Herkes “bayram” yazısı yazıyor ya, ben de böyle garip bir şey yapayım dedim. Biraz güncelden kopalım.

Buyurun okuyun:
Zeki bir “araştırmacı yazar”, “çözüm süreci” boyunca, KCK davalarında yapılan “tahliyelerle”, politik ortamdaki “gergin günler” arasındaki “korelasyon”u ortaya çıkarsa ne iyi olurdu. Hükümetin yargıyı “siyasi tansiyona” göre yönlendirdiği ortaya çıkardı. Hükümet durumu “yumuşatmak” istediğinde “birkaç tahliye” gerçekleşiyor; durumu “sertleştirmek” istediği zaman, “tek bir tahliye” bile gerçekleşmiyor.
Ben “zeki bir araştırmacı yazar” olmadığım için, bu iddiamı bilimsel verilerle kanıtlayamam. “Üç kişinin tahliye” edildiği gün, “siyasi hava durumu nasıldı” sorusunu araştırıp ortaya çıkaramam. “Tek bir tahliye olmayan” duruşmanın hangi “siyasi olaylar”la irtibatlı olduğuna dair ikna edici bir açıklama da yapamam. ..
Ama, medyaya yansıyan “olayları” mukayese ederek, Hükümet’in yargıyı yönlendirdiği iddiamı kuvvetli hale getirebilirim…
Mukayese edeceğim “olaylar”, KCK davası ile Balyoz davasıdır.
Hasdal Cezaevinde yatan “muvazzaf” Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen Oda TV adlı internet sitesine bir yazı yazmış. Yazıda şöyle diyor:
“Eş-dost-akraba-arkadaş kalabalığı akşam saatlerinde Hasdal’ı terk ettikten ve özgürlüklerine kavuşan silah arkadaşlarımızı alkışlar eşliğinde Hasdal’dan uğurladıktan sonra Balyoz darbe planının yalın gerçeği fiziki olarak da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Sağım denizci, solum denizci olunca gayri ihtiyari şu soruyu soruyorum en yakındaki arkadaşlarıma: “Yahu hiç mi karacı kalmadı aramızda?”
Kalmamış. Yani, Balyoz davasından tutuklu olan “muvazzaf” yani, “emekli olmayan” bütün “karacılar ve ikisi hariç bütün jandarmalar” Yargıtay kararıyla serbest bırakılmış. Buna karşılık halen görevde olan bütün Denizciler hüküm giymiş.
Albay’ın açıklamasına göre “muvazzaf ve emekli” toplam Balyoz davası sanıklarının durumu şu: “Balyoz hükümlüsü 237 sanığın 134’ü (Yüzde 57’si) Deniz Kuvvetleri personeli. Türk Silahlı Kuvvetlerinin en az personel mevcutlu kuvvetinde durum böyleyken bir de en yüksek personel mevcuduna sahip Kara Kuvvetlerinde durum neymiş bakalım: 237 hükümlünün sadece 38’i karacı. Bu mevcudun 28’i general (1’i hariç hepsi emekli), kalan 10’u ise emekli subay.”
Bu rakamlar bende “yönlendirme” duygusu uyandırdı. “Karacılar” sanki “siyasi” bir kararla salınmışa benziyor. Sizce de öyle değil mi?
Ve şimdi düşünün: Ortada bir “darbe” davası var. Ve kendi kendinize sorun: Darbeyi “denizciler” mi yapar, yoksa karacılar ve jandarmalar mı? Yazıyı yazan Albay’ın elindeki “denizaltı” ile Ankara’ya baskın yapması, “TRT’yi ele geçirmesi, Meclisi kuşatması“ gerçekten “post-modern” bile değil, “sürrealist” bir “darbe” yaşamamıza neden olurdu. Bir Tristin Tzara klasiği yani…
Darbe teşebbüsü bastırılan Albay Ali Türkeş’e sorarlardı; “hangi akla uyarak denizaltıyla Ankara’da darbe yapmaya kalktın?” Sanırım o da şöyle yanıtlardı: “Ben siyasetçinin kurbanıyım, seçimlerde Ankara’ya ‘deniz getireceğim’ sözüne inandım… Siyasilerin palavracı olduğunu nereden bilebilirdim?”
O halde olan biten nedir?
Belli oluyor ki, “asıl darbe yapabilecek imkana” sahip olan Kara Kuvvetlerinde yaşanan “öfke” Hükümeti ürkütmüş. Kendisi de karacı olan Genelkurmay Başkanı’nın, daha önce bizzat açıkladığı “temaslar”, “sonuç vermiş“ ve Karacıları “yatıştırmak” için gereken yapılmış…
Buna karşılık, “ortada bir darbe teşebbüsü” var diyebilmek için, darbe yapamayacak iki kategoriden “darbeci” hüküm giymiş: Emekli askerler ile Denizciler…
Ve özellikle Kürtler bu olup bitene hayretle bakmakta. Şundan dolayı: Yapılmamış ve “vazgeçilmiş” darbe teşebbüsü ile ilgili dava, yargılananların Kürdistan’da işledikleri “savaş suçlarını“ örtbas ediyor ve mahkumiyet “darbe teşebbüsü” suçuna dayandırılarak, “savaş suçundan” beraate hükmedilmiş oluyor…
Bu durumda Kürtlerin, “Olsun, bize karşı işlenen suçlardan hüküm giymediler ama, layıklarını da buldular, kodesi boyladılar” diye sevinmeleri, içlerini rahat ettirmeleri, “oh olsun” demeleri mümkün mü?
Değil. Çünkü hüküm giyen denizcilerin Kürdistan dağlarında “savaş suçu” işleyebilmesi, Ankara’da “denizaltıyla darbe” yapmaya benziyor.   Bayram’ın arifesinde karacıların “gazabına” uğramamak için bahriyeliler iktidar tarafından işte böyle “kurban” edilmiş gibi...
Yani “darbe” yapabilecek olanlar dışarıda…Yapamayacak denizci Türklerle, dışarıdakiler tarafından “mağdur” edilen “dağcı Kürtler” içeride… Ne bayram ama…