinin ardından ortamın yumuşaması gerekirken KCK operasyonları ile tam tersi bir süreç geliştirildiğini söyledi. Marqulies, „Başlayan KCK operasyonları bir kez daha hükümetin sorunun çözümünde ciddi olmadığını göstermiş oldu. Bu durumda savaşın devamı anlamına gelmektedir“ dedi.
Ragıp Duran: Çıkmazda ısrar
Gazeteci Ragıp Duran ise Başbakan Erdoğan’ın Ramazan ayında yaptığı „Sabrımız kalmadı“ açıklamasının ardından gündeme gelen bin 400 kişilik tutuklama listesine dikkat çekti. „Bunu planlayanların neler düşündüğünü tahmin etmek zor“ diyen Duran, Nisan 2009’da yapılan KCK operasyonları ile Kürt siyasetinin ‘ehlileştirilmeye’ çalışıldığını, fakat bunun sonuçsuz bir çaba olarak ortada durmasına rağmen tekrar yapılan KCK operasyonlarının „çözümsüzlük çıkmazında ısrar“ anlamına geldiğini söyledi. Duran, „Aslında 1925 yılından bu yana bu operasyonlar var. Ama sonuç vermediği ortada. Bu operasyonları ne siyaseten ne ahlaken ne vicdanen açıklayamayız“ dedi.
Duran, AKP’nin sorunu güvenlik sorunu olarak gördüğünü ve bu şekilde davranmakta ısrar ettiğini söyledi. Duran, „Siyaseti dışlayarak askeri yöntemleri tercih edenler de gelişecek şiddetten şikayetçi olmalılar“ diye konuştu.