Deniz; Göğüydü, yüzünü bulutla kapatan ağlamanın…

***
Fırat; içine düşen ölülerin yüreğini yara yara akar varmak için Deniz’e… Su arınmak içindi; içine düşenleri vermemesi  su’yun  arınma isteğindendi..  arındıkça içe varılırdı su’yun yazgısında… yazgı okunurdu elbet, yeter ki dinmesin fırtına!

Ölümden ve özlemden olma çocuk!
Deniz’i ve Fırat’ı bildin.
Şimdi başka sorular  bul kendine. Zamanın ölüme neden iyi gelmediği gibi mesela! Yada neden korkuyoruz kalbini yitirmiş bu zamandan… Dünyaya geç gelip erken gidenlerin takviminden kim di sorumlu olan?
***
Ölüler kitabının ilk ayeti şöyle yazılmıştı;
Öyle uzun ki hayat, ömrünüzce kalbinizde  sızlayacak ateşe dokunun!!
Engin uçurumlardan düşün içinize. Gönlünüzü yarın.. Fırat oradan akıp varacak Deniz’e..
***
Adaletin Tanrıçası Ma’at’a kalırsa; Çok az kişi kalır gittiği yerde…  Tüy’e karşı kalbi tartılır gidenin.. kalpten istenen kimseyi korkutmamış olmasıydı…  Ser verip sır vermemesi, Siz gidin ben kalırım demesiydi.. sırrı içildikçe çözülen Aşk’tan vazgeçmemesiydi..  yoksa! diye şehr koydu Ma’at. Sizi yeryüzüne tekrar göndereceğim ve olmak istemediğiniz bedenin göğsüne yerleştireceğim kalbinizi..

Kalbimiz..  Deniz ile Fırat’ın buluşması için yarılması istenen kalbimiz! geri döneceksin istemediğin bedenin göğsüne.. Bu kadar ölünün ahı varken ellerinde, ucuz cennet tasvirleriyle yanamayacaksın hiçbir ateşte!
Çocuklar kurumasın diye kendini yaralayan, yakan Fırat, Deniz’ine varmıştı nihayetinde.. yıkanmamış arınmamış tek bir ölü yoktu içinde.. Deniz’e baktı ve gögüs kafesinde ki ölüleri bir bir bıraktı mavisine.. Ölülerin canı yanmasın diye de aldı Deniz’den tuzunu bir kez daha yaralarına bastı.. Bütün hayallerimizi de alarak döndü toprağına; bir annenin acıdan kamburlaşan sırtında…


ÖZLEM KARAAÐAR