Barış bildirisine imza attıkları için tutuklanan 4 akademisyen için de durum farklı değildi. Büyüyen dayanışma ile tutuklamalara gelen tepkiler üzerine özgürlüklerine kavuştular. 

Fincancı, Önderoğlu ve Nesin’in tutuklanması gösterdi ki; soruşturma terörü altındaki Özgür Gündem gazetesi etrafındaki dayanışmanın büyümesi, AKP/Saray rejimini zora soktu. “Tutuklanmaları önünde bir engel yoktur” şeklinde hukuk ve yasadışı bir gerekçeye dayandırılan tutuklamanın tek amacı buydu. Ancak bu plan da, akademisyenler örneğinde olduğu gibi tutmadı. Hem hapsedilen 3 dayanışmacı, dayanışma eylemlerinin ardında dururken, yeni, eski çok sayıda gazeteci, “Gündem gazetesinin genel yayın yönetmenliğine adayız” dedi. Rüzgar bir anda tersine döndü. AKP/Saray rejiminin bir planı daha elinde kaldı. 

Dayanışmak, insanın hakikatine, özüne ait bir hal. Başkasının derdine ortak olmak ya da başkası için başına dert almak; bir erdemdir. Che ne güzel demiş; ‘Dayanışma ezilenlerin inceliğidir’ diye. Gerçekten de öyle.  

Fincancı, Önderoğlu ve Nesin, haliyle de Gündem gazetesi ve Kürt basını etrafında örülen dayanışma eylemi, cezaevinde hapsedilen gazetecileri de gündeme getirdi. Gazete dağıtımcıları ile birlikte cezaevinde 44 gazeteci bulunuyor. İçlerinde Atılım gazetesi yazı işleri müdürü Hatice Duman, Odak dergisi yazı işleri müdürü Erol Zavar ve Eylül dergisi yazı işleri müdürü Erdal Süsem gibi uzun yıllardır cezaevinde tutulanlar da var. DİHA muhabirleri ise özellikle Ocak ayından bu hedef tahtasında. Sıkıyönetim ilan edilen kentlerden haber geçen DİHA muhabirleri tutuklandı. Sadece tutuklama da değil, ölümle tehdit edildiler. Nedim Türfent, defalarca JÖH ve PÖH tarafından tehdit edildi. Van’a giderken gözaltına alındığında JÖH ve PÖH hesaplarından “Seninle hesaplaşacağımızı söylemiştik” şeklinde tweetler atıldı. Çok açık ki can güvenliği tehdit altındaydı. Türfent’in gözaltına alındığı gün, Haber Nöbeti’nden gazetecilerin girişimiyle milletvekilleri, gazeteci örgütü temsilcilerinin ısrarla Yüksekova Emniyet Müdürlüğü’nü aramasının, Türfent’in gözaltında fazla bekletilmeden mahkemeye çıkartılmasındaki etkisini yadsımamak gerek. Zaten Türfent de bu durumu, çalıştığı ajansa gönderdiği mektup da ifade etmişti.

Tüm bu pratik örnekler, gazeteciler olarak daha çok ve daha geniş cephede yan yana gelmenin hayati önemine işaret ediyor. Havuz medyasının her geçen gün çürüyen yapısı düşünüldüğünde, dayanışma eylemi, gazetecilik mesleği için de kaçınılmaz. Çünkü, AKP/Saray rejimi, gazetecilik yapma koşulunu ortadan kaldırdı. Dayatma net: Ya Saray’ın basın danışmanı olursunuz, biat edersiniz ya da tutuklanırsınız. Kürt’seniz tutuklanmanız da yetmez, öldürülürsünüz. Bunun somut örneği de, Cizre’de vahşet bodrumunda katledilen Azadiya Welat muhabiri Rohat Aktaş. 

Havuz medyası büyük bir düşkünleşme içinde. Atatürk Havalimanı’nda katledilen insanların cansız bedenleri toprağa verilmemişken, havuz, katliamın 3. günü, Osmangazi köprüsünün açılışını manşete taşıdı. Tam rezillik, tam vicdansızlık. Katliamın 2. günü Habertürk, ekonomi sayfasına “Havamızı bozdular” manşetini attı. En küçük bir insanlık belirtisi dahi göstermediler. Eskiden merkez medyada, mesleğin etik kurallarına bağlı olarak çalışan gazeteciler vardı. Vicdanlı insanlar vardı. Ancak artık yok. Son kalanlar da atıldı. Geride kalanlar da gazeteci değil, tetikçi. İşte gazeteciliği Saray’ın bu tetikçilerine bırakmamak için de dayanışmaya ihtiyacımız var. 

Bunun kadar önemli bir başka nedenimiz ise; AKP/Saray rejiminin havuz medyası eliyle yarattığı “fantastik dünyaya” karşı hakikati savunmak için de yan yana durmak zorundayız. Nasıl yalandan bir dünya yarattıklarının son örneği; Erdoğan’ın Mavi Marmara gemisi üzerine söyledikleri oldu. İsrail ile anlaşmaya kadar Mavi Marmara ve İHH’yı yerlere göklere sığdıramayan Erdoğan, anlaşma ile birlikte tutum değiştirdi, “Giderken benden mi izin aldınız” diyerek, İHH’yı suçladı. İHH’nın da “paralel” ilan edilmesi yakındır. Bu son gelişme bir hesaplaşmaya dönüşüp, “yardım” adı altında Selefi çetelere yapılan sevkiyatların ayrıntılarını ortaya çıkar mı henüz bilmiyoruz. Ancak, Erdoğan’ın bu dönüşünün ardındaki hakikati halklara anlatmak için de özgür basına ve özgür basınla dayanışmaya ihtiyacımız var.

Uzun lafın kısası; haber nöbetinin sloganı olsun: Mesleğimize ve hakikate dayanışma sahip çıkacağız.



Arzu Demir